Önceki ayet· 16:112Sonraki ayet· 16:114

Nahl Suresi 113. Ayet· 16:113

↗ Nahl suresi
Mekki
وَلَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولٞ مِّنۡهُمۡ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَهُمۡ ظَٰلِمُونَ
And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun ki, onlara içlerinden bir resul geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine, onlar zulümlerine devam edip dururken azap kendilerini yakaladı.
Süleyman Ateşen ayrışan
Andolsun, onlara, kendilerinden bir elçi geldi, onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederken azab onları yakalayıverdi.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
And there had certainly come to them a Messenger from among themselves, but they denied him; so punishment overtook them while they were wrongdoers
Fransızca
En effet, un Messager des leurs est venu à eux, mais ils l'ont traité de menteur. Le châtiment, donc, les saisit parce qu'ils étaient injustes
İspanyolca
El Mensajero que se les presentó era uno de ellos, pero lo desmintieron y el castigo los sorprendió por las injusticias que cometían
Rusça
К ним явился посланник из их среды, но они не признали его, и мучения постигли их, пока они поступали несправедливо
Endonezce
Dan sungguh, telah datang kepada mereka seorang rasul dari (kalangan) mereka sendiri, tetapi mereka mendustakannya, karena itu mereka ditimpa azab dan mereka adalah orang yang zalim
Bengalce
তাদের কাছে তাদের মধ্য থেকেই একজন রাসূল আগমন করেছিলেন। অনন্তর ওরা তাঁর প্রতি মিথ্যারোপ করল। তখন আযাব এসে তাদরকে পাকড়াও করল এবং নিশ্চিতই ওরা ছিল পাপাচারী।
Çince
他们族中的一个使者确已来临他们,但他们否认了他。在他们不义的情况下,刑罚袭击了他们。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Mekke halkına güvenilirlik ve doğrulukla tanıdıkları bir peygamber geldi. Bu peygamber Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir. Ancak onlar bu peygamberi Rabbinin indirdiği ayetler hususunda yalanladılar. Bu yüzden Allah’ın açlık ve korkuyla olan azabı üzerlerine iniverdi. Onlar, AllahTeâlâ’ya şirk koşup peygamberini yalanlayıp, kendilerini helak olmaya sürüklediler. Böylece kendilerine zulmettiler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
112- Allah bir kasabayı misal getirdi ki o, güven ve huzur içindeydi. Rızkı, ona her bir yandan bol bol geliyordu. Derken (ahalisi) Allah’ın nimetlerine nankörlük etti. Allah da onlara işledikleri yüzünden açlık ve korku elbisesini (giydirip bunları iyice) tattırdı. 113- Andolsun ki onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bu sebeple de onlar zulüm içersindeyken azap kendilerini yakalayıverdi. 112-113. Burda sözü edilen kasaba rahat, huzur ve güvenlik içerisinde bulunan, hiçbir kimsenin rahatsız ve tedirgin edilmediği, o kapkaranlık cahiliyenin dahi saygı gösterdiği Mekke-i Mükerreme’dir. Öyle ki cahiliye döneminde herhangi bir kimse, orada babasının ve kardeşinin katilini bile görse -aşırı intikam hırsı ve o dönemin Araplarına has kabileciliğe rağmen- onu rahatsız etmiyordu. Mekke’de tam bir güvenlik ortamı vardı. Ordaki güvenlik, başka hiç bir yerde yoktu. Rızık genişliği bakımından da böyleydi. Orası ekin ekilen, ağaç yetişen bir belde olmamakla birlikte Allah, oraya her bir yerden rızık gelmesinin yollarını kolaylaştırmıştı. İşte onlara kendi içlerinden güvenilirliğini ve doğruluğunu bildikleri bir peygamber geldi. Bu peygamber onları en mükemmel şeylere davet ediyor, kötü işleri de onlara yasaklıyordu. Onlarsa bu peygamberi yalanladılar. Allah’ın, üzerlerinde olan nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Bunun üzerine Allah, içinde bulundukları halin zıddını kendilerine tattırdı. Onlara rahat ve bolluğun zıddı olan açlık elbisesini giydirdi. Güvenliğin zıddı olan korkuyu tattırdı. Bu ise yaptıklarının, küfür ve nankörlükleri ile şükretmeyişlerinden dolayı idi. “Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.”