Diyanet İşleri
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin
Elmalılı Hamdi Yazır
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir o. O'na ibadet et ve O'na ibadette sabırlı ol. O'na adaş olacak birini biliyor musun?
Süleyman Ateşen ayrışan
(O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun?
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Göklerin ve yerin yaratıcısı O'dur. O ikisinin sahibi ve işlerini yönetendir. O ikisinin arasındakileri yaratan, sahibi ve işlerini idare edendir. Yalnızca O'na ibadet et. İbadeti yalnızca hak eden O'dur. Ona ibadette sebat et/devam et. İbadette O'na ortak olacak bir eşi ve benzeri yoktur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
64- (Biz melekler) Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bu ikisinin arasındaki her şey yalnız O’nundur. Rabbin unutkan değildir. 65- O; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O halde O’na ibadet et ve O’na ibadette sabır göster. Hiç O’nun bir adaşını/benzerini biliyor musun?
64. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir seferinde Cebrail aleyhisselam’ın inişinin geciktiğini gördü ve:“Keşke bize daha çok gelsen” diye ona olan şevkini, ondan ayrılmanın verdiği yalnızlık duygusunu dile getirdi ve onun daha çok gelmesi suretiyle kalbinin daha bir yatışmasını istedi. Bunun üzerine Yüce Allah, Cebrail’in dilinden şu buyrukları indirdi:“(Biz melekler) Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz.” Yani bizim bu hususta hiçbir yetkimiz yoktur. Allah bize bir emir verrse hemen onu yerine getiririz ve O’nun hiçbir emrine karşı gelmeyiz. Nitekim Yüce Allah, melekler hakkında şöyle buyurmaktadır:“Onlar kendilerine verdiği emirlerde Allah’a isyan etmezler. Ne emrolunurlarsa onu yaparlar.”(et-Tahrîm, 66/6) O nedenle biz, emir alan kullarız. “Önümüzdeki, arkamızdaki ve bu ikisinin arasındaki her şey yalnız O’nundur.” Geçmiş, gelecek ve hal-i hazırdaki her şey, bütün zaman ve mekânlarda yalnız O’nundur. Bütün emir, yalnız Allah’ın olduğu için ve bizim de işleri idare olunan kullar olduğumuz açıkça ortaya çıktığına göre geriye sadece ilâhi hikmetin o işi gerektirip gerektirmediği kalmaktadır. Eğer hikmeti onu gerektirirse onu yerine getirir, gerektirmezse erteleyip yerine getirmez. Bundan dolayı devamla:“Rabbin unutkan değildir” buyrulmaktadır. Yani bu (bizim inişimizin gecikmesi) Rabbinin seni unuttuğundan veya ihmal ettiğinden dolayı değildir. Nitekim Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Rabbin seni terk de etmedi, sana darılmadı da.”(ed-Duha, 93/3) Aksine Yüce Allah, seninle ilgili hususlara itina göstermekte, sana en güzel bağışlarını ve oldukça üstün ve değerli ilâhi tedbirlerini ihsan edip buyurmaktadır. Yani bizim inişimiz, mutad vaktinden sonraya kalıp gecikecek olursa bu, seni üzmesin, tasalandırmasın. Çünkü bu husustaki bir hikmeti dolayısıyla bunu dileyen Allah’tır. O’nun için böyle olur.
