Kalblerinde hastalık olanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kalblerinde hastalık olanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler
Elmalılı Hamdi Yazır
Kalblerinde hastalık bulunanların: " Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Kalplerinde hastalık olanların, "Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz." diyerek onların içine daldıklarını görürsün. Olabilir ki Allah, bir fetih yahut katından bir buyruk getirir de bunu yapanlar, benliklerinde sakladıkları şeye pişmanlık duyar hale gelirler.
Süleyman Ateş
Kalblerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allah fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.7%
İngilizce
So you see those in whose hearts is disease hastening into [association with] them, saying, "We are afraid a misfortune may strike us." But perhaps Allah will bring conquest or a decision from Him, and they will become, over what they have been concealing within themselves, regretful
Fransızca
Tu verras, d'ailleurs, que ceux qui ont la maladie au cœur se précipitent vers eux et disent: «Nous craignons qu'un revers de fortune ne nous frappe.» Mais peut-être qu'Allah fera venir la victoire ou un ordre émanant de Lui. Alors ceux-là regretteront leurs pensées secrètes
İspanyolca
Verás que quienes tienen una enfermedad en sus corazones [la hipocresía] se apresuran buscando su complacencia y dicen: "Tenemos miedo de que nos sorprenda una derrota". Pero puede que Dios les tenga deparada la victoria o algún otro decreto, y entonces tengan que arrepentirse de lo que pensaban
Rusça
Ты видишь, что те, чьи сердца поражены недугом, поспешают среди них и говорят: «Мы боимся, что нас постигнет беда». Но, может быть, Аллах явится с победой или своим повелением, и тогда они станут сожалеть о том, что утаивали в себе
Endonezce
Maka kamu akan melihat orang-orang yang hatinya berpenyakit segera mendekati mereka (Yahudi dan Nasrani), seraya berkata, "Kami takut akan mendapat bencana." Mudah-mudahan Allah akan mendatangkan kemenangan (kepada Rasul-Nya), atau sesuatu keputusan dari sisi-Nya, sehingga mereka menjadi menyesal terhadap apa yang mereka rahasiakan dalam diri mereka
Bengalce
বস্তুতঃ যাদের অন্তরে রোগ রয়েছে, তাদেরকে আপনি দেখবেন, দৌড়ে গিয়ে তাদেরই মধ্যে প্রবেশ করে। তারা বলেঃ আমরা আশঙ্কা করি, পাছে না আমরা কোন দুর্ঘটনায় পতিত হই। অতএব, সেদিন দুরে নয়, যেদিন আল্লাহ তা’আলা বিজয় প্রকাশ করবেন অথবা নিজের পক্ষ থেকে কোন নির্দেশ দেবেন-ফলে তারা স্বীয় গোপন মনোভাবের জন্যে অনুতপ্ত হবে।
-Ey Resul!- İmanları zayıf olan münafıklar; Yahudilere ve Hristiyanlara dost olmak için acele ederler, onların üstün gelmelerinden ve hakimiyetin ellerine geçmesinden korkup onlardan kendilerine bir zarar gelmemesi için böyle yapmaları gerektiğini söylerler. Belki Allah, resulünü ve Müminleri muzaffer kılar. Veya kendi katından bir güç verir ve böylece Yahudilerin ve taraftarlarının saldırısı ve kuvveti geçip gider. Böylece Yahudilerin dostluğunda acele edenlerin pişman olup, kalplerinde zayıf sebeplerle edinmiş oldukları bu münafıklık geçersiz olmuş olur.
51- Ey iman edenler, yahudileri de hristiyanları da dost edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstericilik etmez. 52- Kalplerinde hastalık bulunan kimselerin:“Devrin aleyhimize dönmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Olur ki Allah zafer nasip eder veya kendi katından bir emir getirir de onlar da içlerinde gizlediklerine pişman olurlar. 53- İman edenler de derler ki:“Olanca güçleri ile sizinle beraber olacaklarına dair Allah adına yemin edenler bunlar mı?” Bütün amelleri boşa gitmiştir de bundan ötürü zarara uğrayanlar olmuşlardır.
51. Yüce Allah mü’min kullarına yahudi ve hristiyanların hallerini, onların güzel olmayan niteliklerini beyan ettikten sonra onları dost edinmeme irşadında bulunmaktadır. Çünkü “onlar birbirlerinin dostlarıdırlar.” Kendi aralarında yardımlaşırlar ve kendileri dışındakilere karşı el birlik olurlar. O halde siz onları dost ve yardımcı edinmeyin. Çünkü gerçekte onlar düşmandırlar. Sizin zarar görmeniz onlar için önemli değildir. Hatta onlar sizleri saptırmak için ellerinden gelen ne varsa hepsini ortaya koymaktan çekinmezler. O nedenle onlar gibi olanlardan başkası onları dost edinmez. Bundan dolayı devamla:“İçinizden kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır” buyrulmaktadır. Çünkü tam bir dost edinme, onların dinlerine geçmeyi gerektirir. Az ölçüde onları dost edinmek ise daha fazlasını peşinden getirir, sonra bu yavaş yavaş ilerler ve nihâyet kulu onlardan yapacak noktaya kadar ulaşır. “Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna” belirgin nitelikleri zulüm olan, ona dönen ve ona yönelen kimselere “yol göstericilik etmez.” Böylelerine sen her türlü âyeti getirsen dahi sana uymazlar ve sana itaat etmezler.
