Diyanet İşleri
Yalnız, inanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır. Onlara kesintisiz ecir vardır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İman edip hayra ve barışa yönelik iş üretenler müstesna. Bunlar için kesintisiz bir ödül vardır.
Süleyman Ateş
Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir mükafat vardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'a iman eden ve salih amel işleyenler ise bundan müstesnadır. Onlar kocasalar bile onlar için kesintisiz daimî bir mükâfat vardır ki, o da cennettir. Çünkü onlar fıtratlarını arındırmışlardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun incire ve zeytine, 2- Tûr-u Sîna dağına, 3- Ve şu güvenli beldeye ki; 4- Biz insanı gerçekten en güzel surette yarattık, 5- Sonra onu aşağıların en aşağısına döndürdük. 6- Ancak iman edip salih ameller işleyenler müstesnâ. Çünkü onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır. 7- O halde bütün bunlardan sonra sana hesabı yalanlatan şey nedir (ey insan)? 8- Allah hükmedenlerin en üstünü değil mi?
(Mekke’de inmiştir. 8 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah adı ile.
1. “Andolsun incire ve zeytine” bu bildiğimiz incir ve zeytindir. Bu iki ağaca yemin edilmesi, her ikisinin de ağaçlarında ve meyvelerinde birçok faydalar bulunması ve bunların özellikle Meryem oğlu İsa aleyhisselam’ın nübüvvet mahalli olan Şam diyarında yaygın olarak yetişmeleri dolayısıyladır. 2. “Tûr-u Sîna dağına” bu da Mûsâ aleyhisselam’a nübüvvetin verildiği Tur dağıdır. 3. “Ve şu güvenli beldeye ki...” Bu da Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e nübüvvetin verildiği yer olan Mekke-i Mükerremedir. Yüce Allah, seçtiği ve oralarda peygamberlerin en faziletlilerini ve en şereflilerini gönderdiği bu mukaddes yerlere yemin etmektedir.
4. Hakkında yemin edilen hususa gelince o da:“Biz insanı gerçekten en güzel surette yarattık” buyruğunda ifade edilmektedir. Yani Biz, insanı azaları birbirleri ile uyumlu, boyu dimdik, zahiren ve batınen gerek duyduğu her bir şeyle onu donatılmış, tam ve eksiksiz olarak yarattık.
5. İnsanın şükürle karşılaması gereken bunca büyük nimetlere rağmen, insanların pek çoğu bu nimetleri ihsan edenin şükründen uzaklaşmakta, oyun ve eğlence ile meşgul olmaktadır. Kendileri için en aşağılık ve en düşük işlere razı olmaktadırlar. Yüce Allah da onları “aşağıların en aşağısına”(esfel-i sâfilîn’e) yani ateşin/cehennemin en aşağısına göndermiştir. Burası, Rablerine karşı baş kaldıran isyankârların mahallidir. 6. Bunlardan Allah’ın kendilerine iman, salih amel, yüce ve üstün ahlâk lütfettiği kimseler müstesnâdır. İşte bu üstün mertebelerden dolayı “onlar için kesintisiz” yani ardı arkası kesilmez “bir mükâfat vardır.” Aksine bunlar için mükemmel lezzetler, kesintisiz sevinçler ve ebediyyen artıp duran nimetler vardır. Bu nimetler asla sona ermez, bitip tükenmez. Oranın yiyecekleri de gölgesi de ebedidir.
7. O halde sana hesabı yalanlatan şey nedir (ey insan)? Yani ey insan! Seni amellerin karşılığının verileceğini yalanlamaya iten nedir? Halbuki sen Yüce Allah’ın, kesin olarak bunu kabul etmeyi gerektiren pek çok âyetini ve delilini, bu konuda sana verilen haberlerden hiçbir şeyi inkar etmemeni gerektiren nimetlerini görmüş bulunuyorsun. 8. “Allah hükmedenlerin en üstünü değil mi?” İnsanların başıboş bırakılmaları, onlara emir verilmemesi, yasaklar konulmaması, iyiliklerinin mükâfatlandırılmaması, kötülüklerinin cezalandırılmaması hiç O’nun hikmetine yakışır mı!? Yoksa insanoğlunu ard arda gelen aşamalar halinde yaratan, onlara sayamayacakları kadar çok nimetler, hayır ve iyilikler ulaştıran, en güzel şekilde onları besleyip gözeten zatın, onları ebediyen kalacakları ve nihai olarak varacakları hedefleri olan bir yurda döndürmesi mi O’na yakışır?
Tîn Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) indirdik” ifadesini müfessirler iki türlü yorumlamışlardır: a) İnsanın aşağıların aşağısına indirilmesi, onun bedensel ve zihinsel gelişmesini tamamladıktan sonra fizyolojik ve psikolojik olarak gerilemeye başlaması; algı, hâfıza ve düşünme kapasitesinin gittikçe zayıflamasıdır. Nitekim başka âyet-i kerîmelerde bazı insanların güçlendikten sonra “erzel-i ömür” denilen ömrün en zayıf ve sıkıntılı çağına eriştirileceği ifade buyurulmuştur (bk. Hac 22/5; Yâsîn 36/68). Yaşlanma, müminler için de inkârcılar için de geçerli olan kaçınılmaz bir durumdur. Buna göre 6. âyet, inanıp iyi işler yapan yaşlı kimselerin, itaatlerinden ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmelerinden dolayı kesintisiz ödül alacaklarını, bedenen ve zihnen gerileseler bile mânen ilerleyeceklerini ifade eder. b) Bu ifade, yaratılış amacına uygun hareket etmeyip ahlâkî değerleri hiçe sayan ve en güzel biçimde yaratılmış olmanın şükrünü yerine getirmeyenlerin cehenneme indirileceğini gösterir. c) Bize göre “Sonra onu aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) indirdik” ifadesiyle şu gerçek ortaya konmaktadır: İman etmeyen ve sâlih amel (iyi, erdemli, dünya ve âhiret için yararlı işler) yapmayan kimseler, Allah Teâlâ’nın insana verdiği, onu yaratılmışların en mükemmeli kılabilecek imkânları kötüye kullanmış oldukları için, hayatın başlangıç noktasından ileriye doğru gitmek, kesintisiz gelişme ve ecir alma imkânından yararlanmak yerine geriye, insandan geri canlılar âlemine doğru gitmiş, alçalmış olacaklardır.