Önceki ayet· 81:23Sonraki ayet· 81:25

Tekvîr Suresi 24. Ayet· 81:24

↗ Tekvîr suresi
Mekki
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلۡغَيۡبِ بِضَنِينٖ
Peygamber, görülmeyenler hakkında söylediklerinden ötürü töhmet altında tutulamaz
Meal ihtilafı: 10% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Peygamber, görülmeyenler hakkında söylediklerinden ötürü töhmet altında tutulamaz
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
O, gayb hakkında cimri de değildir.
Yaşar Nuri Öztürk
O, gayb konusunda cimri değildir.
Süleyman Ateş
O, gayb hakkında (verdiği haberlerden dolayı) suçlanamaz.
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.8%
İngilizce
And Muhammad is not a withholder of [knowledge of] the unseen
Fransızca
et il ne garde pas avarement pour lui-même ce qui lui a été révélé
İspanyolca
no oculta nada de lo que le fue revelado
Rusça
и не скупится передать сокровенное
Endonezce
Dan Dia (Muhammad) bukanlah seorang yang kikir (enggan) untuk menerangkan yang gaib
Bengalce
তিনি অদৃশ্য বিষয় বলতে কৃপনতা করেন না।
Çince
他对幽玄不是吝教的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Arkadaşınız, kendisi aracılığıyla size bildirilmesi emredilmiş olan şeyi tebliğ etmede size karşı cimrilik yapmaz. Kâhinlerin aldığı gibi bir ücret de almaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
15- Yemin olsun (gündüz) sinip saklanan, 16- Akıp (yörüngelerine) dönen (yıldızlara/gezegenlere), 17- Karanlığıyla geldiği zaman geceye, 18- Yavaş yavaş aydınlandığı zaman sabaha ki, 19,20- O (Kur'ân), çok şerefli, pek güçlü, Arşın sahibinin nezdinde de yüksek mevki sahibi bir elçinin (getirdiği) sözdür. 21- O, orada kendisine itaat edilen, oldukça güvenilir (bir elçidir). 22- Arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir. 23- Andolsun ki o, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür. 24- O, gayb/vahiy konusunda cimrilik eden biri değildir. 25- O (Kur'ân), kovulmuş şeytanın sözü değildir. 26- O halde nereye gidiyorsunuz? 27- O, ancak âlemler için bir öğüttür. 28- İçinizden dosdoğru yoldan gitmek isteyenler için. 29- Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz (bir şey) dileyemezsiniz. 15-16. Yüce Allah:“el-hunnes: geri dönüp gelenlere” yemin etmektedir. Bunlar, yıldızların doğuya doğru olan normal seyirlerinden geri kalan gök cisimleridir. Onlar da güneş, ay, zühre (venüs), müşteri (jüpiter), zuhal (satürn), utarid (merkür) olmak üzere hareketli yedi gök cismidir. Bu yedi gök cisminin her birisinin, hem hareket eden diğer yıldızlara ve sair yörüngelere uygun batı tarafına doğru bir seyirleri, hem de bunun aksine doğu tarafına doğru bir seyirleri olmak üzere iki seyirleri/hareketleri vardır. Bu yedi gök cisminin diğer cisimler arasında böyle hususi bir özelliği vardır. İşte Yüce Allah, geri kalış, akıp gidiş ve gündüzün gizleniş özelliklerine sahip olan bu varlıklara yemin etmektedir. Bunlarla gezegen olsun olmasın bütün gök cisimlerinin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. 17. “Karanlığıyla geldiği zaman geceye” Bu, “dönüp gittiği zaman” diye de açıklanmıştır. 18. “Yavaş yavaş aydınlandığı” yani belirtileri ortaya çıktığı, tamamlanıncaya ve güneş doğuncaya kadar aydınlığı azar azar çoğaldığı “zaman sabaha.” 