Önceki ayet· 100:6Sonraki ayet· 100:8

Âdiyât Suresi 7. Ayet· 100:7

↗ Âdiyât suresi
Mekki
وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٞ
Doğrusu kendisi de bunların hepsine şahittir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Doğrusu kendisi de bunların hepsine şahittir
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve kendisi de buna şahittir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve kendisi de buna iyiden iyiye tanıktır.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ve o da buna şahiddir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
And indeed, he is to that a witness
Fransızca
et pourtant, il est certes, témoin de cela
İspanyolca
Y él mismo es testigo de ello
Rusça
и он сам является тому свидетелем
Endonezce
dan sesungguhnya dia (manusia) menyaksikan (mengakui) keingkarannya
Bengalce
এবং সে অবশ্য এ বিষয়ে অবহিত
Çince
他自己对那孤负确是见证的,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Muhakkak insan, kendisinin iyiliğe mani olduğuna elbette şahittir. Apaçık olmasından ötürü bunu inkâr da edemez.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun nefes nefese koşanlara, 2- (Nalları ile) kıvılcım çıkartanlara, 3- Sabahleyin baskın yapanlara, 4- Derken orayı toza boğan, 5- Ve bu şekilde bir (düşman) topluluğun ortasına dalan (atlara) ki; 6- İnsan Rabbine karşı çok nankördür. 7- Kendisi de buna kesinlikle şahittir. 8- Ondaki mal sevgisi de gerçekten çok aşırıdır. 9- O, bilmez mi ki kabirlerin altı(ndakiler) üstüne getirildiği, 10- Ve kalplerde olanlar da açığa çıkartıldığı zaman (onu neler bekliyor)? 11- Çünkü o gün Rableri onlardan tümüyle haberdardır. (Mekke’de inmiştir. 11 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Yüce Allah, insanlar tarafından da bilinen birtakım göz kamaştırıcı özellikleri ve apaçık nimetleri dolayısı ile atlara yemin etmektedir. Ancak bu atlara başka tür hayvanların onlara ortak olmadığı özel birtakım özellikleri ile yemin etmekte ve şöyle buyurmaktadır:“Andolsun nefes nefese koşanlara...” Yani hızlı koştukları vakit göğüslerinden nefes sesi çıkan ve oldukça hızlı koşan atlara. 2. Toynaklarının sağlam ve güçlü oluşundan ötürü hızla koşmaları esnasında taşlara çarparak “kıvılcım çıkartanlara;” 3. Düşmanlara “sabahleyin baskın yapanlara;” Bu çoğunlukla görülen durumdur. Zira baskınlar, çoğu kere sabah gerçekleşir. 4. “Derken” koşmaları ve baskınları ile “orayı toza boğan;” 5. “Ve bu şekilde” binicileri ile birlikte kendilerine baskın yapılan düşman “topluluğun ortasına dalanlara ki;” 6. Hakkında yemin edilen hususa gelince o da:“İnsan Rabbine karşı çok nankördür” buyruğudur. Yani Allah’ın kendisine ihsan ettiği hayırlarını başkalarından esirger. İnsan, tabiatı ve mayası itibari ile üzerindeki hakları cömertlikle yerine getirmez, bu hakları tam ve eksiksiz olarak ifa etmez. Aksine tabiatı itibari ile üzerindeki malî ve bedenî hakları yerine getirmekten kaçınır ve tembellik eder. Allah’ın kendilerine hidâyet verip de bu vasıftan kurtularak gönül hoşluğu ile ve cömertlikle hakları yerine getirenler ise bundan müstesnâdır. 7. “Kendisi de buna kesinlikle şahittir.” Yani insan, kendi nefsinden bildiği üzere bu hakları yerine getirmemesi ve cimriliği noktasında kendi aleyhine bir tanıktır. Bunu ret ve inkâr etmez. Çünkü bu apaçıktır. Buradaki zamirin Yüce Allah’a ait olması da mümkündür. Yani kul, Rabbine karşı çok nankördür, cimridir ve Allah da buna şahittir. Buna göre bu ifade, Rabbine karşı nankörlük eden kimseler hakkında -Allah’ın onların bu haline tanık olduğu bildirilmek suretiyle- oldukça ağır bir tehdittir. 