Önceki ayet· 10:32Sonraki ayet· 10:34

Yûnus Suresi 33. Ayet· 10:33

↗ Yûnus suresi
Mekki
كَذَٰلِكَ حَقَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ فَسَقُوٓاْ أَنَّهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
Böylece, fasık olanların inanmayacaklarına dair Rabbinin söylediği söz gerçekleşti
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Böylece, fasık olanların inanmayacaklarına dair Rabbinin söylediği söz gerçekleşti
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Hak dinden çıkmış fasıklara Rabbinin kelimesi şöyle gerçekleşti: Onlar artık imana gelmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
Bu, budur! Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, "Onlar iman etmezler!" sözü gerçekleşmiştir.
Süleyman Ateş
Böylece Rabbinin, yoldan çıkanlar için söylediği: "Onlar inanmazlar." sözü, gerçekleşti.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
Thus the word of your Lord has come into effect upon those who defiantly disobeyed - that they will not believe
Fransızca
C'est ainsi que s'est réalisée la parole de ton Seigneur contre ceux qui sont pervers: «Ils ne croiront pas»
İspanyolca
Así se cumplió la palabra de tu Señor contra los perversos: no creyeron
Rusça
Так подтвердилось Слово твоего Господа о том, что нечестивцы не уверуют
Endonezce
Demikianlah telah tetap (hukuman) Tuhanmu terhadap orang-orang yang fasik, karena sesungguhnya mereka tidak beriman
Bengalce
এমনিভাবে সপ্রমাণিত হয়ে গেছে তোমার পরওয়ারদেগারের বাণী সেসব নাফরমানের ব্যাপারে যে, এরা ঈমান আনবে না।
Çince
你的主的判决对放肆的人们落实了。他们毕竟是不信道的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Yüce Allah için hak olan rububiyet sabit olduğu gibi inat ile haktan çıkanların iman etmeyeceklerine dair Rabbinin kaderî sözü onlar üzerine hak olmuştur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
31- De ki:“Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Ya o gözlere ve kulaklara mâlik olan kimdir? Ölüden diriyi çıkartan ve diriden de ölüyü çıkartan kimdir? İşleri yerli yerince kim yönetiyor?” Hemen: “Allah” diyeceklerdir. De ki: “O halde korkmaz mısınız?” 32- İşte gerçek rabbiniz olan Allah budur. Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır ki? O halde nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz? 33- İşte böylece Rabbinin, fâsık olanlar hakkındaki “Onlar iman etmezler” sözü gerçekleşmiş olmaktadır. 31. Yani Allah’a hakkında herhangi bir delil indirmediği şeyleri ortak koşan şu kimselere, ulûhiyetin tevhidini inkâr etmelerine rağmen rubûbiyetin tevhidini kabul etmelerini karşı bir delil getirmek sureti ile “De ki: Size gökten” rızıkları indirmek sureti ile “ve yerden” türlü rızıkları çıkarmak sureti ile ve rızık sebeplerini kolaylaştırmak yoluyla “rızık veren kimdir?”“Ya o gözlere ve kulaklara malik olan kimdir?” Bunları yaratan ve bunlara mutlak sahip olan kimdir? Özellikle bunların söz konusu edilmesi, daha değerli ve üstün olanları zikredip daha aşağıdakilere dikkat çekmek kabilindendir. Bir de bunların değer ve faydalarına işaret etmek içindir. “Ölüden diriyi çıkartan” tane ve tohumlardan çeşitli ağaç ve bitkileri, kâfirden mü’mini, yumurtadan kuşu vb. çıkaran “ve diriden de ölüyü” sözü geçenlerin aksini “çıkaran kimdir?”