Onlara Biz zulmetmedik, fakat onlar kendilerine yazık ettiler. Rabbinin buyruğu gelince, Allah'ı bırakıp taptıkları tanrılar kendilerine bir fayda vermedi, kayıplarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Onlara Biz zulmetmedik, fakat onlar kendilerine yazık ettiler. Rabbinin buyruğu gelince, Allah'ı bırakıp taptıkları tanrılar kendilerine bir fayda vermedi, kayıplarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler. Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrılar, Rabbinin emri gelince kendilerine hiçbir fayda sağlayamadılar. Hasarlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramadılar.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara biz zulmetmedik. Ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah'ı bırakıp da yakardıkları ilahları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. İlahları onların sadece hasar ve hüsranlarını artırdı.
Süleyman Ateşen ayrışan
Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı. Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'tan başka yalvardıkları tanrıları, kendileriden hiçbir şeyi savamadı ve onların ziyanlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı!
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
And We did not wrong them, but they wronged themselves. And they were not availed at all by their gods which they invoked other than Allah when there came the command of your Lord. And they did not increase them in other than ruin
Fransızca
Nous ne leur avons fait aucun tort. Mais ils se sont fait du tort à eux-mêmes. Leurs divinités, qu'ils invoquaient en dehors d'Allah, ne leur ont servi à rien, quand l'Ordre (le châtiment) de ton Seigneur fut venu; elles n'ont fait qu'accroître leur perte
İspanyolca
No fui injusto con ellos [al castigarlos], sino que ellos lo fueron consigo mismos [al rechazar a los Profetas]. De nada les sirvieron los ídolos que invocaban en lugar de Dios cuando llegó el designio de tu Señor, no hicieron más que aumentar su ruina
Rusça
Мы не были к ним несправедливы, однако они сами поступили несправедливо по отношению к себе. Когда явилось веление твоего Господа, божества, к которым они взывали вместо Аллаха, ничем не помогли им. Они не приумножили им ничего, кроме погибели
Endonezce
Dan Kami tidak menzalimi mereka, tetapi merekalah yang menzalimi diri mereka sendiri, karena itu tidak bermanfaat sedikit pun bagi mereka sesembahan yang mereka sembah selain Allah, ketika siksaan Tuhanmu datang. Sesembahan itu hanya menambah kebinasaan bagi mereka
Bengalce
আমি কিন্তু তাদের প্রতি জুলুম করি নাই বরং তারা নিজেরাই নিজের উপর অবিচার করেছে। ফলে আল্লাহকে বাদ দিয়ে তারা যেসব মাবুদকে ডাকতো আপনার পালনকর্তার হুকুম যখন এসে পড়ল, তখন কেউ কোন কাজে আসল না। তারা শুধু বিপর্যয়ই বৃদ্ধি করল।
Onların üzerine göndermiş olduğumuz helak ile zulmetmedik. Fakat onlar, Allah Teâlâ'yı inkâr etmek sureti ile kendilerini helaka götürecek şeylere sürükleyerek kendi nefislerine zulmettiler. -Ey Resul!- Allah’ın dışında dua edip, yalvardıkları ilahları onların helak olmaları için Rabbinin emri olan azap indiğinde azabı onlardan uzaklaştıramadılar. İlahları, onların hüsranından ve helakından başka bir şey arttırmadı.
96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar.
96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.”
97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!”
99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür!
100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır.
101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Nûh aleyhisselâm ile başlayıp Hz. Mûsâ ile sona eren bu kıssalar çeşitli yerlerde yaşayan kavim ve bunlara gönderilen peygamberlerin haberleridir. Bu kavimler peygamberlere inanmayıp isyan ettikleri için her biri bir felâketle yok olup gitmişlerdir. Bunlardan bazılarının iz ve kalıntıları zamanımıza kadar ulaşmıştır (Mısır’daki piramit ve heykeller gibi), insanlar hâlâ bunları ziyaret edip ibret almaktadırlar. Bazılarının ise kalıntıları bile yok olup gitmiştir (Lût kavminin durumu böyledir).
Onların üzerine göndermiş olduğumuz helak ile zulmetmedik. Fakat onlar, Allah Teâlâ'yı inkâr etmek sureti ile kendilerini helaka götürecek şeylere sürükleyerek kendi nefislerine zulmettiler. -Ey Resul!- Allah’ın dışında dua edip, yalvardıkları ilahları onların helak olmaları için Rabbinin emri olan azap indiğinde azabı onlardan uzaklaştıramadılar. İlahları, onların hüsranından ve helakından başka bir şey arttırmadı.