Önceki ayet· 96:4Sonraki ayet· 96:6

Alak Suresi 5. Ayet· 96:5

↗ Alak suresi
Mekki
عَلَّمَ ٱلۡإِنسَٰنَ مَا لَمۡ يَعۡلَمۡ
İnsana bilmediğini öğretti.
Meal ihtilafı: 1% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnsana bilmediğini öğretti.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
Yaşar Nuri Öztürk
İnsana bilmediğini öğretti.
Süleyman Ateş
İnsana bilmediğini öğretti.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.6%
İngilizce
Taught man that which he knew not
Fransızca
a enseigné à l'homme ce qu'il ne savait pas
İspanyolca
y le enseñó al hombre lo que este no sabía
Rusça
научил человека тому, чего тот не знал
Endonezce
Dia mengajarkan manusia apa yang tidak diketahuinya
Bengalce
শিক্ষা দিয়েছেন মানুষকে যা সে জানত না।
Çince
他曾教人知道自己所不知道的东西。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsana bilmediklerini öğretti.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Oku, yaratan Rabbinin adıyla! 2- O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. 3- Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir. 4- Kalemle öğretendir. 5- O, insana bilmediklerini öğretmiştir. 6- Asla! İnsan gerçekten azar; 7- Kendini zengin/yeterli görünce. 8- Halbuki dönüş, ancak Rabbinedir. 9, 10- Namaz kılarken kulu(umuz Muhammed’i) engelleyeni gördün mü? 11- Ya o (namaz kılan) doğru yol üzerindeyse; 12- Yahut takvâyı emrediyorsa (nasıl onu engeller)!? 13- Ya (onu engelleyen de) yalanlayıp yüz çeviriyor ise?! 14- O, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmiyor mu? 15- Asla! Eğer buna bir son vermezse andolsun onu alnından tuttuğumuz gibi (ateşe atarız)! 16- O yalancı ve günahkâr alnından. 17- O da çağırsın bakalım meclisindekileri, 18- Biz de Zebânileri çağırırız. 19- Asla! Ona itaat etme! Secde et ve (Allah'a) yaklaş! (Mekke’de inmiştir. 19 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Bu sûre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e inen ilk Kur’ân sûresidir. Nübüvvetinin başlangıcında nazil olmuştu. O vakit Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kitab nedir, iman nedir, bilmiyordu. Cibril aleyhisselam ona risalet görevini getirip vermiş ve okumasını emretmişti. O ise mazeret beyan ederek:“Ben okuma bilen birisi değilim!” demişti. Cebrail, bu emrini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem okuyuncaya kadar tekrar etmişti. Ardından Yüce Allah şu buyrukları indirdi:“Oku” bütün varlıkları “yaratan Rabbinin adıyla!” 2. Sonra Alah, özellikle insanı ve onun yaratılışının başlangıcını anarak onu “bir kan pıhtısından” yarattığını belirtmektedir. İnsanı yaratan, var edilişinde ona oldukça itina gösteren bu yüce zatın, emir ve yasaklar ile de onun işlerini yönlendirmesi kaçınılmazdır. Bu da peygamberler göndermek ve Kitaplar indirmekle olur. İşte bundan dolayı okuma emrini verdikten sonra insanı yarattığını söz konusu etmekte ve daha sonra da şöyle buyurmaktadır: 3. “Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir” Pe kçok sıfatta ve pek geniş kerem ve ihsanların sahibidir. Cömertliği pek boldur. Çeşitli ilimleri öğretmiş olması da O’nun kereminin bir tecellisidir. 4-5. Ayrıca O “kalemle öğretendir. O, insana bilmediklerini öğretmiştir.” Yüce Allah, insanı annesinin karnından hiçbir şey bilmez bir halde çıkarmıştır. Ona işitecek kulak, görecek göz, akledecek kalp vermiş, ona ilmi elde etme yollarını kolaylaştırmıştır. Ona Kur’ân’ı ve hikmeti öğrettiği gibi kendisi vasıtası ile ilimlerin korunabildiği, hakların tespit edilebildiği, insanların konuşmalarının yerini tutan ve başkalarına mesaj iletme aracı olan kalemle yazı yazmayı da öğretmiştir. Hamd Allah’adır. O, kulların şükretmekten ve karşılıklarını vermekten âciz kaldıkları bunca nimetleri ihsan edendir. 