(en-Nahl, 16/33)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sözü edilen şehir müfessirlerin çoğuna göre Mekke’dir. Gerçekten Mekke, Hz. İbrâhim’in burada Kâbe’yi inşa etmesinden sonra onun duası ve bu kutsal yapı bereketiyle (Bakara 2/126; İbrâhim 14/35, 37) dokunulmaz (harem) olarak kabul edilmiş, burada kan dökülmesi yasaklanmış, şehre girenler güvencede kabul edilmiştir. Çevresinde kabile çatışmaları yüzünden mal ve can güvenliği sık sık tehlikeye düşerken Mekke güvenlikli ve kutsal şehir olma özelliğini yüzyıllarca korumuştur (Ankebût 29/67). Ayrıca hac sayesinde Mekke’nin bir ticaret merkezi haline gelmesi de şehir halkına ekonomik bakımdan çok önemli imkânlar sağlamaktaydı (Kasas 28/57). Ancak Mekke ileri gelenlerinin Hz. Peygamber’e ve müslümanlara karşı giderek artan bir dozda şiddet yoluna başvurmalarıyla şehrin huzuru bozuldu, güven ve bereket giderek ortadan kalktı, hatta muhtemelen bu âyetin inmesinden önce bir de kıtlık hadisesi yaşandı (bk. Duhân 44/10-15). Fahreddin er-Râzî, âyetteki şehirle Mekke’nin kastedildiği görüşünü zayıf bulmakta, bunun sadece ibret için zikredilmiş bir misal olma ihtimali üzerinde durmaktadır (XX, 127). Ancak Mekke halkına, inkâr ve inatları, yaptıkları kötü işler, haksızlıklar yüzünden kendi şehirlerinin nereden nereye geldiği hatırlatılarak bundan ders çıkarmalarının istenmesi daha anlamlı görünmektedir. Buna göre “kendi içlerinden bir peygamber”den maksat da Hz. Muhammed’dir. Sonuç olarak burada asıl anlatılmak istenen şudur: Allah’ın nimetlerine şükretmek ve O’nun peygamberleri aracılığıyla bildirdiği yasalarına uygun davranmak, bir kulluk ve insanlık borcu olduğu kadar, insanların toplumsal ve ekonomik huzuru, güvenliği bakımından da bir zarurettir. Çünkü Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük anlamına gelen açık ve bilinçli inkâr ve kabalıkların toplumsal bir hal almasıyla, insanların ekono­mik, sosyal ve psikolojik problemleri arasında bir ilişki bulunmaktadır; insanlar bu kötü gidişin sonuçlarını er veya geç, kaçınılmaz olarak, açlık ve korku türü musibetlerle yaşarlar. Meâlinde geçen “açlık ve korku felâketi” ifadesindeki felâket kelimesinin âyet metnindeki aslı “elbise” anlamına gelen libâstır. Burada elbise nasıl bedeni sarar kuşatırsa, yaptıkları yüzünden müstahak olanlara Allah’ın vereceği açlık ve korkunun da onları kuşatacağı, kaplayacağı, çektikleri açlık ve korku duygularının dışlarına yansıyacağı anlatılmak istenmiştir.
Nahl Suresi 113. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Mekke halkına güvenilirlik ve doğrulukla tanıdıkları bir peygamber geldi. Bu peygamber Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir. Ancak onlar bu peygamberi Rabbinin indirdiği ayetler hususunda yalanladılar. Bu yüzden Allah’ın açlık ve korkuyla olan azabı üzerlerine iniverdi. Onlar, AllahTeâlâ’ya şirk koşup peygamberini yalanlayıp, kendilerini helak olmaya sürüklediler. Böylece kendilerine zulmettiler.