Önceki ayet· 11:59Sonraki ayet· 11:61

Hûd Suresi 60. Ayet· 11:60

↗ Hûd suresi
Mekki
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا لَعۡنَةٗ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَآ إِنَّ عَادٗا كَفَرُواْ رَبَّهُمۡۗ أَلَا بُعۡدٗا لِّعَادٖ قَوۡمِ هُودٖ
Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. Bilin ki Ad milleti Rablerini inkar etti ve yine bilin ki Hud'un milleti Ad Allah'ın rahmetinden uzaklaştı
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. Bilin ki Ad milleti Rablerini inkar etti ve yine bilin ki Hud'un milleti Ad Allah'ın rahmetinden uzaklaştı
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bu dünyada ve kıyamet gününde arkalarına lanet takıldı. Dikkat edin; Âd, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Hûd'un kavmi olan Âd geri gelmez oldu.
Süleyman Ateş
Böylece hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde peşlerine la'net takıldı. İyi bilin, 'Ad (kavmi) Rablerini inkar ettiler; iyi bilin Hud'un kavmi 'Ad, (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun (yok olup gitsin)!
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.1%
İngilizce
And they were [therefore] followed in this world with a curse and [as well] on the Day of Resurrection. Unquestionably, 'Aad denied their Lord; then away with 'Aad, the people of Hud
Fransızca
Et ils furent poursuivis, ici-bas, d'une malédiction, ainsi qu'au Jour de la Résurrection. En vérité, les 'Aad n'ont pas cru en leur Seigneur. Que s'éloignent (périssent) les 'Aad, peuple de Hûd
İspanyolca
Recibieron la maldición en este mundo y en el Día del Juicio. Los habitantes de ‘Ad negaron a su Señor, y por ello el pueblo de Hud quedó fuera de la misericordia
Rusça
Проклятие будет преследовать их как в этом мире, так и в День воскресения. Воистину, адиты не уверовали в своего Господа. Да сгинут адиты, народ Худа
Endonezce
Dan mereka selalu diikuti dengan laknat di dunia ini dan (begitu pula) di hari Kiamat. Ingatlah, kaum 'Ād itu ingkar kepada Tuhan mereka. Sungguh, binasalah kaum 'Ād, umat Hud itu
Bengalce
এ দুনিয়ায় তাদের পিছনে পিছনে লা’নত রয়েছে এবং কেয়ামতের দিনেও; জেনে রাখ, আদ জাতি তাদের পালনকর্তাকে অস্বীকার করেছে, হুদের জ্ঞাতি আদ জাতির প্রতি অভিসম্পাত রয়েছে জেনে রাখ।
Çince
他们在今世和复活日,永遭诅咒。真的,阿德人确已否认他们的主。真的!阿德人——呼德的宗族——愿他们遭受毁灭!
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu dünya hayatında onlara alçaklık ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmak vardır. Kıyamet günü ise Allah'ın rahmetinden uzak olacaklardır. Bu onların, Allah Teâlâ'yı inkâr etmeleri sebebiyledir. Böylece Allah onları her türlü hayırdan uzak edip onları her türlü şerre yakınlaştırmıştır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
50- Âd’a da kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. Siz (O'ndan başkasına ibadet etmekle) sadece iftira ediyorsunuz.” 51- “Ey kavmim! Ben bu (davetime) karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi vermek ancak beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” 52- “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin ki üzerinize gökten bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkar bir halde yüz çevirmeyin.” 53- Dediler ki:“Ey Hûd! Sen bize açık bir delil getirmedin. Biz senin sözüne bakıp ilahlarımızı terk edecek değiliz. Sana inancak da değiliz.” 54-55- “Biz ancak şunu deriz ki: İlahlarımızdan biri seni fena çarpmış!” Hud dedi ki: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki Ben sizin Alah’ın dışında (O’na) ortak koştuklarınızın hepsinden uzağım. Artık hepiniz bana (istediğiniz) tuzağı kurun. Sonra da bir an olsun mühlet tanımayın.” 56- “Şüphesiz ki ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip dayandım. (Zira yeryüzünde) kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki idaresi O’nun elinde olmasın. Benim Rabbim gerçekten dosdoğru bir yol üzeredir.” 