Diyanet İşleri
Sabah akşam, Rabblerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden olasın
Elmalılı Hamdi Yazır
Sırf Allah'ın rızasını dileyerek sabah akşam Rab'lerine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değiller. Onları yanından kovduğun takdirde zalimlerden olursun.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Sabah akşam, yüzünü isteyerek Rablerine yalvarıp yakaranları kovma! Onların hesabından bir şey sana ait olmadığı gibi, senin hesabından bir şey de onlara ait değildir. O halde onları kovarsan zalimlerden olursun.
Süleyman Ateş
Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek, O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluk yok ki, onları kovup da zalimlerden olasın!
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Meclisinden Müslümanların fakirlerini uzaklaştırma. Onlar sabah-akşam Yüce Allah'a ihlas ile ibadet ederler. Müşriklerin ileri gelenlerini karşılamak için onları yanından uzaklaştırma. Bu fakirlerin hesabından sana bir şey yoktur, onların hesabı Rableri katındadır ve senin de hesabından onlara bir şey yoktur. Şayet sen onları meclisinden uzaklaştırırsan, şüphesiz Allah'ın sınırlarını aşanlardan olursun.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
51- Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları o (Kur'ân’la) uyar. Onlar için O’ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Olur ki korkup sakınırlar. 52- Sırf O’nun rızasını isteyerek sabah akşam Rab’lerine dua edenleri kovma! Onların hesabından sana bir şey düşmez. Senin hesabından da onlara bir şey düşmez ki onları kovup da zalimlerden olasın. 53- Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmı ile sınadık ki:“Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” desinler. Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir? 54- Âyetlerimize iman edenler sana geldiğinde de ki:“Selam sizlere! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Şöyle ki: İçinizden kim cahillikle kötü bir iş işler de sonra arkasından tevbe edip (halini) düzeltirse (bilsin ki) O, Ğafûrdur, Rahîmdir.” 55- Günahkarların yolu belli olsun diye âyetleri işte böyle açıklıyoruz.
51. Bu Kur’an bütün insanlara bir uyarıdır. Fakat ondan ancak “Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanlar” yararlanabilirler. Bunlar bu diyardan ebedi kalıcılık diyarına intikal edeceklerine kesinlikle inananlardır. İşte bundan dolayı kendilerine fayda sağlayacak şeyleri yerine getirmeye çalışır ve zarar verecek şeyleri terk ederler. “Onlar için O’ndan” yani Yüce Allah’tan “başka ne bir dost” yani işlerini üstlenecek, arzuladıklarını elde edebilsinler ve sakındıkları şeylerden uzaklaşabilsinler diye yardımcı olacak bir kimse “ne de bir şefaatçi” yani aracılık edebilecek kimse “vardır.” Çünkü mahlukatın hiçbir işte herhangi bir yetki sahibi olmaları söz konusu değildir. “Olur ki korkup sakınırlar.” Yani Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından sakınmak sureti ile muttakilerden olurlar. Çünkü uyarıp korkutmak, bunu gerektirir ve bunun sebeplerindendir.
52. “Sırf O’nun rızasını isteyerek sabah akşam Rab’lerine dua edenleri kovma!” Yani başkaları ile oturup kalkmak arzusu ile ibadet ve ihlas sahibi olan kimseleri yanından, seninle birlikte oturup kalkmaktan uzak tutma. Bunlar Rablerine hem sürekli zikir, namaz ve buna benzer ibadet duası yapanları, hem de gündüzün başında ve sonunda, dilekte bulunmak kastı ile istek duası yapan, bu amelleri ile Allah’ın rızasını maksat edinen ve bunun dışında bir maksat gütmeyen kimselerdir. Böyleleri kovulmaya ve kendilerinden yüz çevrilmeye layık değildirler. Aksine bunlar senin kendilerini dost edinmene, onları sevmene, kendine yakınlaştırmana layıktırlar. Çünkü bunlar fakir olsalar dahi insanların arasından süzülmüş seçkin kimselerdir. İnsanlar nezdinde zelil kabul edilseler dahi gerçekte aziz olanlar da onlardır. “Onların hesabından sana bir şey düşmez. Senin hesabından da onlara bir şey düşmez” Herkesin hesabı kendinedir. İyi ameli lehine, kötü ameli de aleyhinedir. “ki onları kovup da zalimlerden olasın.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu emre en ileri derecede uymuş ve riâyet etmişti. Mü’min fakirlerle oturduğu vakit onlarla birlikte kalmaya gayret eder, onlara güzel ve yumuşak davranır, onlara karşı güzel ahlak sergiler, onları kendisine yakınlaştırırdı. Hatta böyleleri onun meclisine gelenlerin çoğunluğunu teşkil etmekteydi. -Allah onlardan razı olsun.- Bu âyetin nüzul sebebi şudur: Kureyş’ten yahut da Arapların ileri gelenlerinden kabul görmüş birtakım kimseler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediler: “Sana iman etmemizi ve uymamızı istiyor isen -ashab-ı kiram’ın fakirlerinden bazı kimseleri zikrederek- filan ve filanı yanından uzaklaştır. Çünkü Arapların bu fakir kimseler ile birlikte bizi otururken görmelerinden utanırız.”[2] Peygamber’in de bunların İslâm’a girmelerini ve kendisine uymalarını arzu etmesi dolayısı ile içinden dediklerini yapmak geçti. Allah da bu âyet-i kerime ve benzerleri ile ona sitemde bulundu.
