Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların tümü toplu halde mutlaka iman ederlerdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!
Süleyman Ateş
Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.9%
İngilizce
And had your Lord willed, those on earth would have believed - all of them entirely. Then, [O Muhammad], would you compel the people in order that they become believers
Fransızca
Si ton Seigneur l'avait voulu, tous ceux qui sont sur la terre auraient cru. Est-ce à toi de contraindre les gens à devenir croyants
İspanyolca
Si tu Señor hubiera querido [imponérselos], todos los habitantes de la Tierra habrían creído. ¿Y tú piensas que puedes obligar a la gente a ser creyente
Rusça
Если бы твой Господь пожелал, то уверовали бы все, кто на земле. Разве ты стал бы принуждать людей обратиться в верующих
Endonezce
Dan jika Tuhanmu menghendaki, tentulah beriman semua orang di bumi seluruhnya. Tetapi apakah kamu (hendak) memaksa manusia agar mereka menjadi orang-orang yang beriman
Bengalce
আর তোমার পরওয়ারদেগার যদি চাইতেন, তবে পৃথিবীর বুকে যারা রয়েছে, তাদের সবাই ঈমান নিয়ে আসতে সমবেতভাবে। তুমি কি মানুষের উপর জবরদস্তী করবে ঈমান আনার জন্য
-Ey Peygamber!- Eğer Rabbin, yeryüzünde bulunanların tamamının iman etmesini isteseydi onlar iman ederlerdi. Fakat O, hikmeti gereği böyle olmasını dilemedi. O, dilediğini adaleti ile saptırır. Dilediğini ise lütfu ile hidayete erdirir. İman etmeleri için insanları zorlaman senin güç yetireceğin bir şey değil. Onların hidayete ermeleri hususunda muvaffak kılınmaları tek olarak sadece Allah'ın elindedir.
99- Eğer Rabbin dileseydi elbette yeryüzünde bulunanların hepsi, istisnasız iman ederlerdi. Böyle iken sen mümin olsunlar diye insanları zorlayacak mısın? 100- Allah’ın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. O, murdarlığı akıl etmeyenlerin üzerine bırakır.
99. Yüce Allah Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Eğer Rabbin dileseydi elbette yeryüzünde bulunanların hepsi, istisnasız birden iman ederlerdi.” Onlara iman etmeleri ilhamını verip kalplerini takvaya doğru yöneltmesi ile bunu yapardı. Çünkü bu, O’nun kudreti için basittir. Ancak hikmeti, onların kimilerinin mü’min, kimilerinin de kâfir olmalarını gerektirmiştir. “Böyle iken sen mümin olsunlar diye insanları zorlayacak mısın?” Yani senin buna gücün yetmez, bu senin gücün çerçevesinde olan bir şey değildir. Böyle bir şeye Yüce Allah’tan başka hiçbir kimse kadir olamaz.
100. “Allah’ın izni” irade ve meşîeti, O’nun kaderî ve şer’î izni “olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir.” O bakımdan insanlar arasından bu imanı kabule yatkın ve imanını geliştirecek durumda olanlara Allah, tevfikini ihsan edip hidâyet verir. Buna karşılık “murdarlığı” şerri ve sapıklığı da “akıl etmeyenlerin” Allah’ın emir ve yasaklarını düşünmeyenlerin, O’nun öğüt ve nasihatlerine iltifat etmeyenlerin “üzerine bırakır.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Önceki âyetlerde (95-98) belirtilen hususları teyit eden bu âyetlerde, evrendeki düzenin ve en üstün kudretin yüce Allah’a ait olduğu hakikatinin daima göz önünde tutulması gerektiği vurgulanmakta, Hz. Peygamber’den, inkârcılıkta direnenler karşısında mâneviyatını bozmaması istenmektedir. Ayrıca bu âyetler, başkalarını zorla imana getirme çabası içine girenlerin kendi iradelerini Allah Teâlâ’nın iradesi üstüne çıkarmaya çalışmak gibi bir yanlışlığa düşmüş olacakları uyarısında bulunmaktadır.
Allah’ın izni olmadan hiç kimsenin iman etmeyeceği hususunun hemen ardından Allah’ın, akıllarını kullanmayanları iğrenç bir duruma sokacağının, yani kirli halleriyle baş başa bırakacağının bildirilmesi; yaratanın Allah Teâlâ, seçme kararını verecek olanın ise insan olduğunu, bir başka anlatımla, insanın imanla ilgili sorumluluğunun akıl nimetini yerli yerince kullanıp kullanmamasından kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim 101. âyette hem yer ve göklerdekilere ibret gözüyle bakılması istenmekte hem de bu tür kanıtların ve peygamberler tarafından yapılan uyarıların, aklını doğru istikamette işletmediği için iman yeteneğini yitirenlere fayda etmeyeceği belirtilmekte, böylece inanmayanı buna zorlamanın faydasız olduğuna dair bir psikolojik tahlil yapılmış olmaktadır.
-Ey Peygamber!- Eğer Rabbin, yeryüzünde bulunanların tamamının iman etmesini isteseydi onlar iman ederlerdi. Fakat O, hikmeti gereği böyle olmasını dilemedi. O, dilediğini adaleti ile saptırır. Dilediğini ise lütfu ile hidayete erdirir. İman etmeleri için insanları zorlaman senin güç yetireceğin bir şey değil. Onların hidayete ermeleri hususunda muvaffak kılınmaları tek olarak sadece Allah'ın elindedir.