65. Daha sonra Yüce Allah ilminin kuşatıcılığını ve hiçbir şeyi unutmayışını şu buyruklarıyla gerekçelendirmektedir. “O; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.” O’nun rubûbiyeti gökleri ve yeri kuşatır. Onların en güzel düzen ve en mükemmel sisteme sahip olmaları, onlarda herhangi bir gaflet, ihmal, başıboşluk ve yanlışın bulunmayışı, Allah’ın her şeyi kuşatıcı ilminin kat’i delilidir. Onun için bunu düşünme, kafana takma, aksine sen sana fayda sağlayacak ve sana yarayacak şeylerle meşgul ol. Bu ise Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmektir. “O halde O’na ibadet et ve O’na ibadette sabır göster.” Yani nefsinin ibadete sabır/sebat etmesini sağla, nefsine karşı bu hususta mücadele ver. İbadeti, gücün oranında en mükemmel ve en eksiksiz şekilde yerine getir. Allah’a ibadet ile meşgul olmak, kula arzu ve meyil duyulan şeylere karşı teselli verir. Nitekim Allah, şöyle buyurmaktadır:“Onlardan bir kısmına bunlarla kendilerini imtihan edelim diye dünya hayatının süsü olarak verip faydalandırdığımız şeylere gözlerini dikme... Sen aile halkına namazı emret, kendin de sabırla ona devam et.”(Tâ-Hâ, 20/131-132)“Hiç O’nun bir adaşını/benzerini biliyor musun?” Sen yaratıklar arasında O’na adaş, O’na denk ve O’na benzeyen bir kimse olduğunu biliyor musun? Bu, aklen bilinen bir gerçeğe dair olumsuz anlamlı bir sorudur. Yani sen O’na denk, O’na adaş bir kimse bilmiyorsun. Çünkü sadece O Rabdır ve O’nun dışındaki her şey, o Rabbin yarattığı brer varlıktır. Yaratan O’dur, başkası yaratılmıştır. Bütün yönleriyle hiçbir şeye muhtaç olmayan O’dur. O’nun dışındakiler ise her yönüyle ve bizzat muhtaçtırlar. O, bütün yönleriyle mutlak kemal sahibidir, kâmildir. O’nun dışındaki her bir varlık ise eksiktir, kemal sahibi değildir. Yüce Allah’ın kendisine ihsan ettiklerinden başka bir şeye sahip değildir. İşte bu, Allah’ın tek başına ibadet olunmaya layık olduğuna, O’na ibadetin hak olduğuna, O’ndan başkasına ibadetin ise batıl olduğuna dair açık ve kesin bir delildir. Bundan dolayı yalnızca kendisine ibadeti ve bu ibadeti sabırla sürdürmeyi emretmiş, buna gerekçe olarak da tek başına kemale, azamete ve en güzel isimlere sahip oluşunu göstermiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Abdullah b. Abbas’tan rivayet edildiğine göre Resulullah, Cebrâil’in kendisini daha çok ziyaret etmesini istemiş, bunun üzerine bu âyetler inmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 19). Bir başka rivayete göre ise inkârcılar Hz. Peygamber’e bazı konularda sorular sormuşlar; Peygamber efendimiz de kendilerine yakında bilgi vereceğini söylemiş; fakat Cebrâil beklediği zamanda gelmediği için gerekli bilgiyi edinmekte gecikmiş; bu fırsatı kaçırmayan müşrikler: “Muhammed’in rabbi onu unuttu!” demeye başlamışlardı. Hz. Peygamber buna çok üzülmüş, bunun üzerine bu âyetler inmiştir (Râzî, XXI, 238).
Müfessirlerin genel kabulüne göre bu iki âyet Allah’ın sözü olup Cebrâil’e, Hz. Peygamber’e böyle cevap vermesini emretmiştir (Şevkânî, III, 385; İbn Âşûr, XVI, 139). Buna göre, serbest çeviri ile âyetin mânası şöyle olur: De ki, “Biz ancak rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki, sağımız ve solumuzdaki mekânların; geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanların hepsi Allah’ındır. Onun emri ve iradesi olmadan biz hiçbir zaman ve hiçbir yerde hareket edemeyiz. Bir hikmete binaen vahiy gecikmiş olsa da rabbin unutkan değildir, dolayısıyla seni unutmaz.”
“Adını almaya lâyık” diye çevirdiğimiz semiyy kelimesi, “benzer” mânasına da gelir. Bizim de tercih ettiğimiz birinci mânaya göre Allah ismi, yüce yaratıcı olan Cenâb-ı Hak’tan başkasına verilmemiştir. Nitekim müşrik Araplar dahi bu ismi Allah’tan başkası için kullanmamışlardır. Onun dışında taptıkları putlara Allah değil ilâh demişlerdir. İkinci mânaya göre âyet, Allah’ın eşi ve benzerinin bulunmadığını, dolayısıyla ondan başka hiçbir şeyin ibadet edilmeye lâyık olmadığını belirtir.