57- “Eğer yüz çevirirseniz (bilin ki) ben, benimle size gönderilen her şeyi size tebliğ ettim. Rabbim sizin yerinize başka bir kavim getirecek ve siz de O’na hiçbir zarar veremeyeceksiniz. Şüphesiz ki Rabbim, her şeyin üstünde gözetleyicidir.” 58- (Azap) emrimiz gelince Hûd’u da beraberindeki mü’minleri de katımızdan bir rahmetle kurtuluşa erdirdik ve onları çok ağır bir azaptan kurtardık. 59- İşte Âd! Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler, O’nun peygamberlerine asi oldular ve her inatçı zorbanın emri ardınca gittiler. 60- Hem bu dünyada lanete uğradılar hem de kıyamet gününde. Haberiniz olsun ki Âd, Rablerini inkar etti ve yine haberiniz olsun ki Hûd’un kavmi olan Âd (ilahi rahmetten) uzak düştü. 50. “Âd’a da” yani Yemen topraklarında bulunan ve Ahkâf diye bilinen yerde, meşhur bir kabile olan Âd kavmine de neseb itibari ile “kardeşleri Hud’u gönderdik” ki doğru sözlülüğü dolayısı ile vahyi ve ilmi öğrenme imkânı bulabilsinler. O da onlara “dedi ki: Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. Siz (O'ndan başkasına ibadet etmekle) sadece iftira ediyorsunuz.” Yani Hûd aleyhisselam onlara yalnızca Allah’a ibadet etmelerini emretti. Allah’tan başkasına ibadet etmekten vazgeçmelerini istedi. O’ndan başkasına ibadet etmek ve bunu caiz görmek sureti ile de Yüce Allah’a iftirada bulunduklarını bildirdi. Yalnızca Allah’a ibadet etmelerinin gerekliliğini ve O’nun dışındaki varlıklara ibadetin yanlışlığını açıkladı. 51. Sonra da emrine itaat etmelerine hiçbir engel bulunmadığını söz konusu ederek şöyle dedi:“Ey kavmim! Ben bu (davetime) karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Davet etmem karşılığında mallarınızdan herhangi bir ödeme istemiyorum. Siz de: Bu, bizim mallarımızı almak istiyor, diyemezsiniz. Ben karşılıksız olarak size davette bulunuyor ve size gerçekleri öğretiyorum. “Benim ecrimi vermek ancak beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” Sizi davet ettiğim şeyi, onun kabul edilmesi gerektiğini ve onu redetmeyi gerektiren hiçbir hususun bulunmadığını düşünüp anlamayacak mısınız? 52. “Ey kavmim” geçmişte yaptıklarınızdan ötürü “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra” gelecekte de “O’na tevbe edin” samimi olarak tevbe edip Allah’a dönün “ki” bunu yapacak olursanız “üzerinize gökten” yerin verimli olmasını sağlayacak, bol mahsul vermesine sebep teşkil edecek “bol bol yağmur göndersin e gücünüze güç katsın.” Çünkü insanlar arasında en güçlü olanlar onlar idi. Bu yüzden:“Bizden daha güçlü kim vardır?”(Fussilet, 41/15) demişlerdi. İşte peygamberleri de eğer iman edecek olurlarsa Allah’ın güçlerine güç katacağını vaat etmişti. “Günahkar bir halde” kibirlenip O’na ibadet etmekten burun kıvırarak ve O’nun haram kıldığı şeyleri işleme cesareti göstererek Rabbinizden “yüz çevirmeyin.” 53. Hud’un söylediklerini reddetmek üzere “Ey Hûd! Sen bize açık bir delil getirmedin.” dediler. Eğer bundan kasıtları, göstermesini istedikleri mucize türünden bir şeyse bu, hakkın kabulü için gerekli değildir. Aksine gerekli olan peygamberin, getirdiğinin doğruluğunu gösteren bir delil getirmesidir. Eğer maksatları onun, kendilerine söylediklerinin doğruluğuna tanıklık edecek herhangi bir delil getirmediği ise bu iddialarında yalan söylemişlerdir. Çünkü bir peygamber kavmine gönderildi mi, mutlaka Allah ona insanların benzerini görmeleri halinde iman etmelerini gerektirecek türden deliller verir. Şâyet Hûd’un hiçbir delil ve belgesi bulunmamış olsaydı bile kavmini, dini Allah’a halis kılıp O’na hiçbir kimseyi ortak koşmamaya çağırması, salih olan her bir işi ve güzel ahlakı emredip hayasızlıklar, zulüm