Önceki ayet· 16:20Sonraki ayet· 16:22

Nahl Suresi 21. Ayet· 16:21

↗ Nahl suresi
Mekki
أَمۡوَٰتٌ غَيۡرُ أَحۡيَآءٖۖ وَمَا يَشۡعُرُونَ أَيَّانَ يُبۡعَثُونَ
Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
O putlar, hep ölüdürler, diri değildirler ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
Hayat bulmaz ölülerdir onlar. Ne zaman dirilteceklerini bile bilmezler.
Süleyman Ateş
Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
They are, [in fact], dead, not alive, and they do not perceive when they will be resurrected
Fransızca
Ils sont morts, et non pas vivants, et ils ne savent pas quand ils seront ressuscités
İspanyolca
Son [objetos] inertes, sin vida. ¿Cómo van a saber ellos cuándo serán resucitados
Rusça
Они мертвы, а не живы, и не знают они, когда будут воскрешены
Endonezce
(Berhala-berhala itu) benda mati, tidak hidup, dan berhala-berhala itu tidak mengetahui kapankah (penyembahnya) dibangkitkan
Bengalce
তারা মৃত-প্রাণহীন এবং কবে পুনরুত্থিত হবে, জানে না।
Çince
他们是死的,不是活的,他们连自己都不知道什么时候被复活。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Putlara tapanlar o putları kendi elleriyle yapmışlardır. Bu putlar ne canlıdırlar ve ne de ilim sahibidirler. Putlar, kıyamet günü onlara ibadet edenlerle birlikte cehennem ateşine atılmak için ne zaman diriltilecekler onu da bilmezler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
17- Hiç yaratanla yaratamayan bir olur mu? Hala düşünmeyecek misiniz? 18- Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 19- Allah gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. 20- Allah’tan başka yalvardıkları, hiçbir şey yaratamazlar. Aksine kendileri yaratılmışlardır. 21- Hem diri değil, ölüdürler. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. 22- Sizin ilâhınız, tek bir ilâhtır. Öyle iken ahirete inanmayanların kalpleri inkarcıdır ve onlar büyüklenmektedirler. 23- Hiç kuşkusuz Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Şüphesiz O, kibirlenenleri sevmez. 17. Yüce Allah, çok muazzam varlıkları yaratmış olduğunu ve ihsan etmiş olduğu genel kapsamlı nimetlerini söz konusu ettikten sonra, hiç kimsenin kendisine benzemediğini, kendisinin eşi ve dengi olmadığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Hiç” bütün yaratılmışları var eden ve dilediğini mutlaka yapan “yaratanla” az olsun, çok olsun hiçbir şey “yaratamayana bir olur mu? Hala düşünmeyecek misiniz?” ki ibadeti tümü ile hak edenin yalnızca yaratmada tek olan zat olduğunu anlayasınız. Yaratmasında, yaratıkların işlerini idare etmesinde, bir ve tek olduğu gibi O, ulûhiyetinde, tevhidinde ve ibadette de bir ve tektir. Nasıl ki O, sizi de başkalarını da yaratmakta ortaksız ise siz de ibadetinizde O’na ortak koşmayın, aksine dininizi yalnız ve yalnız O’na halis kılın. 18. “Allah’ın nimetlerini” şükür için değil sadece adet olarak “saymaya kalkışsanız” şükretmek şöyle dursun, mümkün değil “onları sayamazsınız.” Çünkü Yüce Allah’ın kulları üzerindeki açık ve gizli nimetleri nefesler ve anlar sayısıncadır. Kulların bildiği ve bilmediği nimetlerle musibetleri onlardan defetmesi şeklindeki her türlü nimet sayılamayacak kadar çoktur. “Şüphesiz Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Nimetleri pek çok olmakla birlikte sizin azıcık şükrünüze dahi rıza ile karşılık verir. 19. O’nun rahmeti geniş, ihsanı kapsamlı, mağfireti bütün kulları kuşatıcı olmasının yanı sıra O, ilmi ile de onları kuşatmıştır:“Allah” O’ndan başka kendilerine ibadet edilenlerden farklı olarak “gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.” 20. “Allah’tan başka yalvardıklarınız ise” az olsun, çok olsun “hiçbir şey yaratamazlar. Aksine kendileri yaratılmışlardır.” Var olabilmek için Allah’a muhtaç oldukları halde nasıl bir şey yaratabilirler ki!? 21. Diğer taraftan bunlarda ne ilim, ne onun dışındaki kemâl sıfatlarından hiçbirisi yoktur. “Hem diri değil, ölüdürler.” Ne işitirler, ne görürler, ne de bir şeye akıl erdirebilirler. Nasıl olur da siz bunları âlemlerin Rabbinin yanısıra ilâh edinebilirsiniz? Müşriklerin akılları ne kadar da kıttır! Ne kadar sapık, ne kadar bozuktur! Çünkü yanlış olduğu her şeyden daha açık bir gerçek olarak ortada bulunan bir hususu bile görememişlerdir. Onlar bütün yönleri ile eksik, kemal sıfatlarının ve fiillerinin hiçbirisine sahip olamayan varlıklarla, bütün yönleri ile kemâl sıfatlarına sahip ve bu kemâl sıfatlarının da en mükemmel ve