“İşleri” gerek ulvi âlemde gerek süfli âlemde “yerli yerince kim yönetiyor?” Bu ise bütün ilâhî tedbir ve idare çeşitlerinin hepsini kapsamaktadır. İşte sen onlara bütün bunları soracak olursan:“Hemen: Allah, diyeceklerdir.” Çünkü onlar, bütün bunları itiraf etmekte, Yüce Allah’ın sözü geçen bu hususların hiç birisinde ortağı bulunmadığını kabul etmektedirler. O halde sen de onlara susturucu delili getirerek:“De ki: O halde” Allah’tan “korkmaz mısınız?” O’ndan korup da ibadetinizi hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ihlasla yapmayacak ve O’nun dışında tapındığınız her türlü ortak ve putları bir kenara itmeyecek misiniz?! 32. “İşte” kendi zatını nitelendirdiği bu vasıflara sahip “gerçek rabbiniz olan” kendisine ibadet olunan, hamd olunan, bütün yaratıkları nimetleri ile besleyip büyüten “Allah budur.” O hakkın, gerçeğin ta kendisidir. “Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır ki?” Çünkü tek başına yaratan, her şeyi çekip çeviren, idare eden, kulların sahip olduğu bütün nimetleri yalnız kendisi veren O’dur. İyilikleri O’ndan başka veren olmadığı gibi, kötülükleri de O’ndan başka kimse bertaraf edemez. En güzel isimlere, en kâmil ve yüce vasıflara sahip olan, celal ve ikram sahibi olan O’dur. “O halde nasıl oluyor da” bu sıfatlara sahip olana ibadet etmekten “döndürülüyorsunuz” da, gerçek bir varlığa sahip olmayan, kendisine dahi fayda ve zararı olmayan, hiçbir şekilde ölüme, hayata ve öldükten sonra diriltme imkânına sahip bulunmayan varlıklara ibadete yöneliyorsunuz? Bu gibi batıl varlıkların zerre ağırlığı kadar bir şeye mülkiyetleri söz konusu değildir. Hiçbir şekilde bunların Allah’a ortaklıkları da yoktur. Allah nezdinde ise O’nun izni ile olmadıkça hiçbir kimse şefaatçi olamayacaktır. Yazıklar olsun O’na ortak koşanlara, vay haline O’nu inkâr edenlerin! Çünkü bunlar önce dinlerini kaybettiler, sonra akıllarını, hatta dünyalarını da âhiretlerini de kaybettiler. Bu bakımdan Yüce Allah haklarında şöyle buyurmaktadır: 33. “İşte böylece Rabbinin, fâsık olanlar hakkındaki “Onlar iman etmezler” sözü gerçekleşmiş olmaktadır.” Yüce Allah, onlara özlü akıl sahipleri için ibret, gerçek takvâlılara dair bir öğüt ve bütün alemlere bir hidâyet ihtiva eden onca açık âyetleri, belgeleri, parıl parıl parıldayan delilleri kendilerine göstermesine rağmen onlar iman etmezler.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Hüküm” diye çevirdiğimiz âyet metnindeki kelime, genellikle “Allah’ın günahkârlar hakkındaki ezelî bilgisine dayanan takdiri, hükmü” şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XI, 114). Buna göre Allah ezelde, “günahkârlık batağına saplananlar iman etmeyecek” diye hükmetmiş, aynı vasfı taşıyan müşrik Araplar hakkında da bu hüküm gerçekleşmiştir. Bazı çağdaş müfessirler –muhtemelen bu anlayışın koyu bir kaderciliğe yol açtığından kaygılandıkları için– âyeti, “Böylece günahkârlık batağına saplananlarla ilgili olarak rabbinin hükmü şöyle tahakkuk etti: Onlar artık iman etmeyecekler!” şeklinde anlamayı tercih etmişlerdir (bk. Elmalılı, IV, 2710; Esed, I, 399). Ancak tercih ettiğimiz meâlden de mutlaka insan iradesini dışlayan bir kaderci anlam çıkarmak gerekmez. Allah’ın mutlak yasası (sünnetullah) şudur: Doğru yoldan sapıp isyan ve günahkârlıkta ısrar edenler, bu durumlarını devam ettirdikleri sürece imandan mahrum kalacaklardır. Bu mutlak hüküm, isyan ve günahkârlıklarını sürdüren Arap müşrikleri hakkında da gerçekleşmiştir. Buna karşılık akıllarını başlarına topladıkları, yanlış yolda bulunduklarını gördükleri için imanla şereflenenler de olmuştur.
Yûnus Suresi 33. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Yüce Allah için hak olan rububiyet sabit olduğu gibi inat ile haktan çıkanların iman etmeyeceklerine dair Rabbinin kaderî sözü onlar üzerine hak olmuştur.