ve türlü kötülükleri ihtiva eden her çeşit kötü huydan uzak kalmayı yasaklaması, sahip olduğu ve ancak insanların en hayırlılarında, en doğru sözlülerinde bir arada bulunabilecek nitelikleri, işte yalnız bunlar bile onun doğruluğunu ispatlamak için tek başına yeterli bir delildir. Hatta akıl sahibi kimseler, böyle bir delili, bazı kimselerin mucize olarak sadece kendisini kabul ettikleri birtakım olağanüstü hadiselerden bile daha büyük bir mucize olarak görürler. Onun doğruluğuna delil olan apaçık belgelerinden birisi de tek başına, yardımcı ve desteği bulunmayan bir şahıs olmasına rağmen kavmine yüksek sesle seslenerek ve acizliklerini ortaya koyarak:“Şüphesiz ki ben, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip dayandım.”“Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki Ben sizin Alah’ın dışında (O’na) ortak koştuklarınızın hepsinden uzağım. Artık hepiniz bana (istediğiniz) tuzağı kurun. Sonra da bir an olsun mühlet vermeyin” demesidir. Halbuki onlar, güç ve üstünlük sahibi düşmanları idi ve onun beraberindeki nuru hangi yolla olursa olsun söndürmek istiyorlardı. O ise hiçbir şekilde onlara aldırmıyor ve tasaya düşmüyordu. Kavmi ona herhangi bir kötülük yapamayacak aciz duruma düşmüşlerdi. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir topluluk için pekçok deliller vardır. “Biz senin sözüne bakıp ilahlarımızı terk edecek değiliz.” Biz -kendi kanaatlerince- senin hakkında herhangi bir delil getirmediğin sözler dolayısı ile ilahlarımıza ibadeti terk etmeyiz. “Sana inancak da değiliz.” Bu sözleri ile peygamberlerinin, kendilerinin iman edecekleri konusundaki ümidini kesmek istiyor ve küfürleri üzerinde kör ve şaşkın hallerini sürdüreceklerini ifade ediyorlardı. 54-55. “Biz” senin hakkında “ancak şunu deriz ki: İlahlarımızdan biri seni fena çarpmış” ve senin aklını oynatmana sebep olmuş. Bundan dolayı sen akıllı kimselerin söylemeyeceği türden hezeyanlar söyler oldun. Zalimlerin kalplerine mühür vuran Allah her türlü eksiklikten münezzehtir! Nasıl olur da doğrunun da doğrusunu getiren ve insanların en doğru sözlüsü olan bir kimse karşısında -eğer Yüce Allah söylediklerini nakletmemiş olsaydı- aklı başında bir kimsenin, söylediklerini nakletmekten dahi utanacağı böyle aşağılık bir seviyeye düşüyorlar? Buna karşılık Hûd aleyhisselam da kavminden olsun, onların taptıkları ilahlardan olsun kendisine hiçbir zarar gelmeyeceğinden son derece emin olarak şunları söyledi:“Artık hepiniz” imkân bulacağınız bütün yollarla bana zarar vermenin yollarını arayın; “bana (istediğiniz) tuzağı kurun. Sonra da bir an olsun mühlet tanımayın.” hiç süre vermeyin. 56. “Şüphesiz ki ben, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan” yani hepimizin yaratıcısı, bizi de sizleri de çekip çeviren, ihtiyaçlarımızı karşılayan ve bizi terbiye edip besleyen “Allah’a güvenip dayandım.” Bütün işlerimde ben ona bel bağladım. “(Zira yeryüzünde) kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki idaresi O’nun elinde olmasın.” O’nun izni olmaksızın hiçbir canlı ne hareket edebilir, ne de hareketsiz kalabilir. Eğer hepiniz bana zarar vermek için bir araya gelecek olsanız dahi O, sizi bana musallat kılmadı ise sizin buna gücünüz yetmeyecektir. Eğer bu konuda size imkân verirse, bu da O’nun dilediği bir hikmet dolayısı ile olacaktır. “Benim Rabbim gerçekten dosdoğru bir yol üzeredir.” O ne yaparsa adalet ve hikmete dayalı olarak yapar. O’nun kazası da, kaderi de, şeriatı da, emri de, cezası da, mükâfatı da, cezalandırması da hikmetlidir ve bundan ötürü her türlü övgüye layık olandır. Bütün işleri de kendisine hamd ve senâ edilmesini gerektiren şekilde dosdoğru yol üzeredir. 