19-20. Yüce Allah, bu pek büyük varlıklara yemin etmektedir. Çünkü Kur’ân’ın dayanağı pek güçlüdür, pek üstün değeri vardır ve o, kovulmuş her bir şeytana karşı korunmuştur. O bakımdan Allah şöyle buyurmaktadır:“O, çok şerefli… bir elçinin” Cebrail aleyhisselam’ın getirdiği “sözdür.” O, bunu Yüce Allah’ın emri ile indirmiştir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki bu (Kur’ân-ı Kerîm) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu Ruhu’l-emin (Cebrail) indirdi. Uyarıcılardan olasın diye kalbinin üzerine”(eş-Şuarâ, 26/192) Yüce Allah bu elçiyi “çok şerefli”, olmakla nitelendirmesinin sebebi, ahlakının çok üstün, övülmeye değer hasletlerinin çok yüce oluşundan dolayıdır. O, meleklerin en faziletlisi, Rabbi nezdinde mevkii en büyük ve en yüksek olandır. O, Allah’ın yerine getirmek üzere kendisine verdiği emirlere güç yetirecek şekilde “pek güçlü”dür. Lût kavminin yurdunu içindekilerle birlikte alt-üst ederek onları helâk etmesi onun gücünün bir göstergesidir. "Arş’ın sahibinin yanında yüksek bir mevki sahibi…” Cebrail aleyhisselam, Allah’ın nezdinde yakınlaştırılmış bir melektir. Onun pek yüksek bir mevkii vardır. Yüce Allah’ın ona vermiş olduğu özel birtakım mertebelere sahiptir. Onun diğer bütün meleklerin üstünde bir yeri, bir konumu vardır. 21. “O, orada kendisine itaat edilen…” Yani Cibril aleyhisselam’a Mele-i A’lâ’da itaat edilir. Çünkü o, Allah’ın yakınlaştırılmış meleklerinden olup onun verdiği emirler, onlar tarafından yerine getirilir ve onun uygun gördüğü şey itaatle kabul edilir. "Oldukça güvenilir”dir. Emrolunduğunu yerine getirir. Ne bir şey ekler, ne bir şey eksiltir. Kendisine çizilen sınırı da aşmaz. İşte bütün bunlar, Kur’ân-ı Kerîm’in Yüce Allah nezdindeki şerefini ve üstünlüğünü göstermektedir. O, bu Kur’ân’ı bu mükemmel sıfatlara sahip, böyle şerefli bir melekle göndermiştir. Adet olduğu üzere krallar da kendileri için değerli olan kimseleri ancak çok önemli işler için ve çok değerli mesajları götürmek üzere gönderirler. 22. Kur’ân’ı getiren elçi meleğin fazileti söz konusu edildikten sonra üzerine Kur’ân’ın indirildiği ve insanları bu Kur’ân’a davet eden elçi insanın faziletini söz konusu edilerek şöyle buyrulmaktadır:“Arkadaşınız” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “bir deli değildir.” Onun risaletini yalanlayan, hakkında yalanlar uydurarak onun getirdiklerini söndürmeye çalışan düşmanlarının söyledikleri gibi biri değildir. Aksine o, insanlar arasında aklı en mükemmel, görüşü en sağlam, sözü en doğru olandır. 23. “Andolsun ki o” yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Cibril aleyhisselam’ı gözün görebildiği en yüksek nokta olan o “apaçık ufukta görmüştür.” 24. “O, gayb/vahiy konusunda cimrilik eden biri değildir.” Yani o, Allah’ın kendisine vahyettiği şeylerde cimri değildir. Onun herhangi bir kısmını gizlemez. Aksine o sallallahu aleyhi ve sellem, semadakilerin de yerdekilerin de eminidir. Rabbinin gönderdiklerini apaçık bir şekilde tebliğ etmiştir. Zengine, fakire, yöneticiye, yönetilene, erkeğe, kadına, şehirliye, köylüye… karşı cimrilik ederek hiçbir şeyi gizlemiş değildir. Bundan dolayı Yüce Allah, onu ümmî ve cahil bir topluma peygamber olarak göndermiştir. Onlar, Rabbâni ilim adamları ve feraset sahibi bilginler seviyesine gelmeden de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat etmemiştir. Onlar ilimde nihaî noktaya ulaşmışlardır. Hassas bilgileri bulup delillerinden çıkarmakta varılacak en son nokta, onlarındılar. Onlar hoca, başkaları ise en iyi ihtimalle onların öğrencileri olabilir. 25. Yüce Allah, Kitabının üstünlüğünü, Kitabını insanlara ulaştıran iki şerefli elçiyi söz konusu ederek belirtip onlardan da övgü ile söz ettikten sonra Kitabından, doğruluğuna getirilebilecek eleştiri kabilinden her türlü kusur ve eksikliği bertaraf etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O, kovulmuş” Allah’tan ve O’na yakın olmaktan alabildiğince uzak düşmüş “şeytanın sözü değildir.” 