Diyanet İşleri
Haksızlık edenlere de: "Sürekli azabı tadın, ancak yaptığınıza karşılık ceza çekiyorsunuz" denir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Sonra o zulüm yapanlara "Tadın bakalım şu ebedi azabı!" denilecek. Vaktiyle kazandığınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?"
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra, zulmedenlere şöyle denecek: " O uzun süreli azabı tadın! Kazandığınız şeyler dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız!"
Süleyman Ateş
Sonra zulmedenlere: "Sürekli azabı tadın!" denilecek, "Yalnız kazandığınız şeylerle cezalandırılmıyor musunuz?"
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlar azaba sokulduktan sonra oradan çıkmayı isterler. Bunun üzerine onlara şöyle denir: Ahirette devamlı olan azabı tadın. Küfür ve masiyet olarak yapmış olduğunuzdan başka bir karşılık bulamayacaksınız?
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
50- De ki:“Eğer O’nun azabı geceleyin veya gündüzün size gelip çatsa (ne olacak), söyleyin bana o günahkârlar (böyle bir) azabın nesini acele isterler?” 51- “(Başınıza) geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz? (O zaman size şöyle denir:) Şimdi mi (iman ediyorsunuz)? Hani siz onun çabucak gelmesini istiyordunuz?” 52- Sonra da zulmedenlere:“Ebedi azabı tadın! Siz ancak kazanmakta olduklarınızın karşılığı ile cezalandırılacaksınız?”
50. “De ki: Eğer O’nun azabı geceleyin” uyku vaktinizde “veya gündüzün” gafil olduğunuz bir zamanda “size gelip çatsa (ne olacak), söyleyin bana o günahkârlar (böyle bir) azabın nesini acele isterler?” Çabucak gelmesini istedikleri iyi bir şey midir, yoksa bir ceza mıdır? (Bir düşünsünler!)
51. “(Başınıza) geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz?” Allah’ın azabı gelip çattığında imanın faydası olmaz. İman edeceklerini iddia ettikleri o durumda onlara bir azar ve çıkışma olmak üzere şöyle denir:“Şimdi mi?” şu zorluk ve sıkıntı halinde mi iman ediyorsunuz? “Hani siz onun çabucak gelmesini istiyordunuz?” Allah’ın kulları hakkındaki sünneti/kanunu şudur: O, azabın gerçekleşmesinden önce kullar, mühlet isteyecek olurlarsa onlara mühlet verir; fakat azap gelip çattı mı artık hiç kimseye -eğer daha önce iman etmemiş ise- imanının faydası olmaz. Nitekim Yüce Allah boğulma noktasına gelen Firavun hakkında şöyle buyurmaktadır:“Nihâyet boğulacağı anda: İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım., deyince ona şöyle dendi: “Şimdi mi? Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun.”(Yûnus, 10/90-91) Yine Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Ama bizim azabımızı gördüklerinde imanları onlara fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında geçerli olagelen sünnetidir/kanunudur.”(el-Mü’min, 40/85) Yüce Allah burada da şöyle buyurmaktadır: “(Başınıza) geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz? Şimdi mi” iman ettiğinizi iddia ediyorsunuz? “Hani siz onun çabucak gelmesini istiyordunuz?” İşte ellerinizin yaptıkları ve işte çabucak gelmesini istediğiniz şey!
52. “Sonra da zulmedenlere” kıyamet gününde amellerinin karşılığı kendilerine verileceği sırada: “Ebedi azabı” yani içinde ebediyyen kalacağınız ve bir an dahi asla dindirilmeyecek olan bu azabı “tadın! Siz ancak” küfür, yalanlamak ve masiyet türünden “kazanmakta olduklarınızın karşılığı ile cezalandırılacaksınız?”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Şayet doğruysanız ne zaman gerçekleşecek şu tehdit?” diyerek inkârcılıktan kaynaklanan bir sorumsuzluk örneği sergileyen müşriklere, ne kadar önemli bir konuyu nasıl seviyesizce hafife aldıkları anlatılmaktadır. Burada özellikle şu husus dikkat çekicidir: Âhirete inanmayanlar güya onu aklî yönden imkânsız görüyorlar. Halbuki konuyu iman noktasında değil de sırf akıl açısından düşündüğümüzde bile, inkârcıların kanaatinin aksine, teorik olarak âhiretin olma ihtimali, en az olmama ihtimali kadar güçlüdür. Şu halde, ya olma ihtimali gerçekleşir de bu suretle Allah’ın azabı “bir gece veya gündüz vakti” ona inanmayanların üstüne ansızın inerse –ki öyle olacağında kuşku yoktur– artık ondan kurtulmanın imkânı var mı? 51. âyette, etkili ve uyarıcı bir üslûpla âhireti inkâr edenlerin, azapla yüz yüze geldiklerinde iman etmelerinin anlamsızlığına ve hissedecekleri pişmanlığa işaret edilmekte; 52. âyette, onlar için söz konusu azabın sürekliliği ve bunun kendi olumsuz tutum ve davranışlarının bir sonucu olduğu bildirilmekte; 53. âyette bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ âhiret hakkında inkârcı veya kuşkucu davrananlara, dürüstlüğünden herkesin emin olduğu Hz. Peygamber’in yemin ederek verdiği cevapla, bunun kesin olduğu, zamanı geldiğinde kıyametin ve diğer âhiret hallerinin gerçekleşmesini artık hiç kimsenin engelleyemeyeceği haber verilmekte; 54. âyette ise inkârcıların âhirette yaşayacakları korku, telâş ve bunalım özetlenmektedir.
Diğer birçok âyette, inkârcıların öldükten sonra yeniden dirilip âhiret hallerini açık seçik gördüklerinde inkâr ve isyanlarından dolayı pişmanlık duyacakları, bu pişmanlıklarını acı ve üzüntü yüklü ifadelerle dile getirecekleri bildirilmektedir (meselâ bk. En‘âm 6/27, 31; Ahzâb 33/66-68; Nebe’ 78/40). Bu sebeple “...pişmanlıklarını içlerinde saklayacaklar” diye çevirdiğimiz 54. âyetteki “eserrü’n-nedâmete” kısmıyla ilgili olarak farklı yorumlar yapılmıştır (bk. Şevkânî, II, 514). Bize göre bunların en mâkul olanı, dünyadayken âhireti inkâr edenlerin öbür dünyada kaçınılmaz âkıbetleriyle yüz yüze geldiklerinde hayret, dehşet ve korku duygularıyla sarsılacakları, bu yüzden âdeta dillerinin tutulacağı, pişmanlıklarını ifade etmeye bile mecal bulamayacakları şeklindeki yorumdur (Râzî, XVII, 111). Kısacası inkârcılar, âhirette yargılanmaları sırasında çeşitli hallerle karşılaştıkça dünyada yapıp ettikleri yüzünden pişmanlık ve üzüntülerini dile getirecekler; burada ifade edildiği üzere, içine atılacakları cehennem azabını karşılarında görmek gibi bazı durumlarda da korku ve dehşetten dilleri tutulacak, pişmanlıklarını dile getirmeye bile takat bulamayacaklardır.