8. “Ondaki” insandaki “mal sevgisi de gerçekten çok aşırıdır.” Malı çokça sever. İşte yerine getirilmesi gereken bu hakları terk etmesine onu iten de bu sevgisi, kendi nefsinin isteklerini Rabbinin rızasının önüne geçirmesidir. Bütün bunlara sebep de onun görüşünü sadece bu dünya ile kısıtlaması ve âhiretten gafil olmasıdır. Bundan dolayı Yüce Allah, kötülüklerin cezalarının verileceği günden korkmaya teşvik etmek üzere şöyle buyurmaktadır: 9-10. “O,” bu aldanmış insan “bilmez mi ki kabirlerin altı(ndakiler) üstüne getirildiği” Allah ölüleri diriltip mahşerde toplamak için onları kabirlerinden çıkarttığı “ve kalplerde olanlar da açığa çıkartıldığı zaman” içlerinde ne varsa açıkça ortaya çıktığı, kalplerinde gizli bulunan hayır ve şerler ortaya döküldüğü, gizli şeyler aleni, saklı olan şeyler görünür olduğu ve insanların yüzlerinde yaptıkları amellerin sonuçları açıkça görüldüğü zaman; 11. “Çünkü o gün” görünen, görünmeyen, gizli ve açık amellerini de bu amellere görecekleri karşılıkları da bilen “Rableri onlardan tümüyle haberdardır.” Yüce Allah'ın, her zaman için her şeyden haberdar olmakla birlikte özellikle onların o gündeki hallerinden haberdar olduğunu belirtmesindeki amaç, yapılan amellerin karşılığının Allah’ın ilmi ve bilgisi dahilinde olarak mutlaka görüleceğinin hatırlatılmasıdır. Âdiyât Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada “insan” kavramıyla genel olarak insan türünün kastedildiği, çünkü bütün insanlarda bu tür olumsuz özelliklerin az çok bulunduğu belirtildiği gibi (bk. İbn Âşûr, XXX, 502-503), özellikle hidayetten nasibini alamamış insanların söz konusu olduğu da söylenmiştir. Râzî, bu ikinci yorumun çoğunluğun görüşü olduğunu belirtir (XXXII, 67). Bu âyetler, söz konusu insanların tabiatlarına yerleşmiş bulunan Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük, kadir bilmezlik, mal biriktirmeye düşkünlük ve nimetin şükrünü yerine getirme vecîbesini umursamama gibi olumsuz özellikleri ortaya koymaktadır. 6. âyetteki kenûd kelimesinin bir hadiste şöyle açıklandığı rivayet edilir: “Öyle bir nankördür ki yalnız başına yer, kölesini döver, malî görevlerini yerine getirmez” (Taberî, XXX, 180). 7. âyet insanın kendisinin de bu nankörlüğünün farkında olduğunu, buna bizzat kendi vicdanının da tanıklık ettiğini belirtmektedir. Âyete “Şüphesiz buna Allah şahittir” mânası da verilmiştir (Taberî, XXX, 180). Bu takdirde âyet Allah’ın verdiği nimete karşı nankörlük edenler için bir uyarı anlamı taşır. Fakat birinci mâna bağlama daha uygundur. Âyete ayrıca “Nankör kişi âhirette kendi aleyhine şahitlik edecektir” şeklinde de mâna verilebilir (Elmalılı, IX, 6021). “Mal” diye tercüme ettiğimiz 8. âyetteki hayır kelimesini Râgıb el-İsfahânî, “akıl, adalet, fazilet, faydalı nesne gibi genellikle insanların rağbet ettiği şey” şeklinde tarif etmiştir (Müfredâtü’l-Kur’an, “hyr” md.). Eski Araplar’da kelime sıklıkla “mal” ve özellikle “at” anlamında kullanılmaktaydı. Burada “çok mal, servet” mânasında kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Âdiyât Suresi 7. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Muhakkak insan, kendisinin iyiliğe mani olduğuna elbette şahittir. Apaçık olmasından ötürü bunu inkâr da edemez.