Diyanet İşleri
Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a: "Yanlarına çık" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf'a "çık karşılarına" dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: "Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir."
Yaşar Nuri Öztürk
Kadın onların oyunlarını işitince, onlara haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yûsuf'a: "Karşılarına çık!" dedi. Nihayet Yûsuf'u görünce onu öylesine yücelttiler ki, kendilerinin ellerini kestiler. Şöyle dediler: "Aman Allahım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!"
Süleyman Ateş
(Kadın), onların (dedi-kodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yusuf'a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar, (önlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yusuf'u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler, (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve: "Allah için, haşa bu, insan değildir; bu ancak güzel bir melektir!" dediler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Aziz'in karısı, bu yaptığını (şehirdeki) kadınların hoş görmediğini ve hakkında ileri geri konuştuklarını işitince Yusuf -aleyhisselam-'ı görmeleri ve bu hususta kendisini mazur görmeleri için bir elçi gönderip onları davet etti. Onlara döşekler ve yastıklar hazırlattı. Onlardan her birinin eline ikram edilen yemekleri kesmeleri için birer bıçak verdi ve Yusuf -aleyhisselam-'a: "Hadi onların yanına çık!" dedi. Kadınlar, onu görünce gözlerinde büyütüp onun güzelliğine kapıldılar ve yakışıklılığı karşısında hayretlerini gizleyemediler. Son derece hayran olmaları sebebiyle sofrada ikram edilen yiyecekleri kesmek için kullanacakları bıçaklar ile parmaklarını kestiler ve şöyle dediler: "Allah'ı tenzih ederiz." insanlara verilmemiş olan bu güzellik sebebi ile bu genç bir insan olamaz, bu ancak ikram olunmuş meleklerden bir melektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
30- Şehirde birtakım kadınlar:“Azizin karısı, uşağına sahip olmak istiyormuş. Anlaşılan (Yusuf’un) sevgisi yüreğini kaplamış. Biz onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz” dediler. 31- (Azizin karısı) o kadınların dedikodularını işitince onlara haber gönderdi. Onlar için yaslanacakları bir yer (ve sofra) hazırladı. Onların her birine de birer bıçak verdi. (Onlar meyve soyarlarken Yusuf’a da): “Çık karşılarına!” dedi. Kadınlar onu görünce onun büyük bir güzelliğe sahip olduğunu anladılar. (Farkında olmadan) ellerini kestiler ve dediler ki: “Allah’ı tenzih ederiz! Bu, insan değil! Bu ancak çok üstün bir melektir.” 32- (Azizin karısı) dedi ki: “İşte kendisi hakkında beni kınadığınız (o uşak) bu! (Evet,) andolsun ki ben ona sahip olmak istedim, fakat o bundan şiddetle kaçındı. Şâyet kendisine emredeceğim şeyi yapmazsa andolsun zindana atılacak ve kesinlikle zillete uğrayanlardan olacaktır.” 33- (Yusuf) dedi ki: “Rabbim, ben zindanı onların beni davet edecekleri şeye tercih ederim. Eğer sen onların tuzaklarını benden savmazsan ben onlara meyleder ve cahillerden olurum.” 34- Rabbi de onun duasını kabul etti ve o kadınların tuzaklarını ondan savdı. Çünkü O, hakkı ile işitendir, bilendir. 35- Sonra bütün delilleri gördükleri halde yine de onu bir süreye kadar zindana atmak onlara uygun göründü.
30. “Şehirde birtakım kadınlar…” Yani bu hususa dair haber şehirde yayıldı, meşhur oldu. Kadınlar bundan söz etmeye ve bundan dolayı Aziz’in karısını kınamaya ve şöyle demeye koyuldular:“Azizin karısı, uşağına sahip olmak istiyormuş. Anlaşılan (Yusuf’un) sevgisi yüreğini kaplamış.” Yani bu, çirkin bir şeydir. Zira o, oldukça yüksek mevkide bulunan bir kadındır. Kocasının da konumu büyüktür. Bununla birlikte kadın, elinin altında ve hizmetinde bulunan uşağına sahip olmaya kalkışmış. Üstelik ona karşı duyduğu sevgi de kalbinde çok büyük bir yer etmiş. Öyle ki “sevgisi yüreğini kaplamış.” Yani onun sevgisi, yüreğinin tâ içerisine kadar işlemiş. Bu ise sevginin en ileri derecesini ifade eder. “Biz, onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.” Çünkü o, hiç de yapmaması gereken bir işi yapmış, böyle bir duruma düşmüştür ki bu, onun insanlar nezdindeki kadrini, kıymetini düşürür.
