Diyanet İşleri
İstisna da etmiyorlar(Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.
Elmalılı Hamdi Yazır
İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Hiçbir istisna tanımıyorlardı.
Süleyman Ateş
İstisna da etmiyorlar(Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ettikleri yeminlerinde (inşallah) diyerek bir istisna da yapmıyorlardı.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
17- Gerçek şu ki Biz, bahçe sahiplerini sınadığımız gibi bunları da sınadık. Hani (o bahçe sahipleri) sabahleyin mahsulü kesinlikle devşireceklerine dair yemin etmişlerdi. 18- Üstelik inşaallah da demiyorlardı. 19- Onlar uyurlarken Rabbin tarafından gönderilen bir azap bahçenin dört bir yanını sardı da; 20- Nihayet o, kapkara kesiliverdi. 21- Sabahleyin birbirlerine seslendiler: 22- “Madem devşirecekseniz mahsulünüzün başına erkenden gidin” diye. 23- Derken yola koyuldular. Bir yandan da aralarında fısıldaşıyorlardı: 24- “(Dikkat edin) Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip de yanınıza sokulmasın” diye. 25- (Yoksulları mahsülden) alıkoyma güç ve azmi içinde gittiler. 26- Ama bahçeyi görünce dediler ki:“Biz kesinlikle yolumuzu şaşırdık.” 27- “Hayır, aksine biz mahrum bırakıldık.” 28- En mutedil olanları:“Ben size ‘Allah’ı tesbih etsenize!’ dememiş miydim?” dedi. 29- Onlar da:“Rabbimizi tesbih ederiz; gerçekten biz zalim kimselermişiz!” dediler. 30- Derken birbirlerini kınamaya başladılar; 31- Dediler ki:“Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz!” 32- “Umarız Rabbimiz, bize o (bahçe) yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz yalnızca Rabbimize ümit bağlıyoruz.” 33- İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
17-18. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Bizler hayrı yalanlayan bu kimseleri sınadık ve onlara mühlet verdik. Onlara dilediğimiz şekilde mal, evlat, uzun ömür ve buna benzer şeyler nasip ettik. Bizim bu verdiklerimiz, onların isteklerine de uygundu. Ancak onlar, nezdimizde değerli oldukları için bunları onlara vermedik. Hatta bu, kendileri için bir istidrâc (farkına varmadıkları bir yerden derece derece azaba yaklaştırma) bile olabilir. İşte bunların bizim kendilerine mühlet verişimize aldanmaları, tıpkı bahçe sahiplerinin aldanışlarına benzer. Bu bahçe sahiplerinin ortak bir bahçeleri vardı. Ağaçlarının meyve verme zamanı gelmiş, meyveleri olgunlaşmış ve toplanma zamanı gelmişti. Onlar da artık bunları toplayıp elde edeceklerine kesin gözüyle bakmış ve buna engel olacak bir şeyin bulunmadığını zannetmişlerdi. Bu sebeple de inşaallah demek sureti ile istisnâ yapmaksızın sabah vakti mutlaka bu meyveleri toplayıp devşireceklerine yemin etmişlerdi. Ancak Yüce Allah’ın onları gözetlemekte olduğunun farkına varmadılar. Azabın arkalarından bu bahçeyi gelip bulacağını ve kendileri meyveleri devşirmeden önce orayı kuşatacağını bilemediler.
19-20. “Onlar uyurlarken Rabbin tarafından gönderilen bir azap” yani ona geceleyin gökten inen bir azap “bahçenin dört bir yanını sardı da nihayet o,” koyu karanlık bir gece gibi “kapkara kesiliverdi.” Böylelikle ağaçlar ve meyveler yok oldu.
21-22. Onlar bahçelerini büsbütün kuşatan bu afetin farkında değillerdi. O nedenle de sabah olduğunda birbirlerine dediler ki:“Madem devşirecekseniz mahsulünüzün başına erkenden gidin.”
23. “Derken” bahçeye gitmek üzere “yola koyuldular. Bir yandan da aralarında fısıldaşıyorlardı” Kendi aralarında Allah’ın hakkını vermeme niyetinde konuşmalar yaptılar ve şöyle dediler: 24. “(Dikkat edin) Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip de yanınıza sokulmasın.” Yani insanlar evlerinden çıkıp etrafa yayılmadan önce çabucak bahçenize gidin. Böylece fakir ve yoksullara bir şey vermemeyi birbirlerine tavsiye ettiler. İleri derecedeki cimriliklerinden birileri seslerini işitip fakirlere haber verir korkusu ile bu sözleri gizlice fısıldaşarak söylemişlerdi.
25. Bu oldukça çirkin, katı ve merhametsizce halleri içerisinde “alıkoyma” Allah’ın hakkını engelleme “güç ve azmi içinde” buna güçlerinin yeteceğine inanarak “gittiler.”
26. “Fakat bahçeyi” Yüce Allah’ın sözünü ettiği şekilde “kapkara kesilmiş” bir halde “görünce” hayret ve dehşet ile “dediler ki: Biz kesinlikle yolumuzu şaşırdık.” Yolumuzu kaybettiğimiz için bahçemizi bulamadık, bu geldiğimiz yer başka bir yer olsa gerek! 27. Ancak onun kendi bahçeleri olduğunu anlayıp da akılları başlarına geldiğinde:“Hayır, aksine biz” ondan “mahrum bırakıldık” dediler ve böylelikle bunun bir ceza olduğunu idrâk ettiler.
