Diyanet İşleri
Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz
Elmalılı Hamdi Yazır
O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Gaybı bilendir O. Gaybı konusunda hiç kimseyi yardımcı yapmıyor.
Süleyman Ateş
Gaybı bilen O'dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O Allah -Subhânehu ve Teâlâ- bütün gaybı bilir. O hususta hiçbir şey O'na gizli kalmaz. O'nun sırlarına da hiç kimseyi muttali kılmaz. Bilakis sadece O'nun ilmine mahsus olarak kalırlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
18- Şüphesiz mescidler Allah’a mahsustur. Onun için Allah ile birlikte hiç kimseye dua/ibadet etmeyin. 19- Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek için kalktığı zaman neredeyse (cinler, izdihamdan dolayı) onun etrafında keçe (gibi) oldular. 20- De ki:“Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” 21- De ki:“Şüphesiz ben, sizden bir zararı savma imkânına da size bir hayır ulaştırma imkânına da sahip değilim.” 22- De ki:“Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.” 23- “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” 24- Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı) gördükleri vakit, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu anlayacaklardır. 25- De ki:“Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder, bilemem.” 26- O, gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez. 27- Ancak seçmiş olduğu rasul/elçi bunun dışındadır. O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar). 28- Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini (olduğu gibi) tebliğ ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi kuşattığını ve her şeyi tek tek kaydettiğini bilmesi içindir.
18. Ne ibadet anlamı ile dua, ne de dilekte bulunma anlamı ile dua, Allah’tan başkasına yapılmamalıdır. İbadetin en önemli yerleri olan mescitlerin esası, ibadeti yalnızca Allah’a ihlâsla yapmak, O’nun azametinin önünde eğilmek ve O’nun izzetinin karşısında boyun bükmek için kurulmuştur.
19. “Allah’ın kulu (Muhammed) O’na dua/ibadet etmek” O’ndan dilekte bulunmak, O’na ibadet etmek ve Kur’ân okumak “için kalktığı zaman neredeyse” cinler kalabalık bir şekilde onun etrafında toplandıklarından dolayı “keçe” gibi “oldular.” Onun getirdiği hidâyeti ve Kur'ân’ı dinlemeye ileri derecedeki rağbet ve isteklerinden dolayı keçe gibi üst üste yığılmışlardı.
20. Ey peygamber! Kendisine çağırdığın şeyin gerçek mahiyetini açıklamak üzere onlara “de ki: Ben, ancak Rabbime dua/ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” Ben, O’nu tevhid ederim, O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet ederim. O’nun dışındaki ortaklardan, putlardan ve müşriklerin O’nun dışında edindikleri her bir şeyden de uzağım.
21. Yani ben sadece bir kulum. Benim elimde yetki namına bir şey yoktur, kendiliğimden en ufak bir tasarrufta da bulunamam. 22. “De ki: “Gerçek şu ki (eğer ben Allah'a isyan edersem) beni Allah’tan kimse kurtaramaz.” Allah’ın azabından beni kurtarması için kendisine sığınabileceğim hiçbir kimse yoktur. Mahlukatın en mükemmeli olan o yüce Rasûl dahi, herhangi bir zarar veya iyilik konusunda yetkili olmadığına, eğer Allah kendisi hakkında bir kötülük dileyecek olursa kendisi bile bu kötülüğü önleyemeyeceğine göre başka bir yaratılmışın bu durumda olması öncelikle söz konusudur. "Ve ben O’ndan başka sığınacak” barınacak, yardımını alacak “birini de bulamam.”
23. “Ben ancak Allah tarafından gönderilenleri tebliğ ederim.” Benim insanlardan bir ayrıcalığım yoktur. Tek ayrıcalığım, Yüce Allah’ın bana verdiği mesajları tebliğ etmekten ve insanları da buna davet etmekten ibarettir. Bu yolla da insanlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olur. "Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse hiç şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Burdaki isyandan kasıt, diğer muhkem nasların kayıt getirdiği şekilde küfür anlamındaki isyandır. Küfür derecesine ulaşmayan isyana gelince bu, cehennem ateşinde ebedî kalmayı gerektirmez. Nitekim pek çok Kur’ân âyeti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelmiş olan hadisler buna delil olduğu gibi ümmetin selefi ve imamları da bunu icma ile kabul etmişlerdir.