31. “(Azizin karısı) o kadınların dedikodularını/hilelerini işitince…” Kadınların bu sözleri, hile maksatlı idi. Zira bu sözden kasıtları sadece onu kınamak ve tenkid etmek değildi. Bu sözleri ile Aziz’in karısını böyle bir sevgiye düşüren Yusuf’u görme imkanı bulmak istemişlerdi. Böylelikle Aziz’in karısı bu sözlerine öfkelensin ve bu konuda kendisini mazur görmelerini sağlamak için de bu delikanlıyı onlara göstersin, istiyorlardı. Bundan dolayı onların bu şekildeki konuşmalarından “hile” diye söz edilmiştir. İşte bu sözleri “işitince kendilerine” evine misâfirliğe gelmeleri için “haber gönderdi. Onlar için yaslanacakları bir yer (ve sofra) hazırladı.” Çeşitli döşekler, yastıklar ve lezzetli yiyecekler hazırladı. Bu ikramlar arasında bıçak kullanmayı gerektirecek ya turunç ya da benzeri türden bir meyve de koymuştu. “Onların her birine de birer bıçak verdi” ki onunla yiyeceklerini kessinler. “(Onlar meyve soyarlarken Yusuf’a da):” güzel ve alımlı hali ile “Çık karşılarına, dedi.”“Kadınlar onu görünce, onun büyük bir güzelliğe sahip olduğunu anladılar.” Kalplerinde büyük bir yer etti ve benzerini görmedikleri çok üstün bir manzara ile karşılaştılar. Hayranlıklarından dolayı da ellerinde bulunan o bıçaklarla “(Farkında olmadan) ellerini kestiler ve dediler ki: Allahı tenzih ederiz. Bu, insan değil! Bu ancak çok üstün bir melektir.” Çünkü Yusuf’a verilen üstün ve göz kamaştırıcı güzellik, görenler için büyük bir alamet ve dikkatle düşünenler için bir ibret olacak derecedeydi.
32. Bu kadınlar, Yusuf’un zahiri güzelliğini görüp son derece hayrete düşünce ve böylelikle Aziz’in karısının büyük ölçüde mazur olduğunu anladıktan sonra Aziz’in karısı, onlara Yusuf’un tam iffet sahibi olduğunu belirterek iç güzelliğini de göstermek istedi. O nedenle de hem bunu hem de ona karşı duyduğu aşırı sevgisini -artık kadınların onu kınamaları söz konusu olmayacağından dolayı söyleyeceklerine aldırmaksızın- açıklayarak ilan etti ve:“dedi ki: İşte kendisi hakkında beni kınadığınız (o uşak) bu! (Evet,) andolsun ki ben ona sahip olmak istedim, fakat o bundan şiddetle kaçındı.” Yani bu işe yaklaşmadı. Kadın ise ona istediğini yaptırmakta direniyor, geçen zaman ise onun huzursuzluğunu, sevgisini, Yusuf’a kavuşmaya duyduğu şevk ve arzusunu artırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Bu yüzden de kadınların önünde şöyle dedi:“Eğer kendisine emredeceğim şeyi yapmazsa andolsun zindana atılacak ve kesinlikle zillete uğrayanlardan olacaktır.” Kadın bu tehdidi ile onu istediğini gerçekleştirmek zorunda bırakmak istiyordu.
