Diyanet İşleri
Bu, kendilerine peygamberleri belgelerle geldiğinde: "Bizi doğru yola bir insan mı eriştirecek?" diyerek inkar edip gerçeğe yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuştur. Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Böyledir, çünkü onlara peygamberleri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar: "Bir insan mı bize yol gösterecek?" dediler ve yüz çevirdiler. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bu böyledir. Çünkü resulleri onlara apaçık deliller getirip dururken onlar: "Bir insan mı bize kılavuzluk edecek?!" deyip küfre saptılar ve yüz çevirdiler. Ve Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah, sınırsız zenginliğin, sonsuz övgülerin sahibidir.
Süleyman Ateş
Çünkü onlara elçileri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar, "Bir insan mı bize yol gösterecek" deyip inkar ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da (hiçbir şeye) muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmüştür.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlara isabet eden bu azap, Allah katından resulleri onlara apaçık delilleri ve ayan beyan kanıtları getirdiklerinde resullerin insanlardan gelmesini inkâr ederek şöyle demeleri sebebiyledir: "Bize insanlar mı yol gösterecek? Bizi bir beşer mi hakka iletecek?" Böylece onlar küfre sapıp, iman etmekten yüz çevirdiler. Bu yaptıkları ile Yüce Allah'a hiçbir zarar veremediler. Allah, onların imanlarına ve ibadetlerine muhtaç değildir. Çünkü onların taatleri Allah'a hiçbir şey vermez. Allah Teâlâ; zengindir, kullarına muhtaç değildir. Sözlerinde ve fiilerinde çokça övülen, hamde layık olandır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
5- Daha önce küfre sapıp da yaptıklarının cezasını (dünyada) tadanların haberi size gelmedi mi? Onlar için (ahirette de) can yakıcı bir azap vardır. 6- Bu (azabın) sebebi şudur: Peygamberleri onlara apaçık deliller getiriyorlardı da onlar (her defasında): “Bize bir insan mı yol gösterecekmiş!?” deyip inkara sapıyor ve yüz çeviriyorlardı. Allah da (onlara) muhtaç olmadığını gösterdi. Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur, her türlü hamde layık olandır.
5. Yüce Allah, tanınmasını ve bunun sonucunda kendisine ibadet edilmesine, rızasını kazanmak için olanca gayreti harcamaya ve O’nu gazaplandıracak şeylerden de uzak kalmaya sevkedecek olan mükemmel ve pek büyük bazı sıfatlarını söz konusu ettikten sonra geçmiş ümmet ve nesillere neler yaptıklarını bize haber vermektedir ki bu ümmet ve nesillere dair haberler sonradan gelenler arasına anlatılmakta ve doğru sözlüler bunlara dair bilgiler vermektedir. Onlar, kendilerine hakkı getiren peygamberleri yalanlamışlar ve onlara karşı inatla direnmişlerdir. Bu sebeple de Allah “yaptıklarının cezasını” onlara dünyada tattırmış ve onları rezil rüsvay etmiştir. Âhirette ise “onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Yüce Allah, onların bu şekilde cezaya çarptırılmanın sebebini de söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
6. “Bu” başlarına getirdiğimiz ibretlik ceza ve musibetlerin “sebebi şudur: Peygamberleri onlara apaçık deliller” hak ve bâtıla delil teşkil eden apaçık belgeler “getiriyorlardı da” onlar bunlardan hoşlanmıyor ve peygamberlerine karşı büyüklenip: “Bize” herhangi bir üstünlüğü bulunmayan “bir insan mı yol gösterecekmiş!?” deyip küfre sapıyor ve yüz çeviriyorlardı.” Allah, hangi sebep dolayısı ile biz dururken özellikle onlara bu görevi vermiş? diyorlardı. Bir başka âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz, ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/11) Onlara inanmayanlar ise Allah’ın lütfunu ve peygamberlerine olan ihsanını sınırlandırmaya kalkıştılar, bu peygamberlerin insanlara elçi olarak gönderilmesini kabul etmeyip onlara itaatle boyun eğmeyi gururlarına yediremediler. Bundan dolayı da taşlara, ağaçlara ve benzeri varlıklara ibadet etmek belâ ve musibetine duçar oldular. Allah’ı “inkara sapıyor” ve O’na itaatten “yüz çeviriyorlardı.” Allah da onlara “muhtaç olmadığını”, onlara aldırmadığını ve onların sapıklıklarının kendisine hiçbir zarar vermediğini gösterdi. “Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur, her türlü hamde layık olandır.” Yani bütün yönleri ile tam ve mutlak zengin ve hiçbir şeye muhtaç olmayandır; sözleri, fiilleri ve vasıfları dolayısı ile hamde, senâya ve övgüye layık olandır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Böylece ilk beş âyette veciz bir anlatımla Allah-evren-insan arasındaki ontolojik ve ahlâkî bağı doğru bir şekilde kurabilmeyi sağlayacak ufuklar açılarak önce İslâm inançları teorisinin üç temel konusundan birincisini oluşturan ulûhiyyet (Allah’ın varlığı ve sıfatları) konusunun altı çizilmiştir. 6-10. âyetlerde ise diğer ikisi yani nübüvvet (peygamberlik, vahiy) ve âhiret konuları üzerinde durulmaktadır. 6 ve 7. âyetlerde peygamberleri, onların bildirdiklerini ve özellikle öldükten sonra diriltilme gerçeğini inkâr etmenin inkârcılara bir şey kazandırmadığı, Cenâb-ı Allah’a da bir şey kaybettirmediği, ama bir süre sonra onların bütün bu yaptıklarını bir bir önlerinde görecekleri ifade edilmekte; buna bağlı olarak 8. âyette Kur’an’ın muhatapları Allah’a, peygamberine ve O’nun indirdiği ışığa (Kur’an’a) iman etmeye çağrılmaktadır. 9. âyette haşir gününde gerçek anlamda kâr ve zararın ortaya çıkacağına değinilmekte ve iman edip erdemli davranışlarla ömrünü iyi değerlendirenlerin âhirette kavuşacakları mükâfat hatırlatılmaktadır. 10. âyette ise inkâr eden ve Allah’ın âyetlerini yalan sayanların acı âkıbetini gösteren bir uyarı yapılmaktadır.