en azametli olanına sahip mutlak kemâl sahibi Yüce Allah’ı eşit tutmuşlardır. Halbuki Yüce Allah, her şeyi kuşatan bir bilgiye, her şeyi kapsayan kudrete, bütün kainatı dolduran geniş bir rahmete sahiptir. Hiçbir yaratılmışın, sıfatlarının bir kısmını dahi kuşatma gücüne sahip olamayacağı şekilde hamd, üstünlük, büyüklük ve azamet yalnız O’nundur. Bu nedenle de şöyle buyurmaktadır: 22. “Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır.” O da bir ve tek, eşsiz, doğmamış, çocuk edinmemiş ve hiçbir dengi bulunmayan, Samed olan Allah’tır. İman ve ilim sahibi kimselerin akıl ve kalpleri, O’nun celal ve azametini idrak etmiş, büyük bir sevgi ile O’na bağlanmış, bedenî ve malî olarak yakınlaştırıcı bütün amelleri yalnızca O’na halis kılmış, kalbi amellerini de azalarının amellerini de yalnızca O’na yöneltmiş, güzel isimleri, sıfatları ve mukaddes filleri ile O’na hamd-u senada bulunmuşlardır. “Öyle iken ahirete inanmayanların kalpleri” bu büyük gerçeğe karşı “inkarcıdır” Halbuki cehalet ve inat itibari ile yaratılmışların en aşırıları dışında hiç kimsenin inkâra yeltenmediği şeyi yani Allah’ın tevhidini inkâr ederler. “ve onlar” Allah’a ibadete karşı “büyüklenmektedirler.” 23. “Hiç kuşkusuz” bir gerçek ki “Allah, onların” çirkin amellerinden “gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Şüphesiz O, kibirlenenleri sevmez.” Aksine onlara en ileri derecede buğzeder ve amellerine uygun şekilde onları cezalandıracaktır: “Şüphesiz kibirlenip de bana ibadetten yüz çevirenler, yakında hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.”(el-Mümin, 40/60)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Putperestlerin taptıkları varlıklar hakkında, aslında genellikle canlı varlıklar için geçerli olan “ölü” kelimesinin kullanılması, ayrıca onların diriltilmelerinden söz edilmesi bu iki âyet hakkında farklı yorumlar yapılmasına yol açmıştır: a) Eski tefsirlerdeki yaygın yorum bizim meâlde tercih ettiğimiz şekildedir. Çünkü tanrılığın, temel niteliklerinin başında hayat sıfatı gelir; putperestlerin, kendisi canlı olmayan bir varlığı tanrı kabul edip ondan yardım beklemeleri, kurtuluş ummaları akıl kârı mıdır? b) İkinci bir yorum da şöyledir: Bazı nesneleri yontarak, şekillendirerek put haline getiren insanlardır. Oysa putlar böyle bir şey yapıp yaratmaya muktedir değildir; dolayısıyla bunlar, kendilerini yapan putperestlerden daha âciz birtakım cansız nesnelerden ibarettir. Canlıların (insanların) dahi bilemediği dirilme vaktini bu nesneler nasıl bilebilir? c) Burada müşriklerin taptıkları veya dua ve niyazda bulundukları şeylerin melekler olabileceği de düşünülmüştür. Çünkü müşrikler, melekleri Allah’ın kızları sayarak onlara tanrısal fonksiyonlar yüklerlerdi. Bu durumda “Onlar canlı değil ölüdürler” şeklindeki kısım, insanlar gibi meleklerin de ölümlü varlıklar olduğu anlamına gelir (bu üç farklı yorum için bk. Zemahşerî, II, 325-326). d) “Onlar canlı değil ölüdürler” ifadesi mecaz sayılarak bundan inkârcıların kastedilmiş olabileceği de ileri sürülmüştür. Şu halde buradaki ölümden, cansızlıktan maksat inkâr sapkınlığıdır; çünkü inkâr, ölüm gibi bir şuursuzluk, akılsızlıktır (İbn Atıyye, III, 386). e) Burada putların, Araplar’ca atalarını temsil ettiği için yontulmuş ve dikilmiş semboller olarak da anlaşılabileceği yorumu da yapılmıştır (Ateş, V, 97-98). Ancak İslâm öncesi Araplarının atalarıyla övündükleri bilinmekle birlikte ata ruhlarını tanrılaştırma (animizm) türü bir inanca sahip olduklarına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Her ne kadar söz konusu âyetlerde putları kişileştiren bir ifade tarzı kullanılmışsa da bu, –diğer birçok benzerinde de görüldüğü gibi– Kur’an’ın, putları canlı ve şuurlu varlıklar sayan müşriklerin mantığıyla konuyu ele alan hâkim üslûbudur. Nitekim aşağıda 27. âyette “Hani ortaklarım nerede?” diye sorulurken de aynı mantıktan hareket edilmiştir. Sonuç olarak bu yorumlara bakıldığında birinci maddede belirtilen eski yaygın yorumun kabul edilmesini önleyecek ölçüde güçlü bir sebep bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Nahl Suresi 21. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Putlara tapanlar o putları kendi elleriyle yapmışlardır. Bu putlar ne canlıdırlar ve ne de ilim sahibidirler. Putlar, kıyamet günü onlara ibadet edenlerle birlikte cehennem ateşine atılmak için ne zaman diriltilecekler onu da bilmezler.