52. Yüce Allah mü’minlere onları dost edinmeyi yasakladıktan sonra iman iddiasında bulunan bir kesimin onları dost edindiğini haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Kalplerinde hastalık” yani şüphe, münafıklık ve iman zaafiyeti “bulunan kimselerin” şöyle dediklerini görürsün: “Bizim onları dost ve yardımcı edinmemiz ihtiyaçtan dolayıdır; çünkü biz “devrin aleyhimize dönmesinden korkuyoruz.” Yani yahudi ve hristiyanların zafere erişeceklerinden korkuyoruz, eğer onlar muzaffer olacak olurlarsa bizim onların üzerinde bizi mükâfatlandırmalarını gerektirecek bir iyiliğimiz bulunmaktadır.” Bu ise onların İslâm’a dair bir su-i zanlarıdır. Allah da onların bu kötü zanlarını reddetmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Olur ki Allah” İslâm’ı yahudi ve hristiyanlara karşı güçlendirecek bir “zafer nasip eder” ve böylelikle müslümanlar onları yenik düşürür “veya kendi katından bir emir getirir de” böylelikle münafıklar, yahudi ve diğer kâfirlerin zafere ulaşacaklarından ümitlerini keserler “onlar da içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.” İçlerinde sakladıklarına pişman olacaklar ve bu yaptıkları onlara herhangi bir menfaat sağlamayacak, aksine zararlı olacaktır. Böylelikle Allah’ın kendisi vasıtası ile İslâm’ı ve müslümanları zafere eriştirdiği, kâfirleri ve küfrü de zelil kıldığı bir fetih ve zafer gerçekleşmiş olur, onlar ise pişman olurlar ve yalnız Allah’ın bileceği ölçüde büyük bir kedere gark olurlar.
53. “İman edenler de” kalplerinde hastalık bulunan bu kimselerin durumlarına hayret eder şekilde: “ derler ki: Olanca güçleri ile sizinle beraber olacaklarına dair Allah adına yemin edenler bunlar mı?” Yani bunlar imanda, imanın gereği olan yardımlaşmak, sevmek ve dost edinmek gibi hususlarda şüphesiz sizinle birlikte olacaklarına dair yemin eden, yeminlerini kuvvetlendiren ve çeşitli pekiştirici ifadelerle daha da ileri götüren kimseler bunlar mı?!, derler. Artık bunların içlerinde sakladıkları ortaya çıkmış, gizledikleri açık seçik anlaşılmıştır. Onların yaptıkları hile ve tuzaklar da İslâm ve müslümanlar hakkındaki kanaatleri de boşa çıkmıştır. Dünya hayatında “bütün amelleri de boş gitmiş”, böylelikle maksatlarını elde edemedikleri ve bedbaht olup azaba mahkum oldukları için de “zarara uğrayanlar olmuşlardır.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Kalplerinde hastalık bulunanlar”dan maksat inanmadıkları halde müslüman görünen münafıklar olup âyette bunların yahudilerle ve hıristiyanlarla olan ilişkilerine değinilmektedir. Câhiliye döneminde Arabistan’daki yahudiler ve hıristiyanlar ekonomik bakımdan putperest Araplar’dan daha ileri seviyede bulunuyorlardı. Medine’de yahudiler en verimli topraklara sahip oldukları gibi ticarete de hâkimdiler. Bu sebeple halkın üzerinde güçlü bir ekonomik baskı oluşturmuşlardı. Bu durum siyasette de ağırlığını hissettiriyordu. Yarımadanın diğer bölgelerinde –özellikle Yemen’de– bulunan hıristiyanlar da ekonomik bakımdan diğerlerinden daha iyi durumda idiler. Hicretin ilk yıllarında müslümanlar Hz. Peygamber’in liderliğinde devlet kurmuş olmakla birlikte putperestlere ve diğer güçlere karşı verdikleri mücadele henüz kesin bir sonuca ulaşmadığı için Medine’deki münafıklar durumlarını netleştirmemişlerdi. Bunlar müslümanların içinde yer almışlardı, ancak mücadele müslümanların yenilgisiyle sonuçlanacak olursa yahudilere ve hıristiyanlara sığınabilmek için ilişkilerini sürdürme konusunda birbirleriyle yarışıyorlardı.
“Kalplerinde hastalık bulunanların, ‘Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz!’ diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün” meâlindeki cümlede, münafıkların ikili oynadıkları ifade edilmektedir. Ancak münafıklar Allah’ın Hz. Peygamber’e yardım edeceğini, ona zaferler, fetihler nasip edebileceğini veya düşmanlarının başına bir felâket getirip de onları yok edebileceğini, bu takdirde ikili oyunlarından pişmanlık duyacaklarını hesaba katmamışlardı. Nitekim münafıkların hesabı tutmadı, yüce Allah vaadini yerine getirerek peygamberine fetihler ve başarılar nasip etti. Böylece münafıklar hayal kırıklığına uğradılar.
-Ey Resul!- İmanları zayıf olan münafıklar; Yahudilere ve Hristiyanlara dost olmak için acele ederler, onların üstün gelmelerinden ve hakimiyetin ellerine geçmesinden korkup onlardan kendilerine bir zarar gelmemesi için böyle yapmaları gerektiğini söylerler. Belki Allah, resulünü ve Müminleri muzaffer kılar. Veya kendi katından bir güç verir ve böylece Yahudilerin ve taraftarlarının saldırısı ve kuvveti geçip gider. Böylece Yahudilerin dostluğunda acele edenlerin pişman olup, kalplerinde zayıf sebeplerle edinmiş oldukları bu münafıklık geçersiz olmuş olur.