Diyanet İşlerien ayrışan
Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar
Elmalılı Hamdi Yazır
(Ey Muhammed!) İnsanların pişmanlık duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar. Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemişken iş bitirilmiş olacaktır.
Süleyman Ateş
Onları şu hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri gaflet içinde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur (yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar, ama iş işten geçmiştir artık).
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Kötülük yapanın yaptığı kötülüğe pişman olacağı, iyilik yapanın da çokça ibadet etmediğine pişman olacağı gün hakkında insanları uyar. Öyle ki, kulların defterleri kapatılıp hesapları görüldüğünde, herkes yapmış olduğunun karşılığını bulur. Onlar dünya hayatlarında aldanmışlardır. Ahireti umursamayan ve kıyamet gününe de iman etmeyen kimselerdi.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
39- Sen, onları (hesabın görülüp) işin hükme bağlanacağı o pişmanlık günü ile uyar. Zira onlar gaflet içindedirler ve iman etmiyorlar. 40- Yeryüzüne ve üzerindekilere ancak biz mirasçı olacağız ve onlar yalnız bize döndürüleceklerdir.
39-40. İnzâr/uyarı, korkulu bir şeyi uyarı amacıyla bildirmek ve onun niteliklerini sakındırma amaçlı haber vermektir. Kulların uyarılıp sakındırılmasına en layık olan şey, işin hükme bağlanacağı o pişmanlık günüdür. O gün ki öncekiler de sonrakiler de aynı yerde durdurulacaklar ve amelleri hakkında sorguya çekileceklerdir. Allah’a iman edip peygamberlerine uyan kimse, bir daha bedbahtlık söz konusu olmaksızın mutlu ve bahtiyar olacaktır. Allah’a iman etmeyip peygamberlerine uymayan kimseler ise bir daha mutluluk yüzü görmeksizin ebediyen bedbaht olacaklar, hem kendileri hem de aile halklarını ziyana uğratmış olacaklardır. İşte o vakit pişmanlık duyacak ve üzülecekledir. Öyle ki bu keden ve pişmanlıktan dolayı kalpler parçalanacaktır. Yeniden amelde bulunabilmek için geri dönme imkânı ve dünyaya dönüp durumunu değiştirme fırsatı bulunmayacak bir şekilde Allah’ın rızasını ve cennetini elden kaçırıp O’nun gazabını ve cehennem ateşini hak etmekten daha büyük pişmanlık sebebi olabilir mi? İşte onları bekleyen son, budur. Ancak onlar, bu dünya hayatında hatırlarına bile getirmedikleri bu büyük işten gaflettedirler. Hatırlarına gelecek olsa dahi gaflet içerisinde kalmaya devam ederler. Çünkü gaflet, onları büsbütün kuşatmış, sarhoşlukları her yanlarını kaplamıştır. Onlar, ne Allah’a iman ederler, ne peygamberlerine uyarlar. Dünyaları onları oyalayıp durmakta, fani ve geçici arzuları iman etmelerine engel olmaktadır. Başından sonuna kadar içindeki her şeyle birlikte dünya, dünyada yaşayanların elinden çıkacaktır. Onlar da bu dünyayı bırakıp gidecektir. Yüce Allah, yeryüzüne ve onun üzerindekilere mirasçı olacak, onları kendi huzuruna döndürecek ve dünyada iken yaptıkları amellerinin karşılığını onlara verecektir. Neyi kaybetmişler yahut neyi kazanmışlarsa onu göreceklerdir. Bundan dolayı hayır amel işleyen kimse, Yüce Allah’a hamdetsin. Bundan başka şeylerle karşılaşanlar ise kendilerinden başka kimseyi kınamasınlar.
Kitapların en üstünü, en faziletlisi, en yücesi bu Kitâb-ı mubîn, bu hikmet dolu Zikirdir. Eğer bu kitapta birtakım haberler zikredilmiş ise hiç şüphesiz haberlerin en doğru, en gerçek ve en faydalıları onlardır. Eğer bu kitapta emir ve yasak söz konusu edilmiş ise elbetteki bunlar emir ve yasakların en yüceleri, en dengelileri ve en adaletlileridir. Eğer bu kitapta ceza, vaat ve tehditler söz konusu edilmiş ise şüphesiz bunlar bilgilerin en doğrusu, en gerçeği, hikmete, adalete ve fazilete en ileri derecede yol gösterici olanlarıdır. Eğer bu kitapta nebiler ve rasûller söz konusu edilmiş ise elbetteki bu kitapta kendilerinden söz edilenler, başkalarından daha kâmil ve daha faziletlidir. İşte bundan dolayı Kur’ân-ı Kerim’de başkalarına üstün kılınmış, kadirleri yüksek tutulmuş, şanları yüceltilmiş peygamberlerin kıssaları tekrar tekrar zikredilmektedir. Buna sebep de onların Allah’a karşı ifa ettikleri ibadet, O’na olan sevgileri, yönelişleri, O’nun haklarını yerine getirmeleri, kullarının haklarını ifa etmeleri, bütün insanları Allah’a davet edip bu hususta sabır göstermeleri, üstün makam ve yüce mevkilerde sebatlarını sürdürmeleridir. İşte Yüce Allah bu sûrede, birtakım peygamberleri söz konusu etmektedir ve Rasûlüne de onları anmasını emretmektedir. Çünkü onları anmak suretiyle Yüce Allah’a hamd-ü sena edilmiş, o peygamberler övülmüş, Allah’ın o peygamberlere yapmış olduğu lütuf ve ihsanlar açıklanmış olur. Ayrıca bu yolla onlara iman, onları sevmek, onlara uymak da teşvik edilmiş olur. O yüzden bu buyruğunda Yüce Allah:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bugün yani dünya hayatında tevhidi kabullenmeyip sapkınlığa dalmış oldukları için gerçeği görmeyen zalimler Allah’ın huzuruna çıkacakları gün onu bütün açıklığı ile işitecek ve göreceklerdir. 39. âyetteki “pişmanlık günü” iki türlü yorumlanmıştır: a) Maksat kıyamet günüdür. İnsanlar gaflet içinde, Allah’ın dinine inanmaz ve dünya tutkusuyla âhireti düşünmezlerken birden bire kıyamet kopar, dünya yok olur, yükümlülük kalkar ve iş bitirilmiş olur. İşte yüce Allah insanların yaptıkları kötülüklerden veya yapmadıkları iyiliklerden dolayı pişmanlık duyacakları o gün gelmeden önce, onları uyarmasını Hz. Peygamber’e emretmektedir. b) Pişmanlık gününden maksat hesap günüdür. O gün herkesin hesabı görülmüş, sevap ve cezaları açıklanmak suretiyle iş bitirilmiş olacaktır; bu hesap sonunda cennete gideceklerle cehenneme gidecek olanlar birbirinden ayrılacaklardır. Bu dünyada gaflet içerisinde yaşayıp iman etmeyenler, ebedî hayatlarını yitirmiş olacakları için o anda hasret ve pişmanlık duyacaklardır.
Kıyametin gerçekleşmesiyle yeryüzünün ve onun üzerindekilerin yalnız Allah’a kalacağını bildiren 40. âyeti de iki şekilde yorumlamak mümkündür: a) Dünya ve üzerinde bulunan her şey geçicidir, hiçbir gücün desteğine muhtaç olmaksızın kalıcı olan yalnız Allah’tır. b) Sûra üflendiğinde bütün canlılar ölecek hem mülkiyet ilişkisi hem de mâliklik son bulacak her şey asıl sahibine dönecektir.