Önceki ayet· 56:45Sonraki ayet· 56:47

Vâkıa Suresi 46. Ayet· 56:46

↗ Vâkıa suresi
Mekki
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
O büyük günah üzerinde ısrar edip dururlardı.
Süleyman Ateş
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.9%
İngilizce
And they used to persist in the great violation
Fransızca
Ils persistaient dans le grand péché [le polythéisme]
İspanyolca
se aferraron al más terrible pecado
Rusça
упорствовали в великом грехе
Endonezce
dan mereka terus-menerus mengerjakan dosa yang besar
Bengalce
তারা সদাসর্বদা ঘোরতর পাপকর্মে ডুবে থাকত।
Çince
确是固执大罪的,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ı küfretmek ve O'nun dışında putlara ibadet etmekte ısrar ediyorlardı.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
41- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 42- İçlerine işleyen bir sıcak ve kaynar bir su içinde, 43- Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar; 44- O (gölge) ne serindir ne de hoş. 45- Çünkü onlar, bundan önce refah içinde şımarmış kimselerdi. 46- Büyük günah üzerinde ısrar ederlerdi. 47- Ve şöyle derlerdi:“Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuz vakit, evet biz (bu hale geldikten sonra) mı diriltileceğiz?!” 48- “Geçmiş atalarımız da mı (diriltilecek)?!” 41. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar”dan kasıt cehennemlikler ve kötü amel sahibi kimselerdir. Yüce Allah onlara layık olan bazı azapları söz konusu etmekte ve onlarla ilgili olarak bize şunları haber vermektedir: 42. Yani cehennem ateşinin sıcaklığından dolayı oldukça sıcak bir rüzgâra maruz kalacaklardır. Bu rüzgâr nefeslerini tıkayacak ve onları alabildiğine rahatsız edecektir. "Ve kaynar” sıcaklığından dolayı bağırsaklarını koparıp paramparça edecek “bir su içinde” 43. “Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.” Dumanla karışık ateş alevi içinde olacaklardır. 44. “O serin de değildir. Faydası da yoktur.” O gölgenin serinliği de olmayacaktır, hoş bir yönü de. Yani orada üzüntü, gam, keder ve kötülük bulunacaktır; azıcık da olsa iyi hiçbir şey olmayacaktır. Çünkü bir şeyin olmadığını söylemek, aksinin varlığını söz konusu etmek demektir. 45. Daha sonra cehennemlikleri böyle bir cezaya maruz bırakan amellerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Çünkü onlar, bundan önce refah içinde şımarmış kimselerdi.” Dünya onları alabildiğine oyalamıştı. Onlar dünya için çalışmış, dünya nimetlerinden oldukça yararlanmış, bunun sonucunda da uzun emeller onları oyalayarak güzel amellerde bulunmalarını engellemişti. İşte Yüce Allah’ın kendilerini yermesine sebep olan rahat yaşayış ve refah budur. 46. “Büyük günah üzerinde ısrar ederlerdi.” Pek büyük günahlar işler, bunlardan tevbe etmez, bunlar dolayısı ile pişmanlık duymazlardı. Aksine yüce Mevlâlarını gazaplandıracak şeyleri ısrarla yaparlardı. Bu yüzden O’nun huzuruna, bağışlanıp affolunmamış pek çok ağır günah yükü ile gelmişlerdir. 47-48. Hem onlar öldükten sonra dirilişi de inkâr ediyor ve bunun gerçekleşmesinin uzak bir ihtimal olduğunu ifade ederek şöyle diyorlardı:“Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuz vakit, evet biz (bu hale geldikten sonra) mı diriltileceğiz?! Geçmiş atalarımız da mı (diriltilecek)?” Biz ölümden sonra çürüyüp toprak ve kemikler haline geldikten sonra nasıl diriltileceğiz? Böyle bir şey imkânsızdır, diyorlardı. Yüce Allah, onlara cevap olmak üzere şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu defa, âhireti inkâr ederek dünya hayatını boşa geçirenlerin acı âkıbeti ve içine düşecekleri vahim durumlar canlı bir anlatımla tasvir edilmektedir (cehennem hakkında bilgi için bk. Ömer Faruk Harman-Bekir Topaloğlu, “Cehennem”, DİA, VII, 225-233). 45. âyetteki mütrefîn kelimesi –Kur’an’da aynı kökten gelen kelimelerin kullanımı da dikkate alınarak– genellikle “sahip olduğu imkânlardan ötürü, refah içinde şımaran insanlar” mânasında anlaşılmıştır. Bu bağlamda kelimeyi “Allah’a şirk koşanlar” veya “kibirlenenler” şeklinde yorumlayan müfessirler de vardır (Şevkânî, V, 178). Râzî’nin dikkate değer açıklamasından da (XXIX, 170-171) yararlanarak bu konuda şöyle bir değerlendirme yapılabilir: Amel defteri solundan verilecek cehennemlikler hep zenginlerden olmayacağına göre burada kötülenen şey, insanların nimetler içinde olması değildir; asıl eleştirilen tutum, müteakip âyette değinilen, günahta ve inkârcılıkta ısrar etmektir. Esasen yoksulluk ve zenginlik hem toplumsal şartlara hem de kişinin algılamasına göre izâfîlik taşır ve hemen bütün insanlar –sahip oldukları imkânlar çerçevesinde– nimetin asıl sahibini görmezden geliyorsa “mütref” olarak nitelenebilir. Dolayısıyla, burada eleştirilenler, âhiret endişesi taşımayan, ahlâkî değerlere sırt çevirerek gününü gün eden, böylece hazlarının tutsağı haline gelen ve ebedî kurtuluşları için ellerindeki en büyük fırsat olan ömürlerini hoyratça tüketenlerdir. 46. âyetin meâlinde hıns kelimesinin “günah” anlamı esas alınmıştır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre burada, cehennemliklerin Lokman sûresinin 13. âyetinde en büyük günah olarak nitelenen şirk (Allah’a ortak koşma) üzerindeki inatçı tavırlarından söz edilmektedir. Bu kelimenin “yemini bozma” anlamından hareketle âyet, “Onlar o büyük yeminlerini bozmamakta ısrarcı davranıyorlardı” şeklinde de çevrilebilir; bu takdirde Nahl sûresinin 38. âyetinde belirtildiği üzere müşriklerin, “Allah’ın ölen birini diriltmeyeceğine dair en büyük yeminleri etmeleri”ne atıfta bulunulmuş olur (İbn Atıyye, V, 246; zakkum ağacı hakkında bilgi için bk. Sâffât 37/62-65).
Vâkıa Suresi 46. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ı küfretmek ve O'nun dışında putlara ibadet etmekte ısrar ediyorlardı.