6-8. Yüce Allah, insana bol rızık lütfetmiş ve ayrıca onu ihtiyaçtan kurtararak varlık sahibi kılmıştır. Fakat insan bilgisizliği ve zalimliği dolayısıyla kendisini müstağnî (muhtaç olmayan) bir konumda gördüğü vakit haddi aşar, azgınlaşır, hidâyete karşı büyüklenir ve Rabbine döneceğini unutur. Amellerinin karşılığının verileceğinden korkmaz. Hatta hidâyeti terk etmenin yanı sıra başkalarını da hidâyeti terk etmeye çağırma noktasına kadar ulaştığı da olur: 9-12. Başkasını hidâyeti terk etmeye çağıran kişi bununla da kalmaz imanın öngördüğü amellerin en faziletlisi olan namazdan alıkoymaya da kalkışır. İşte Yüce Allah, böyle azgın ve batıl üzerinde direnen kimseye şunları söylemektedir: Ey namaz kılan kuluma engel olan kişi! “Ya o” namaz kılan kulum “doğru yol üzerindeyse?” Hakkı biliyor ve gereğince amel ediyor ise? “Yahut” başkasına “takvâyı emrediyorsa?” Bu nitelikte olan bir kimsenin bu işten alıkonulması uygun bir şey midir? Böyle birisini bu ibadetten alıkoymak, Allah’a karşı savaşın, hakka karşı mücadelenin en büyük şekli değil midir? Çünkü böyle bir alıkoyma, ancak bizzat hidâyet üzere olmayan yahut da başkasına takvânın aksini emreden kimseye yapılabilir. 13. “Ya” namazdan alıkoyan kimse hakkı “yalanlayıp” ilâhî emirlerden “yüz çeviriyor ise?” Allah’tan korkmaz ve O’nun azabından çekinmez mi? 14. “O, Allah’ın” yapıp ettiklerini “gördüğünü bilmiyor mu?” Daha sonra halini sürdürmeye devam ettiği takdirde onu tehdit etmek üzere şöyle buyurmaktadır: 15-16. “Asla! Eğer buna bir son vermezse” söylediklerinden ve yaptıklarından vazgeçmez ise “andolsun onu alnından yakalayıp (ateşe atarız).” Çok güçlü ve zorlu bir şekilde alnından yakalayıp çekeriz. Ona gerçekten bu yakışır. Çünkü onun alnı, söylediği sözlerinde “yalancı ve” yaptıklarında “günahkâr” bir alındır. 17. “O da” azaba uğratılması hak olan bu kişi, “çağırsın bakalım meclisindekileri.” Başına gelen bu musibete karşı yardım etsinler diye meclisinde olanları, arkadaşlarını ve çevresindekileri çağırsın. 18. “Biz de” onu yakalamak ve ona azap etmek üzere cehennem bekçileri olan “Zebânileri çağırırız.” O da baksın ve düşünsün bakalım! Bu iki tarafın hangisi daha güçlü, daha muktedirdir? Bu da namaz kılanı alıkoymak isteyen kişinin durumunu ve onun kendisi ile tehdit olunduğu cezayı ortaya koymaktadır. 19. Namaz kılması engellenene gelince; Yüce Allah ona da bu engellemeye kulak asmamasını, onun bu yasaklamasına itaat etmemesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Asla! Ona itaat etme!” Çünkü o, ancak hüsran ihtiva eden bir emir verir. Rabbine “secde et” ve gerek secde halinde gerekse diğer itaatlerle Allah’a yakınlaştırıcı amellerle O’na “yaklaş!” Çünkü bütün bu ameller, kişiyi Allah’ın rızasına ve O’na yakınlaştırır. Bu buyruklar, her ne kadar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i namazdan alıkoymak isteyen, bundan dolayı da ona işkence eden Ebû Cehil hakkında nâzil olmuş ise de hayırdan alıkoymaya çalışan ve hayırdan alıkonulmak istenen herkes hakkında geçerlidir. Alak Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Nüzûlü” bölümünde açıklandığı üzere bu âyetler Hz. Peygamber’e inen ilk vahiy olup ona ve onun şahsında bütün müslümanlara okumayı emretmiş, onları kalemle yazmaya ve ilimde gelişip yetkinleşmeye teşvik etmiştir. İlk vahyin “oku” emriyle başlaması ve bu emrin iki defa tekrar edilmesi, okumanın ve bilmenin dinde ve insan hayatında ne kadar önemli olduğunu gösterdiği şeklinde yorumlanır. Kur’an’ın, canlılar arasında insanın farklı ve üstün yerini onun öğrenme özelliği ile tanımlaması son