57. “Eğer” benim sizi kendisine davet ettiğim yoldan “yüz çevirirseniz (bilin ki) ben, benimle size gönderilen her şeyi size tebliğ ettim.” Dolayısı ile benim size karşı herhangi bir sorumluluğum kalmamıştır. “Rabbim sizin yerinize” O’na ibadet edecek ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmayacak “başka bir kavim getirecek ve siz de O’na hiçbir zarar veremeyeceksiniz.” Çünkü sizin zararınız ancak size döner. Hiçbir isyankârın isyanı O’na zarar vermez. İtaatkârların itaatının da O’na faydası olmaz:“Kim salih bir amel işlerse kendi lehinedir, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.”(Fussilet, 41/46)“Şüphesiz ki Rabbim her şeyin üstünde gözetleyicidir.” 58. “Emrimiz” yani azabımız; “o neye uğradıysa mutlaka onu ufaltıp kül gibi koyan”(ez-Zâriyât, 51/42) o kısır rüzgar “gelince Hûd’u da beraberindeki mü’minleri de katımızdan bir rahmetle kurtuluşa erdirdik ve onları çok ağır” çok büyük “bir azaptan kurtardık.” Sabah olduğunda onların meskenlerinden başka hiçbir şey görünmüyordu. 59. “İşte” Yüce Allah’ın zulmetmeleri sebebi ile başlarına bu azabı getirmiş olduğu “Âd!” Çünkü onlar, “Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler.” Sen bize apaçık bir delil getirmedin, dediler. Böylelikle onların Hûd’un çağrısının doğruluğuna inanmakla birlikte inatlaşarak onu bile bile inkâr ettikleri açıkça ortaya çıkmaktadır. “O’nun peygamberlerine asi oldular.” Çünkü bir peygambere asi olan bir kimse bütün peygamberlere asi olmuş demektir. Zira onların davetleri birdir. Yine onlar, Allah’ın âyetlerine karşı inatlaşan “her inatçı” Allah’ın kullarına da zorbalıkla musallat olan her “zorbanın emri ardınca gittiler.” Kendilerine samimiyetle öğüt veren ve kendilerine şefkat gösteren herkese karşı isyan etmeleri yetmediği gibi bir de kendilerini helâke götürmek isteyen her bir aldatıcının arkasından gittiler. Allah da onları helâk etti. 60. “Hem bu dünyada lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Bu kötü haberleri ve çirkin halleri dolayısı ile onlar, her zaman ve her kuşak içinde mutlaka bu kötülükleri ile anılır ve bundan dolayı arkalarından yergiler yetiştirilir. “Haberiniz olsun ki Âd kavmi Rablerini inkar etti” Kendilerini yaratanı, rızıklandıran ve besleyip büyüteni bile bile tanımayıp reddettiler. “ve yine haberiniz olsun ki Hûd’un kavmi olan Âd (ilahi rahmetten) uzak düştü.” Yüce Allah onları her türlü hayırdan uzaklaştırmakla birlikte her türlü kötülüğe de onlara yaklaştırdı.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu iki âyet Âd kavminin helâk oluş sebep ve sonuçlarını veciz bir şekilde özetlemektedir: Onlar Allah’ın âyetlerini inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan edip inatçı her zorbanın izinden gittiler. Bu sebeple hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lâneti hak ettiler. Âd kavminin inkâr ettiği peygamber Hûd bir kişi olduğu halde âyette çoğul olarak “peygamberler” (rusül) şeklinde gelmiştir. Müfessirler, bir peygambere isyan edilmesinin bütün peygamberlere isyan olarak kabul edildiğini, bu sebeple peygamberlerin çoğul olarak zikredildiğini söylemişlerdir (İbn Âşûr, XII, 105). Nitekim Kur’an’da bunun başka örnekleri de vardır (meselâ bk. Şuarâ 26/123). 60. Âyetin son iki cümlesi Hûd kıssasının da son cümleleri olup Âd kavminin suç ve cezasını kısa birer cümle ile net bir şekilde tekrar vurgulamaktadır: Onlar rablerini inkâr ettiler; bu sebeple Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıldılar.
Hûd Suresi 60. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu dünya hayatında onlara alçaklık ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmak vardır. Kıyamet günü ise Allah'ın rahmetinden uzak olacaklardır. Bu onların, Allah Teâlâ'yı inkâr etmeleri sebebiyledir. Böylece Allah onları her türlü hayırdan uzak edip onları her türlü şerre yakınlaştırmıştır.