İnkârcıların peygamberlerin çağrısını kabul etmemekte haklı olduklarını ispat için sık sık kullandıkları argüman 6. âyette, “Bir beşer mi bizi doğru yola çıkaracak!” şeklinde özetlenmiş olup birçok âyette bu delilin çürüklüğü ortaya konmuştur (meselâ bk. İbrâhim 14/10-11; Kehf 18/110; Mü’minûn 23/24, 33; Furkan 25/7). Bu âyetin “Allah da muhtaç olmadığını gösterdi” şeklinde çevrilen kısmı, “Onların imanına ve kulluğuna muhtaç olmadı, muhtaç olmadığını gösterdi”, “Gücü yettiği halde onları imana zorlamadı” ve “Ortaya koyduğu açık ve kesin kanıtlarla yetinmek ve onları zorlamamak suretiyle kemalini gösterdi” gibi mânalarla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 105; Şevkânî, V, 271). Müfessirlerin genel kanaatine göre 8. âyetin “İndirdiğimiz vahiy ışığına iman edin” diye çevrilen cümlesinde geçen “nûr” kelimesinden maksat Kur’an-ı Kerîm ve onun içeriğidir (Taberî, XXVIII, 121; İbn Atıyye, V, 319).
9. âyette geçen yevmü’t-tegābün tamlaması “kayıp ve kazancın ortaya çıkacağı gün” şeklinde tercüme edilmiş olup buradaki tegābün kelimesi hakkında geniş açıklamalar yapılmıştır. Bu kelimenin kökü olan gabn (gabn, gaben) masdarı sözlükte “gizlemek, unutmak, hata etmek, zayıf olmak ve aldatmak” gibi mânalara gelir. Fıkıh terimi olarak gabin de, iki tarafa borç yükleyen akidlerde edimler arasındaki dengesizliği, özellikle satım sözleşmesinde satım parasıyla satılan malın piyasa değeri arasında belirgin bir fark bulunmasını ifade eder. Tegābün kelimesi Arapça’da genellikle iki veya daha fazla kişinin karşılıklı fiillerini anlatmak için kullanılan “tefâül” kalıbındadır. Bu sebeple daha çok “birbirini aldatmak” yahut “hem aldanmak hem aldatmak” mânalarıyla açıklanmıştır. İbn Atıyye ise burada bu kalıbın karşılıklı bir durumu değil, –“tevazu” kelimesinde olduğu üzere– fiilin konusundaki çokluğu ve yoğunluğu belirtmek için kullanıldığı kanaatindedir. Birçok müfessir –“doğruya karşılık sapkınlığı satın alanlar” şeklindeki (Bakara 2/16) tasvirden de yararlanarak– burada inkârcı ve münafıkların imanı küfür ile, âhireti de dünya ile değişmelerindeki yanlışlık ve aldanmaya bir telmih bulunduğu yorumunu yapmıştır. Bazılarına göre bu kelimeyle, hesap gününde eşyanın dünyadaki miktar ve değerinden farklı görüneceği anlatılmaktadır. Başka bir yoruma göre burada kastedilen şudur: Bazılarının “Allah’a verdikleri sözü düşük bir bedelle satmaları”, “Allah’ın müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın alması” (Tevbe 9/111) gibi Kur’an’da mânevî anlamda alışveriş lafzının kullanıldığı durumların gerçek kârlılık yönü yani kimin kazanıp kimin kaybettiği o gün ortaya çıkacaktır (başka yorumlarla birlikte bk. İbn Atıyye, V, 319; Râzî, XXX, 24-25; Elmalılı, VII, 5028-5030). Bu izahları ve bağlamı dikkate alarak, anılan tamlamayı “kayıp ve kazancın ortaya çıkacağı gün” şeklinde çevirdik.