26. Böyle bir şey nasıl hatırınıza gelebilir? Bunu hatırınıza getirirken akıllarınız nerededir? Çünkü sizler, doğruluğun en üst derecesinde bulunan hakkı, olabildiğince aşağılarda, en bayağı, batılın en aşağı derecesi olan yalan seviyesinde tutuyorsunuz. Bu, gerçekleri tersyüz etmekten başka ne olabilir ki? 27. “O ancak âlemler için bir öğüttür.” Onunla Rablerini hatırlarlar. Sahip olduğu kemâl sıfatlarını, tenzih edilmesi gereken noksan sıfatlarını, eş ve benzerleri bilirler. Yine onunle emirleri, yasakları ve hikmetleri öğrenirler. Onun vasıtası ile Yüce Allah, kaderî, şer’î ve cezaî (amellere karşılık verilen) hükümleri bellerler, düşünürler. Özetle onun vasıtası ile her iki yurdun faydalı olan hususlarını bilip öğrenirler, onunla amel etmek sureti ile de her iki dünyada mutlu olurlar. 28. “İçinizden dosdoğru yoldan gitmek isteyenler için” ki bu da hak batıldan, hidayet sapıklıktan açıkça ortaya çıktıktan sonra olur. 29. O’nun meşîeti geçerlidir, herhangi bir şekilde O’na karşı konulamaz, O’na karşı çıkılamaz. Bu âyet-i kerime ve benzerlerinde, kaderi inkâr eden Kaderiye ile kaderin insanları zorladığını kabul eden Cebriye fırkalarının görüşleri reddedilmektedir. Nitekim daha önce benzeri bir âyette de buna değinmiştik. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Yüce Allah’a hamd-u senalar olsun. Tekvîr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kureyş’e mensup bazı kimseler, âhiret fikrine alışık olmadıkları için Hz. Peygamber’den bu inancı doğrulayan haberler işitince onu mecnunlukla itham etmişlerdi (Hicr 15/6; Kalem 68/51). “Arkadaşınız” nitelemesiyle Hz. Peygamber kastedilmiştir. O, Mekkeliler tarafından ahlâk güzelliği bakımından olduğu kadar, akıl ve zekâsının mükemmelliği ile de tanınıp bilindiği için kendilerine bu bilgileri hatırlatılmış, buna rağmen ona “mecnun” demelerinin bu bilgileriyle çeliştiği ortaya konmuştur (Şevkânî, V, 453). Ağırlıklı yoruma göre 23. âyetteki “gören” Resûlullah, “görülen” de Cebrâil’dir. “Apaçık ufuk” ile ne kastedildiği konusunda çeşitli açıklamalar yapılmıştır (bk. Şevkânî, V, 453-454). Müfessirler bu âyeti dikkate alarak Hz. Peygamber’in Cebrâil’i kendi sûretinde yani melek olarak yaratılmış olduğu sûrette gördüğünü söylemişlerdir (ayrıca bk. Necm 53/1-18). Hz. Peygamber Cebrâil’in kendisine vahiy getirdiğini söyleyince müşrikler onunla alay etmeye başlamışlar ve gördüğünün melek değil cin olduğunu veya böyle bir meleğin varlığını sadece zihninde kurup hayal ettiğini ileri sürmüşlerdi. İşte âyette onların bu iddiaları reddedilmiştir. “O, gayba ait bilgileri sizden esirgemez” ifadesi, Hz. Peygamber’in ilâhî vahyi insanlara duyurma, öğretme hususunda cimri veya ihmalkâr davranmadığını, bilâkis Allah’ın mesajlarını en mükemmel bir şekilde insanlara tebliğ etmek için her türlü eziyete katlandığını göstermektedir (gayb hakkında bilgi için bk. Kur’an Yolu, Bakara 2/3). Oysa müşriklerin Hz. Peygamber’i benzetmeye kalkıştıkları sihirbaz ve kâhinler ücret almadan ne sihir yaparlardı ne de bilgi verirlerdi. 24. âyet, dolaylı olarak din konusundaki tebliğ ve irşad faaliyetlerinde özverili çalışmanın önemini de göstermektedir. 24. âyetteki danîn kelimesini “zanîn” şeklinde okuyanlara göre meâl şöyledir? “Onu, gayb âleminden getirdiği bilgiler konusunda kimse yalancılıkla itham edemez.” 25. âyet yine öncekileri pekiştirmekte ve Kur’an’ın müşriklerin iddia ettikleri gibi kovulmuş şeytanın sözü olmadığını ifade etmektedir. “Öyleyse nereye gidiyorsunuz?” sorusu, “Bu Kur’an’dan, onun gereklerini yerine getirmekten uzaklaşıp da nereye gidiyorsunuz?” veya “Size burada açıklanandan daha doğru bir yol var mıdır ki Kur’an’ın yolunu bırakıp da o yoldan gidesiniz” gibi farklı şekillerde açıklanmıştır. Âyetin, artık inkâr edemeyecekleri gerçeklerle karşı karşıya bulunan ve her yönden delillerle kuşatılmış olan müşriklerin, inkârlarına hiçbir mâkul gerekçe gösteremeyeceklerini ifade ettiği de belirtilmiştir.
Tekvîr Suresi 24. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Arkadaşınız, kendisi aracılığıyla size bildirilmesi emredilmiş olan şeyi tebliğ etmede size karşı cimrilik yapmaz. Kâhinlerin aldığı gibi bir ücret de almaz.