Diyanet İşlerien ayrışan
Yakup: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi, artık bana güzelce sabır gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, çünkü O bilendir, hakimdir" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır
"Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! İnan ki, oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz. Yoksa gaybın bekçileri değiliz."
Yaşar Nuri Öztürk
Babanıza dönüp şöyle deyin: "Ey babamız, oğlun hırsızlık etti. Biz sadece bildiğimize tanıklık ettik. Biz gaybı bilenler değiliz."
Süleyman Ateşen ayrışan
Babanıza dönün, deyin ki: Ey babamız, oğlun hırsızlık etti! Biz ancak bildiğimize şahidlik ettik (tasın, onun yükünden çıktığını gördük, ötesini bilmiyoruz), Biz gizliyi bilenler değiliz.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
En büyük kardeşleri şöyle dedi: Babanıza dönün ve deyin ki: Oğlun hırsızlık yaptı ve bu hırsızlığının cezası olarak Mısır'ın Aziz'i onu köle edindi. Biz ancak yükü arasında çıkan kabı gördüğümüze şahitlik edip onu haber verdik. Biz onun hırsızlık yapacağını bilmiyorduk. Eğer bunu bilseydik onu geri getirmek için sana söz vermezdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
80- Artık ondan ümitlerini kesince (meseleyi) gizlice konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki:“Babanızın sizden Allah adına (yeminle) sağlam bir söz almış olduğunu, daha önce de Yusuf hakkında işlediğimiz kusuru bilmez misiniz? O nedenle ben, ya babam izin verinceye yahut da Allah hakkımda hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” 81- “Siz babanıza dönün ve deyin ki: Ey babamız, gerçek şu ki oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak kesin bildiğimize göre şahitlik ediyoruz. Biz gaybın gözcüleri değiliz ki!” 82- “(İstersen) içinde bulunduğumuz şehir (halkına) ve beraber geldiğimiz kafileye de sor! Biz gerçekten doğru söylüyoruz.” 83- Dedi ki: Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp böyle (çirkin) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Ümit ederim ki Allah, onları hep birlikte bana getirecektir. Her şeyi bilen ve hikmet sahibi olan şüphesiz ki O’dur.”
80. Kardeşleri, artık Yusuf’un, kardeşleri Bünyamin’i yanlarına almalarına müsamaha edeceğinden yana “ümitlerini kesince (meseleyi) gizlice konuşmak üzere bir kenara çekildiler.” Yani başka bir kimse beraberlerinde olmaksızın yalnızca kendileri bir araya geldiler, kendi aralarında fısıldaşarak konuşmaya koyuldular. “Büyükleri dedi ki: Babanızın sizden” onu koruyacağınıza ve sizin etrafınız kuşatılmadıkça onu geri getireceğinize dair “Allah adına (yeminle) sağlam bir söz almış olduğunu, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmez misiniz?” Böylelikle sizler şu iki işi bir arada yapmış oldunuz: Önceden Yusuf hakkında kusurlu davranmanız ve şimdi de küçük kardeşini geri götürmeyişiniz. Benim babama bakacak yüzüm yok. “O nedenle ben, ya babam bana izin verinceye yahut da Allah hakkımda hükmedinceye” ya tek başıma yahut da kardeşimle birlikte dönüşümü takdir buyuruncaya “kadar bu yerden asla ayrılmayacağım.” Burada kalmaya devam edeceğim ve buradan başka bir yere gitmeyeceğim. “O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
81. Daha sonra onlara babalarına neler söyleyeceklerini tavsiye ederek şunları söyledi:“Siz babanıza dönün ve deyin ki: Ey babamız, gerçek şu ki oğlun hırsızlık yaptı.” Yani hırsızlık yaptı ve bu nedenle alıkonuldu. Biz bu konuda bütün gayretimizi harcamamıza rağmen onu sana getiremedik. Durum da şudur: Biz bilmediğimiz bir şeye tanıklık etmiyoruz. Aksine “Biz ancak kesin bildiğimize göre şahitlik ediyoruz.” Çünkü bizler tasın, onun yükü arasından çıkartıldığını gördük. “Biz gaybın gözcüleri değiliz ki!” Yani eğer bizler gaybı bilen kimseler olsaydık elbette onu beraberimizde alıp götürmek için gayret göstermez ve sana da bu konuda söz vermezdik. Biz işin buralara kadar varacağını sanmıyorduk.
82. Eğer bu sözlerimizde şüphe ediyor isen “içinde bulunduğumuz şehir (halkına) ve beraber geldiğimiz kafileye de sor!” Çünkü onlar da bizim sana haber verdiğimiz bu hususları bilirler. “Biz gerçekten doğru söylüyoruz.” Asla yalan söylemiyoruz, gerçekleri değiştirmiyoruz. Herhangi bir tahrifatta da bulunmuyoruz. Aksine gerçek budur.
83. Babalarının yanına dönüp ona bu haberi bildirdiklerinde babalarının kederi daha da arttı, üzüntüsü kat kat çoğaldı. Yine birincisinde de onları itham ettiği gibi bunda da onları itham etti ve “Dedi ki: Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp böyle (çirkin) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır.” Ben, bu konuda hiçbir rahatsızlık ve öfke duymadan, insanlara da şikayet etmeden güzel bir şekilde sabretmeye sığınacağım. Daha sonra da işin daha da ağırlaştığını ve sıkıntının son haddine vardığını görünce kurtuluşun gerçekleşeceği ümidiyle şöyle dedi:“Ümit ederim ki Allah, onları hep birlikte” Yusuf’u da, Bünyamin’i de Mısır’da kalan büyük kardeşlerini de “bana getirecektir. Her şeyi bilen yegane ve hikmet sahibi olan şüphesiz ki O’dur.” Benim durumumu, artık bu sıkıntımın sona ermesi için lütfuna ihtiyacımı, ihsanına olan zorunlu muhtaçlığımı bilen de O’dur, her bir şeye bir kader tayin eden ve her bir işe Rabbani hikmetinin gerektirdiği şekilde nihai bir nokta tespit eden ve hikmeti sonsuz olan da O’dur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kardeşlerin büyüklerinden maksat yaşça büyük olan Ruben mi yoksa akılca üstün olan Şem‘ûn (Şimeon) mu olduğu konusunda farklı rivayetler vardır. Taberî yaşça büyük olan Ruben’in kastedildiğini bildiren rivayetlerin daha isabetli olduğu kanaatindedir (bk. XIII, 33-34). Hz. Yûsuf’un kararlı tutumu karşısında, ondan ümitlerini kesen kardeşleri, durumu kendi aralarında görüşmek üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri Ruben, Bünyâmin hakkında babalarına verdikleri sözü, daha önce de Hz. Yûsuf’a yaptıklarını onlara hatırlattı. Yûsuf’un bu kardeşi, daha önce onu öldürmek isteyen kardeşlerine, onu kuyuya atmalarını teklif etmiş ve ölümden kurtarmıştı (âyet 10; Taberî, XII, 155-156).
Hz. Ya‘kūb’un oğulları, 81. âyetin son cümlesiyle, Bünyâmin’i koruyacaklarına dair babalarına söz verdikleri zaman onun hırsızlık suçundan dolayı Mısır’da alıkonulacağını bilemeyeceklerini ifade etmek istemişlerdi.