33. İşte o vakit Yusuf, Rabbine sığındı ve bu kadınların hile ve tuzaklarına karşı O’ndan yardım isteyerek “dedi ki: Rabbim, ben zindanı bu kadınların beni kendisine davet ettikleri şeye tercih ederim.” Bu, kadınların Yusuf’a hanımefendisine itaat etmesi için telkinlerde bulunduklarını ve bu konuda ona tuzak kurmaya çalıştıklarını göstermektedir. Yusuf ise oldukça ağır ilâhi bir azabı gerektiren dünyevi bir lezzete karşılık hapsi, dünyevi azap ve işkenceyi tercih etti. “Eğer Sen bunların tuzaklarını benden savmazsan ben onlara meyleder” çünkü ben aciz ve zayıf bir kimseyim; eğer kadınların kötülüğünü benden uzaklaştırmayacak olursan onlara meylim olur “ve cahillerden olurum.” Çünkü bu, bir cahilliktir. Zira o takdirde geçici, az ve elemlerle karışık bir lezzeti, nimet dolu cennetlerdeki kesintisiz lezzetlere ve türlü türlü arzulara tercih etmiş olur. Böyle bir şeyi böyle bir nimete tercih edenden daha cahil kim olabilir? Şüphesiz ki ilim ve akıl, iki menfaatten ve iki lezzetten daha büyük olana öncelik tanımayı ve sonucu itibari ile güzel olanı tercih etmeyi gerektirir.
34. “Rabbi de” kendisine dua ettiğinde “onun duasını kabul etti ve o kadınların tuzaklarını ondan savdı.” Kadın elinden gelen bütün yollarla yine onu kandırmaya ve ondan murad almaya çalışıp durdu. Nihâyet kadın, ondan ümidini kesti. Allah da kadının tuzağını ondan savdı. “Çünkü O” dua edenlerin dualarını “hakkıyla işitendir,” kulunun salih niyetini de Yüce Allah’ın yardım ve lütfuna mazhar olmayı gerektiren zayıf bünyesini de çok iyi “bilendir.” İşte Yüce Allah’ın Yusuf’u bu helak edici fitneden ve bu ağır mihnetten kurtarışı böyle oldu.
35. Onun efendilerine gelince bu haber yaygınlaşıp ortaya çıkınca insanların kimi kadını mazur görürken, kimisi de kınayıp eleştirmeye koyuldu. “Sonra” Yusuf’un suçsuzluğuna delâlet eden “bütün delilleri gördükleri halde yine de onu bir süreye kadar zindana atmak onlara uygun göründü.” Böylelikle konuya dair haberlerin ardı arkası kesilsin ve insanlar onu unutsun istediler. Çünkü bir şey bir kere yaygınlık kazandı mı sebepleri var olduğu sürece anılmaya ve yaygınlaşmaya devam eder. Sebepleri ortadan kalktığında ise unutuluverir. Bu yüzden böyle bir işin maslahatlarına olduğu görüşüne sahip oldular ve bu sebeple onu hapse attılar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Olay Mısır’ın ileri gelenleri arasında duyulup yayılınca bir grup kadın Aziz’in karısının, kölesine âşık olmasını kınadılar ve “Yûsuf’un sevdası onun kalbine işlemiş!” dediler. Bunu duyan Zelîha kadınları evine davet etti. Misafirler için evini donattı ve yaslanıp oturacakları yerler hazırladı. Davetliler gelince önlerine yemekler, meyveler ve bıçaklar koydu. Onlar meyveleri soyarken Yûsuf’a huzurlarına çıkmasını emretti. Yûsuf’un güzelliğine hayran kalan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerini kestiler ve onun insan değil, yüce bir melek olduğunu söylediler. Zelîha, “İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onunla birlikte olmak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisinden istediğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!” dedi. Burada dikkat çekici olan şudur: Mısır’ın ileri gelenlerinin kadınları, Zelîha’nın zina gibi çirkin bir fiile teşebbüs etmesini kınamış olmalarına rağmen Zelîha, davet ettiği kadınlar içerisinde arzularını ve ahlâk dışı niyetlerini açıkça ilân etmekten çekinmemiştir. Nitekim ziyafet esnasında, âşık olduğu Yûsuf’u davetlilerin huzuruna çıkararak, böyle yakışıklı ve güzel bir köleye âşık olmanın, toplum değerleri açısından, kendisi için bir nakîsa olmadığını vurgulamak istemiştir.