Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez
Elmalılı Hamdi Yazır
Her ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Her ümmet için bir resul öngörülmüştür. Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir. Hiçbir zulme uğratılmazlar.
Süleyman Ateşen ayrışan
Her ümmetin bir elçisi vardır. Elçileri gel(ip de bunlar onu yalanlay)ınca aralarında adaletle hükmolunur, onlara hiç haksızlık edilmez.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.9%
İngilizce
And for every nation is a messenger. So when their messenger comes, it will be judged between them in justice, and they will not be wronged
Fransızca
A chaque communauté un Messager. Et lorsque leur messager vint, tout se décida en équité entre eux et ils ne furent point lésés
İspanyolca
A cada comunidad envié un Mensajero. Cada vez que lo desmintieron los destruí, salvando al Mensajero y a los creyentes, pero nadie fue castigado injustamente
Rusça
У каждой общины есть посланник. Когда же приходил посланник, между ними все решалось по справедливости, и с ними не поступали несправедливо
Endonezce
Dan setiap umat (mempunyai) Rasul. Maka apabila rasul mereka telah datang, diberlakukanlah hukum bagi mereka dengan adil dan (sedikit pun) tidak dizalimi
Bengalce
আর প্রত্যেক সম্প্রদায়ের একেকজন রসূল রয়েছে। যখন তাদের কাছে তাদের রসূল ন্যায়দন্ডসহ উপস্থিত হল, তখন আর তাদের উপর জুলুম হয় না।
Geçmiş her ümmetin kendilerine gönderilmiş olan bir peygamberi vardır. Kendilerine tebliğ olunması istenen şey onlara ulaşıp da onu yalanladıklarında peygamber ve o peygamberin gönderildiği ümmet arasında adaletle hükmedilir. Allah, o peygamberi fazlı ile kurtarır ve onları da adil bir şekilde helak eder. Amellerinin karşılığının verilmesi hususunda onlara hiçbir şekilde zulmedilmez.
47- Her ümmetin bir peygamberi vardır. Rasûlleri onlara geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez. 48- “Eğer doğru söyleyenler iseniz bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” diyorlar. 49- De ki:“Ben kendim için Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda sağlayabilirim, ne de bir zarar(ı defedebilirim). Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir an ne geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”
47. Geçmiş ümmetlerden “her ümmetin” kendilerini Allah’ı tevhid etmeye ve Allah’ın dinini kabul etmeye çağıran “bir peygamberi vardır. Rasûlleri” onlara âyet ve mucizelerle “geldiği zaman” kimisi onu doğruladı, kimileri de yalanladı. Onların “aralarında” Allah tarafından mü’minlerin kurtarılması ve yalanlayanların helak edilmesi şeklinde “adaletle hükmedilir ve” peygamberlerin gönderilmesinden ve delillerin açıklanmasından önce yahut da suçsuz yere azap edilmek sureti ile “onlara zulmedilmez.”
48-49. Artık seni yalanlayanlar da helak edilen ümmetlere benzemekten sakınsınlar. O takdirde öncekilerin başına gelenlerin bir benzeri bunların da başına gelir. Hiçbir zaman da kendilerine vaad edilen cezanın geciktiği kanaatine kapılarak:“Eğer doğru söyleyenler iseniz bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” demesinler. Çünkü bu bir zulümdür. Zira onlar, bu azabı peygamberden istemektedirler. Halbuki onun bu gibi işlerde bir yetkisi yoktur. Ona düşen insanlara tebliğ etmek ve açıklamaktır. Onların hesabını görmek ve onlara azap indirmek ise Allah’a aittir. Bu azap da Allah’ın tayin ettiği vade dolunca, O’nun ilahî hikmetine uygun olarak tespit ve takdir ettiği vakti gelince gelir. Bu zaman geldi mi de “ne bir an ne geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” O bakımdan yalanlayanlar azabı çabuk istemekten çekinmelidirler. Çünkü onlar, aslında Allah’ın azabını acele istemektedirler ki bu azap bir indi mi, artık onun belası günahkârlar topluluğundan asla geri çevrilemez. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnkârcılar, bu dünyevî cezaları tatmakla kalmayacak, inkâr ve isyanlarının hesabını vermek üzere âhirette Allah’ın huzuruna çıkarılıp 45. âyette belirtilen âkıbetle de yüz yüze gelecekler; sonunda ilmiyle her şeyi kuşatan ve bütün olup bitenlerin şahidi olan yüce Allah, herkese hak ettiğinin karşılığını âhirette verecektir. Ancak bu cezalandırmalar keyfî değildir, Allah Teâlâ âdildir; bu sıfatının bir sonucu olarak doğru inanç ve erdemli yaşayış konusunda insanları irşad eden elçiler göndermiştir. Aslında “her ümmetin bir peygamberi olmuş”; yüce Allah, peygamber ile hayattayken onu reddedenler arasında adaletle hükmetmiş, yani peygamberini himaye ederken ona karşı mücadele verenleri dünyada cezalandırmıştır, âhirette de cezalandıracaktır (Zemahşerî, II, 192-193). Fakat bazı peygamberlerden bir süre sonra tebliğ ettikleri din unutulmuş veya değiştirilmiş, bu suretle “fetret dönemi” denilen cehalet dönemleri yaşanmıştır. Böyle dönemlerde yaşayanlarla bulundukları yer ve durum itibariyle peygamberlerin tebliğlerini alamamış olan insan topluluklarına fetret ehli denir (bunların dinî ve ahlâkî sorumlulukları ile ilgili bilgi için bk. Nisâ 4/165; Mâide 5/19).
Geçmiş her ümmetin kendilerine gönderilmiş olan bir peygamberi vardır. Kendilerine tebliğ olunması istenen şey onlara ulaşıp da onu yalanladıklarında peygamber ve o peygamberin gönderildiği ümmet arasında adaletle hükmedilir. Allah, o peygamberi fazlı ile kurtarır ve onları da adil bir şekilde helak eder. Amellerinin karşılığının verilmesi hususunda onlara hiçbir şekilde zulmedilmez.