O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Başlarını dikerek koşuşurlar. Bakışları kendilerine dönmez. Yürekleri tamamen boşalmıştır.
Süleyman Ateş
(O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır).
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.1%
İngilizce
Racing ahead, their heads raised up, their glance does not come back to them, and their hearts are void
Fransızca
Ils courront [suppliant], levant la tête, les yeux hagards et les cœurs vides
İspanyolca
Ese día saldrán apresurados de sus tumbas con las cabezas erguidas, no podrán parpadear ni tampoco pensar [presas del terror]
Rusça
Они будут спешить с запрокинутыми головами. Взоры не будут возвращаться к ним, а их сердца будут опустошены (переполнены страхом и лишены всех иных чувств)
Endonezce
mereka datang tergesa-gesa (memenuhi panggilan) dengan mengangkat kepalanya, sedang mata mereka tidak berkedip dan hati mereka kosong
Bengalce
তারা মস্তক উপরে তুলে ভীত-বিহবল চিত্তে দৌড়াতে থাকবে। তাদের দিকে তাদের দৃষ্টি ফিরে আসবে না এবং তাদের অন্তর উড়ে যাবে।
İnsanlar kabirlerinden kalktığında (kendilerini) çağırana doğru koşarlar. Başlarını kaldırarak endişeli bir şekilde gökyüzüne bakarlar. Kendilerine bile dönüp bakamazlar. Bilakis gördükleri dehşet verici şeyden dolayı gözleri yerinden fırlamış bir şekilde bakakalırlar. Kalpleri ise idrak etmekten uzak, gördükleri dehşet verici şeyi anlayamayacak durumdadır.
42- Sakın Allah’ı zalimlerin işlediklerinden habersiz sanma! O, onları ancak gözlerin (dehşetten) yerinden fırlayacağı bir güne erteliyor. 43- (O gün) başlarını dikerek koşarlar, gözleri (donup kaldığından) bir şey görmez ve kalpleri de bomboştur.
42. Bu, zalimlere ağır bir tehdit, mazlumlara da bir tesellidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sakın Allah’ı zalimlerin işlediklerinden habersiz sanma!” Onlara bol bol rızıklar ihsan edip güven ve huzur içerisinde ülkelerde istedikleri gibi dolaşmalarına fırsat tanıması dolayısı ile böyle bir zanna kapılma! Çünkü bu, onların durumlarının iyi olduğunun delili değildir. Zira Yüce Allah, zalime günahı artsın diye mühlet tanır. Ama onu yakaladı mı da bir daha bırakmaz. “Rabbin zulüm yapan ülkeleri yakaladığında işte böyle yakalar. Şüphesiz O’nun yakalayışı pek elemli, pek şiddetlidir.”(Hud, 11/102) Buradaki zulüm, hem kulun, Rabbi ile kendisi arasındaki zulümlerini, hem de Allah’ın kullarına yaptığı zulümleri kapsar. “O, onları ancak gözlerin (dehşetten) yerinden fırlayacağı bir güne erteliyor.” Yani gördükleri son derece dehşet verici ve huzursuz kılan olaylardan dolayı gözlerini bile kırpmayacaklardır.
43. “(O gün) başlarını dikerek koşarlar” elleri çenelerinin altında zincire vurulmuş, bundan dolayı da başları yukarı kalkmış olarak, hesap vermek için Allah’ın huzuruna -davetçinin çağırdığı vakit onun çağrısını kabul ederek- hızlıca koşacaklardır. Onların hiçbirisi bundan imtina edemeyecek. Kaçacak ve sığınacak bir yer de bulamayacak. “gözleri (donup kaldığından) bir şey görmez ve kalpleri de bomboştur.” Yürekleri dehşetten yerinden oynar, korkudan ağızlarına gelir. Her türlü gam, keder, üzüntü, huzursuzluk ve tedirginlikle dolup taşar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” şeklinde çevirdiğimiz cümledeki zalimler –kavram olarak– Hz. Peygamber zamanının müşriklerini de içine almaktadır. Nitekim Lokmân aleyhisselâm da şirkin büyük bir zulüm olduğunu ifade etmiştir (Lokmân 31/13). Bununla birlikte müşriklerin dışındaki zalimleri de kapsamasına bir engel yoktur. Bu sebeple bazı müfessirler bu âyetin mazlumlar için bir teselli, zalimler için bir tehdit ifade ettiğini söylemişlerdir (Râzî, XIX, 141; İbn Âşûr, XIII, 246). Allah Teâlâ’nın, zalimleri yaptıklarından dolayı hemen cezalandırmayıp onlara mühlet vermesi, zalimin yaptıklarından habersiz veya zulme razı olduğu yahut zalimi cezalandırmaktan âciz bulunduğu için değil, onlara tövbe etme imkânı tanımak, tövbe etmedikleri takdirde âhirette gereken cezayı vermek içindir. Nitekim âyetler zalimlerin âhiretteki durumlarını tasvir etmekte ve oradaki cezanın daha şiddetli olacağını göstermektedir.
İnsanlar kabirlerinden kalktığında (kendilerini) çağırana doğru koşarlar. Başlarını kaldırarak endişeli bir şekilde gökyüzüne bakarlar. Kendilerine bile dönüp bakamazlar. Bilakis gördükleri dehşet verici şeyden dolayı gözleri yerinden fırlamış bir şekilde bakakalırlar. Kalpleri ise idrak etmekten uzak, gördükleri dehşet verici şeyi anlayamayacak durumdadır.