24. “Nihâyet onlar tehdit edildikleri (azabı)” gözleri ile “gördükleri” ve artık onunla karşılaşacaklarına kesin inanacakları “vakit kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu” kesinlikle ve gerçek anlamı ile “anlayacaklardır.” Çünkü o vakit, başkalarının kendilerine yardımcı olamadığını, kendilerinin de kendilerine yardım edemediklerini göreceklerdir. Çünkü artık ilk olarak yaratıldıkları şekilde yine tek başlarına diriltilip mahşere getirilmişlerdir.
25. Eğer onlar sana: Bu tehdit ettiğin azap ne zaman gerçekleşecek? diye soracak olurlarsa “de ki: Tehdit edildiğiniz (o azap) yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin eder” buna daha uzun bir süre mi var “bilemem.” Buna dair bilgi, yalnız Allah’ın nezdindedir. 26. “O gaybı bilendir; ama gaybından hiç kimseyi haberdar etmez” yaratıklardan kimseye bildirmez. Aksine kalplerin içerisindeki sırları ve gaybleri bilmek, yalnız O’na mahsustur.
27. “Ancak seçmiş olduğu rasul bunun dışındadır.” Ona hikmetinin haber vermeyi gerektirdiği kadarını haber verir. Çünkü peygamberler başkaları gibi değildir. Allah, onları hiçbir varlığı desteklemediği yollarla desteklemiştir. Onlara bildirdiği vahiyleri gerçek anlamı ile tebliğ etmeleri için de korumuştur. Şeytanların o vahye yaklaşmalarına, ona bir şeyler katmalarına ya da eksiltmelerine imkân vermemiştir. Bundan dolayı şöyle buyurmuştur:“O, onun önünden ve ardından da koruyucular gönderir (ki onu korusunlar).” Yani Allah’ın emri ile onu korurlar.
28. “Bu da o (rasulün, geçmiş rasullerin) Rablerinin gönderdiklerini” bu maksatla onlara vermiş olduğu sebepler aracılığı ile “ettiklerini, Allah'ın onların yanında olan her şeyi” gizleyip açıkladıklarını “kuşattığını ve her şeyi tek tek saydığını bilsmesi içindir.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Gaybı yalnızca Allah’ın bildiği, bu konuda O’nun hoşnut olup seçtiği elçinin dışında –cinler dahil– hiç kimseye bilgi vermediği ifade buyurulmuştur. Allah’ın hoşnut olup seçtiği elçiden maksat peygamberler, onlara bildirdiği gayb bilgileri ise ilâhî vahiyler ve haberlerdir ki bunlar da onların peygamber olduğunu gösterir. Meselâ Hz. Peygamber’e kıyamet gününde ve âhirette meydana gelecek olaylar vb. birçok gayb haberini içeren Kur’an vahyedilmiştir. Şevkânî’nin eserinde, Kur’an ve vahiy dışında da Hz. Peygamber’e fiten ve benzeri bazı gayb bilgilerinin verildiği zikredilmiş ve âyetin bunlara da işareti söz konusu edilmiştir (bk. Taberî, XXIX, 76-77; Şevkânî, 358-359).
İlâhî vahyin korunması, ona şeytan sözünün karışmaması ve peygamberlerin Allah’ın mesajlarını tebliğ edip etmediklerinin tam olarak ortaya çıkması için Allah Teâlâ, elçisinin önünde ve arkasında koruyucu / gözetleyici melekler görevlendirmiş (bk. İbn Âşûr, XXIX, 250), çevrelerini bunlarla donatmış ve tahkim etmiştir. Allah bunu, vahyi koruyamadığından değil, hikmeti gereği yapmaktadır; zira Allah’ın her şeye gücü yeter; O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır (gayb hakkında bilgi için bk. Bakara 2/2). Allah’ın peygamberlerini kıyamet ve âhiret halleri gibi bazı gayb konularından haberdar etmesinin bir amacı da mûcize mahiyetindeki bu bilgilerle onların nübüvvetini kanıtlamaktır. Bu âyetler, astroloji yoluyla olağan üstü bilgilere ulaştıklarını söyleyenleri de yalanlamaktadır. Zemahşerî gibi Mu‘tezile âlimleri bu âyetlere dayanarak kerametin imkânsızlığını, keramet olduğu söylenenlerin asılsız olduğunu savunmuşlardır (bk. V, 172-173). Ancak Râzî, burada özellikle âhiretle ilgili gaybî bilgilerden söz edildiğini belirterek Mu‘tezile’nin âyetten bu anlamı çıkarmasını dayanaksız bulmuştur (XXX, 168-170).