Sonra -ey insanlar!- Nasıl amel edeceğinizi görmek için helak ettiğimiz yalanlayıcı ümmetlerden sonra sizleri o ümmetlerin halefi yaptık. Bakalım sizler, hayırlı ameller işleyip bu amellere karşılık sevap mı alacaksınız yoksa kötü ameller işleyip bundan dolayı cezalandırılacak mısınız?
13- Andolsun ki sizden önceki nesilleri, peygamberleri kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde zulme sapıp da iman etmeyecekleri kesinleşince helâk ettik. İşte günahkârlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız. 14- Sonra onların arkalarından neler yapacağınızı görelim diye sizi yeryüzünde halifeler yaptık.
13. Yüce Allah, geçmiş ümmetleri küfür ve zulümleri sebebi ile helâk ettiğini haber vermektedir. Halbuki onlara peygamberler aracılığı ile apaçık deliller gelmiş ve hak onlara açıklanmıştı. Ancak bu açıklamalara rağmen delillere boyun eğmediler ve iman etmediler. Bundan dolayı da Yüce Allah, haramları cüretkârca işleyen her günahkârdan geri çevrilmesi söz konusu olmayan cezasını üzerlerine indirdi. İşte O’nun bütün ümmetlerdeki sünneti/kanunu budur.
14. “Sonra” ey muhataplar! “onların arkalarından neler yapacağınızı görelim diye sizi yeryüzünde halifeler yaptık.” Sizden önce geçenlerin hallerinden ibret ve öğüt alır, Allah’ın âyetlerine uyar, peygamberlerini tasdik ederseniz, dünyada da âhirette de kurtulursunuz. Sizden önceki zalimlerin yaptıklarını yaparsanız, onların başına gelenler sizin de başınıza gelir. Tehlikeyi uyarıp haber veren mazurdur, üzerine düşeni yapmıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnsanın yaratılış amacı doğrultusunda geçen tarihi özetleniyor: Arka arkaya nesiller, peygamberlerin çağrılarına muhatap olan ümmetler gelip geçiyor, inkâr ve isyan yolunu seçenler helâk edilip tarih sahnesinden çekiliyor, yerlerine başkaları geliyor. Şimdi de son peygamberin ümmeti aynı imtihana tâbi tutuluyor. Çağrıya uyanlar icâbet ümmeti, çeşitli bahanelerle çağrıya karşı direnenlerse, “davet edilmiş ve edilmekte olanlar” mânasında davet ümmeti olarak nöbetlerini geçirmiş oluyorlar. İmtihanın iki temel konusu tevhid ve adalettir. Tevhid inancına sadık kalan ve adalete riayet edenler imtihanı kazanmış, kendilerine tahsis edilen yurdun, oradaki hayatın ve nimetlerin hakkını vermiş olacaklar; buna karşılık şirke ve zulme sapanlar ise kısmen dünyada, eksiksiz olarak da âhirette bunun cezasını çekeceklerdir.
Sonra -ey insanlar!- Nasıl amel edeceğinizi görmek için helak ettiğimiz yalanlayıcı ümmetlerden sonra sizleri o ümmetlerin halefi yaptık. Bakalım sizler, hayırlı ameller işleyip bu amellere karşılık sevap mı alacaksınız yoksa kötü ameller işleyip bundan dolayı cezalandırılacak mısınız?