28. “En mutedil olanları” yani orta yollu olanları, yol ve görüş itibariyle en iyi olanları, “Ben size ‘Allah’ı tesbih etsenize!’ dememiş miydim? dedi.” Allah’ı O’na yakışmayan hususlardan tenzih etmelisiniz ki bağımsız olarak kudret sahibi olduğunuzu zannetmeniz de bunlardan birisidir. Şâyet istisna yapıp da “inşaallah” demiş olsaydınız ve iradenizin O’nun iradesine tabi olduğunu dile getirseydiniz, bunlar başınıza gelmezdi.
29. “Onlar da: Rabbimizi tesbih ederiz; gerçekten biz zalimlik etmişiz, dediler.” Yani bundan sonra kusurlarını telafi ettiler; ancak bahçelerine kaldırılması söz konusu olmayan azap geldikten sonra bunu yaptılar. Ama onların bu tesbihlerinin, kendileri hakkında zalimlik ettiklerini itiraf edişlerinin günahlarını hafifletmekte kendilerine bir faydası olabilir ve bu, bir tevbe kabul edilebilir.
30-31. Bundan dolayı büyük bir pişmanlık duydular ve “birbirlerini” yaptıkları dolayısı ile “kınamaya başladılar. Dediler ki: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz.” Gerek Allah’a karşı, gerek kullarının hakları hususunda haddi aşan kimselermişiz. 32. “Umarız Rabbimiz, bize o (bahçe) yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz yalnızca Rabbimize ümit bağlıyoruz.” Böylelikle Yüce Allah’tan telef olan bahçelerinin yerine ondan daha hayırlısını vermesini ümit ettiler. Yüce Allah’tan dilekte bulunacaklarını söylediler ve dünyada ona ısrarla dua edecekleri vaadinde bulundular. Eğer dediklerini yaptılarsa görünen o ki Yüce Allah, dünyada kendilerine o bahçelerinden daha iyisini vermiştir. Çünkü samimi olarak Allah’a dua edip de O’na yönelen ve O’na ümit bağlayan kimseye Allah dilediğini verir.
33. Yüce Allah, meydana gelen bu olayın büyüklüğüne dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:“İşte azap böyledir.” Yani azabın sebeplerini yerine getirenlere dünyada böyle azap edilir. Allah, onların azgınlaşmasına ve haddi aşmasına sebep olan, dünya hayatını tercih etmeye götüren şeyi ellerinden alır ve o şeye en çok ihtiyaç duydukları bir zamanda çeker alır. “Âhiret azabı ise” dünya azabından “elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.” Onlar bunu bilecek olurlarsa, ceza görmelerini ve mükâfattan mahrum kalmalarını gerektiren her bir sebepten uzak dururlardı.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerdeki kıssada bir bahçe olayı örnek gösterilerek Allah’ın verdiği nimetlere şükretmeyen Mekke müşrikleri uyarılmaktadır. Rivayete göre geçmişte dindar bir adamın her türlü meyve, ekin ve hurma ağaçları bulunan bir bahçesi vardı. Hasat zamanı geldiğinde fakirleri çağırır, bahçenin ürünlerinden onlara ikramda bulunurdu. Adam ölünce oğulları, aile fertlerinin çokluğunu ileri sürerek yoksulların payını kesmeye ve bahçenin ürününü sabahleyin erkenden gizlice toplamaya karar vermişler, ancak gece gelen bir âfet ürünü imha etmişti (bk. Râzî, XXX, 87). Yüce Allah, Kur’an’da birçok yerde, verdiği nimete şükredenlere daha fazla nimet vereceğini, nankörlük edenleri de cezalandıracağını haber vermiştir (meselâ bk. Nisâ 4/147; İbrâhim 14/7; Lokmân 31/12). Nitekim Hz. Peygamber’i yalancılıkla itham edip getirdiği mesajı reddeden Mekke müşrikleri de peygamber aralarından ayrıldıktan sonra eski refahlarını, özellikle ticarî imkânlarını giderek kaybetmişler, sonunda müslümanlar karşısında varlıkları son bulmuştur.
Müfessirlerin çoğunluğu 18. âyeti, “Bahçe sahipleri ‘Allah izin verirse’ demeden ertesi gün yapacakları iş hakkında karar verdiler” şeklinde açıklamışlardır ‘(“Allah izin verirse” gibi) bir kayıt koymaksızın’ diye çevirdiğimiz bölüm hakkında “yoksulların payını ayırmaksızın” şeklinde de bir yorum vardır (Şevkânî, V, 312). Gelecekte bir işi yapmaya niyet ederken “inşaallah” diyerek işi Allah’ın iradesine bağlamak gerekir. Nitekim bu konuda yüce Allah Hz. Peygamber’i şöyle uyarmıştır: “‘Allah izin verirse’ demeden hiçbir şey için ‘Şu işi yarın yapacağım’ deme!” (Kehf 18/23-24); “Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez” (Lokmân 31/34). Zira bir şeyin meydana gelmesi için sadece insanın irade ve gücü yeterli değildir, Allah’ın da onu dilemesi gerekir.
28. âyette geçen “rabbin şanını yüceltmek”ten maksat 18. âyette bildirilen “Allah izin verirse” “istisna”, yani demek, işi Allah’ın iznine bağlamaktır. Bu uyarı, “Fakirler hakkındaki niyetleri ve takındıkları tavırdan dolayı Allah’tan af dilemeleri” şeklinde de açıklanmıştır (bk. Şevkânî, V, 314). 28-32. âyetlerden anlaşıldığına göre bu kişiler içlerinden aklı başında birinin haklı uyarılarını dikkate almamışlar, fakat bahçelerinin mahvolduğunu görünce onun haklı olduğunu anlamışlar, nasihatine kulak vermişler ve yaptıklarına pişman olup tövbe etmişler; ancak iş işten geçmiş, bahçeleri yanmıştı.