Önceki ayet· 11:98Sonraki ayet· 11:100

Hûd Suresi 99. Ayet· 11:99

↗ Hûd suresi
Mekki
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِۦ لَعۡنَةٗ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ بِئۡسَ ٱلرِّفۡدُ ٱلۡمَرۡفُودُ
Hem burada ve hem kıyamet gününde lanete uğratılırlar. Bu ne kötü bir bağıştır
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Hem burada ve hem kıyamet gününde lanete uğratılırlar. Bu ne kötü bir bağıştır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Hem burada, hem de kıyamet gününde lanetle izlendiler. Onlara verilen bu karşı destek ne fena bir destektir!
Yaşar Nuri Öztürk
Peşlerine lanet takılmıştır: Hem burada hem kıyamet gününde ne kötü destektir o arkalarına takılmış olan!
Süleyman Ateşen ayrışan
Bu dünyada da (onların) ardına la'net takılmıştır, kıyamet gününde de (burada da la'netle anılacaklardır, ahirette de)! Bu vergi, ne kötü bir vergidir!
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
And they were followed in this [world] with a curse and on the Day of Resurrection. And wretched is the gift which is given
Fransızca
Et ils sont poursuivis par une malédiction ici-bas et au Jour de la Résurrection. Quel détestable don leur sera donné
İspanyolca
La maldición los alcanzó en este mundo y perdurará hasta el Día del Juicio. ¡Qué terrible maldición los alcanzó
Rusça
Проклятия будут преследовать их здесь и в День воскресения. Отвратителен дар, которым их одарили
Endonezce
Dan mereka diikuti dengan laknat di sini (dunia) dan (begitu pula) pada hari Kiamat. (Laknat) itu seburuk-buruk pemberian yang diberikan
Bengalce
আর এ জগতেও তাদের পেছনে লানত রয়েছে এবং কিয়ামতের দিনেও; অত্যন্ত জঘন্য প্রতিফল, যা তারা পেয়েছে।
Çince
他们在今世受诅咒,在复活日也遭受诅咒。他们所受的援助真恶劣!
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Boğulma ile kendilerine isabet eden helakla birlikte Allah Teâlâ bu dünya hayatında onlara lanet etmiş ve peşinden de rahmetinden kovup uzaklaştırmıştır. Kıyamet gününde de Yüce Allah onları (rahmetinden) kovup uzaklaştıracaktır. Onlar hakkında hem dünyada ve hem de ahirette peş peşe verilen bu lanetler ve azap ile gerçekleşen şey ne kötüdür.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar. 96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.” 97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!” 99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür! 100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır. 101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin 25. âyetinden itibaren buraya kadar bazı peygamberlerin kıssaları, getirdikleri mesaj, inkârcılara karşı verdikleri mücadele ve bu mücadelenin sonucu hakkında açıklamalar yapıldı. Bu âyetlerde de Hz. Mûsâ’nın önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dini ihya etmek üzere mûcize ve delillerle Firavun’a ve ileri gelen çevresine gönderildiği ifade edilmektedir (Mûsâ ve Firavun hakkında bilgi için bk. Bakara 2/49 vd.; A‘râf 7/103-156; mûcizeler hakkında bilgi için krş. A‘râf 7/133; İsrâ 17/101). Firavun ve çevresindekilerin inkârcılıkta direnmeleri sebebiyle sonlarının önceki kavimlerin sonuna benzediğine işaret edilmektedir. Çünkü Firavun Allah’ın varlığına inanmıyor, her ülke halkının görevinin mutlak surette kendi hükümdarına itaat etmek olduğunu ileri sürüyor, ayrıca kendisinin en büyük tanrı olduğunu iddia ediyordu (bk. en-Nâziât 79/24). Bu sebeple Hz. Mûsâ’nın tebliğ ettiği ilâhî emirleri kabul etmedi, çevresine de bunları kabul etmemelerini, Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları hakkında sert tedbirler almalarını emretti. Hakkın karşısına dikilen zorba güçler, genel olarak çevrelerini ve emirleri altında olanları peşlerinden sürüklemektedirler. Oysa Kur’an Allah’a isyan konusunda (ana-baba dahil) hiç kimseye itaat etmeye müsaade etmemektedir; aksine böyle bir durumda hem yöneteni hem de yönetileni eşit derecede sorumlu tutmaktadır. Nitekim 98. âyette Firavun ve onun peşine düşen halkın tuttukları yolun başta Firavun olmak üzere hepsini cehenneme götürecek bir yol olduğu ifade edilmiş, 99. âyette de genel olarak insanların önderlerini ve rehberlerini dikkatli ve bilinçli seçmeleri gerektiğine işaret edilmiştir.
Hûd Suresi 99. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Boğulma ile kendilerine isabet eden helakla birlikte Allah Teâlâ bu dünya hayatında onlara lanet etmiş ve peşinden de rahmetinden kovup uzaklaştırmıştır. Kıyamet gününde de Yüce Allah onları (rahmetinden) kovup uzaklaştıracaktır. Onlar hakkında hem dünyada ve hem de ahirette peş peşe verilen bu lanetler ve azap ile gerçekleşen şey ne kötüdür.