derece anlamlıdır (ayrıca bk. Bakara 2/31). Âyette Hz. Peygamber’e emredilen okumanın konusu belirtilmemiştir; çünkü başta kendisine indirilen vahiy ve kozmik evrendeki âyetler olmak üzere, okunması yani üzerinde inceleme yapıp zihin yorarak hakkında bilgi edinilmesi, ders ve ibret alınması, iyi ve faydalı sonuçlar üretilmesi gereken her şeyi tanıması, hakikatini anlayıp kavraması istenmektedir. Kuşku yok ki en başta yaratanı tanımak, dinin de ilmin de temel gayesidir. Bu sebeple “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak Hz. Peygamber’in okuma faaliyetine veya herhangi bir işe, başka varlıkların adıyla değil, yaratan rabbinin adıyla başlaması ve O’ndan yardım istemesi emredilmiştir. Âyete “Yaratan rabbinin adına oku!” şeklinde de mâna verilebilir. Sonuçta okumanın (veya herhangi bir faaliyetin) Allah’ın adıyla, Allah için ve Allah adına yapılması emredilmiştir. Âyette “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak özellikle yaratma sıfatına vurgu yapılmıştır. Çünkü hem insandaki okuma yeteneği ve imkânını hem de onun okuduğu, incelediği, anlamaya ve kavramaya çalıştığı objeleri, nesneleri yaratan Allah’tır. İnsan, bilgi edinme sürecinde Allah’ın verdiği imkân ve yetenekleri kullanmakta, O’nun yarattığı şartlarda ve onun yarattığı varlıklar üzerinde inceleme ve araştırmalar yapmaktadır. Durum böyle iken, yani O’nun yarattığı yeteneklerle O’nun yarattığı varlık âlemini incelerken, bütün bu lütufları görmezlikten gelerek Allah’a şükretmemek, O’nu tanımamak, üstelik bunu bilim adına yapmak büyük bir nankörlüktür. Sözlükte “yapışmak, asılmak, sevgi, ilgi, pıhtılaşmış kan, kan emen kurtçuk” gibi anlamlara gelen 2. âyetteki “alak” ile aşılanmış yumurtanın ana rahminin iç cidarına asılı vaziyetinin (zigot) kastedildiği anlaşılmaktadır. Âyetler insanın kâmil bir varlık haline gelmesi için önce yaratanı, sonra da yaratılanı yani kendisini ve evreni tanımasının gerekli olduğunu gösterir (insanın yaratılış safhaları hakkında bk. Hac 22/5; Mü’minûn 23/14). “Nüzûlü” bölümünde anlatıldığı üzere Cebrâil Hz. Peygamber’e “oku” dediğinde o okuma işinin okuma yazma bilenler tarafından yapılabileceğini düşünerek “Ben okuma bilmem” demişti. İşte 3. âyet, bir bakıma Resûl-i Ekrem’in bu dolaylı özür beyanına bir cevap olmaktadır. Buna göre Allah’ın keremi sonsuzdur; O, insanı “alak”tan yaratıp mükemmel bir varlık haline getiren ve peygamberlik gibi yüce bir makama kadar erdiren kudretiyle, dilediği kullarına normal yollardan, yani kalemi ve diğer bilgi malzemesini kullanarak bir hocadan bilgi almasını sağlayarak okumayı öğretir, ama O, kullarından dilediğine, bir öğretici ve öğrenim aracılığı olmadan bilgi öğretmeye de kadirdir. 4 ve 5. âyetlerde kalemin önemi vurgulanmıştır; çünkü “kalem” kelimesiyle anılan yazma araçlarında sayılamayacak kadar çok ve büyük faydalar vardır. Kalem vasıtasıyla ilimler tedvin edilmiş, hikmetler kaydedilmiş, öncekilerle ilgili haberler, bilgiler zaptedilmiş; kalem sayesinde insanlar bilgilerini yazıya, kitaba dönüştürüp başkalarına aktarmış, kalıcı hale getirebilmiş; Allah tarafından indirilmiş olan kutsal kitaplar yine bu araçla yazılmıştır. Kısaca uygarlıklar kalem sayesinde süreklilik kazanmış, kuşaktan kuşağa aktarılmış; Allah kalem vasıtasıyla insana bilmediklerini öğreterek onu cehalet karanlığından kurtarmış, ilmin aydınlığına kavuşturmuştur. Burada “kalem” kelimesinin, –işlevi ve amacı dikkate alındığında– bilinen kalemden bilgisayara kadar bütün okuma, yazma ve bilgi alıp verme araçlarını kapsadığını da belirtmek gerekir.
Alak Suresi 5. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsana bilmediklerini öğretti.