53. “Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmı ile sınadık ki: “Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” desinler. Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir?” Yani Yüce Allah'ın onların bir kısmını zengin, bir kısmını fakir, bir kısmını şerefli ve güçlü kılması, Allah’ın kullarını bir sınamasıdır. Allah fakir ya da alt tabakada olan bir kimseye imanı lütfedecek olursa bu, zengin ve güçlü kimse için bir sınamadır. Eğer bu güçlü ve zenginin maksadı hakkı bulmak ve ona uymak ise o da imana gelir, İslâm’a girer. Kendisinden zenginliği ya da güç ve şerefi itibari ile daha aşağılarda gördüğü kimse ile aynı makamı paylaşması, iman etmesine engel olmaz. Eğer hakkı aramak ve bulmak isteğinde samimi değil ise o takdirde bu, kendisini hakka tâbi olmaktan alıkoyacak bir engel teşkil eder. İşte bunlar kendilerinden daha aşağılarda gördükleri kimseleri hakir görerek:“Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” derler ve bu durum, kavrayışları yerli yerinde olmadığı için hakka tâbi olmaktan onları alıkoyar. Yüce Allah bu gibi kimselere Allah’ın hidâyet vermesine, buna karşılık kendilerini hidâyete iletmemesine itirazlarını da ihtiva eden bu sözlerine cevap olmak üzere:“Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir?” buyurmaktadır. Allah kendi nimetini bilip itiraf ve ikrar eden ve bu nimetin gerektirdiği salih ameli işleyenleri elbette en iyi bilendir. O, lütuf ve minnetini böylelerine ihsan eder. Şükretmeyen kimselere değil. Şüphesiz ki Yüce Allah, hikmet sahibidir, lütfunu ehil olmayan kimselere vermez. Bu sebep dolayısıyla itiraz eden bu kimseler, Allah’ın kendilerine iman etmeyi lütfetmiş olduğu fakir ve onlarla birlikte iman eden diğerlerinden farklıdırlar. İman edenler asıl şükredenlerdir.
54. Yüce Allah Peygamberine, Rablerine itaatle boyun eğen mü’minleri kovmayı yasakladıktan sonra bu mü’minlere ikram, tazim, tebcil ve ihtiram ile karşılık vermesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Âyetlerimize iman edenler sana geldiğinde de ki: Selam sizlere!” Yani mü’minler senin yanına gelecek olurlarsa sen onlara selam ile karşılık ver ve onları güzel bir şekilde karşıla. Onları selamla, esenlik dileklerini ilet. Onların gayret ve çabalarını daha bir coşturacak şekilde Allah’ın rahmetini, O’nun cömertliğinin ve ihsanının bolluğunu müjdele. Bu, rahmet ve ihsana ulaştıran her bir yolu izlemeye onları teşvik et. Günahlar üzerinde ısrar etmekten de onları sakındır. Onlara masiyetlerden tevbe etme emrini ver ki, Rablerinin mağfiretine, lütuf ve ihsanına nail olabilsinler. Bu nedenle devamla şöyle buyrulmuştur:“Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Şöyle ki: İçinizden kim cahillikle kötü bir iş işler de sonra arkasından tevbe edip (halini) düzeltirse…” Günahın terk edilmesi, ondan vazgeçilmesi, günahtan dolayı pişmanlık duyulması ile birlikte amelleri düzeltmek, Allah’ın farz kıldıklarını eda etmek, zahir ve batın amellerden bozulanları ıslah etmek kaçınılmazdır. İşte bütün bunlar gerçekleşecek olursa “(bilsin ki) O, Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani böylelerinin üzerine emirlerini yerine getirmelerine uygun olarak Allah, mağfiret ve rahmetinden bol bol yağdıracaktır.
55. “Günahkârların” Allah’ın azap ve gazabına ulaştıran “yolu belli olsun diye âyetleri işte böyle açıklıyoruz.” Âyetleri böylelikle açıklıyor ve beyan ediyoruz, hidâyet ile sapıklık, doğruluk ile eğrilik yollarını birbirinden ayırt ediyoruz. Tâ ki böylece hidâyet bulacak olanlar doğru yolu bulsunlar ve izlenmesi gereken hak da açık seçik ortaya çıksın. Ayrıca günahkârların yolu açık seçik ortaya çıkacak olursa, o yoldan sakınmak ve uzak durmak mümkün olacaktır. Onların yolları şüpheli kalır ve net bir şekilde ortaya çıkmayacak olursa durum böyle olmaz. Onların yolları da açıkça ortaya çıkmadan bu üstün maksat gerçekleşemez.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetin işaret ettiği bir olayla ilgili olarak Müslim’in Sahîh’i (“Fezâilü’s-sahâbe”, 45-46) ve diğer bazı hadis kaynaklarında yer alan bir rivayete göre Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mes‘ûd, Bilâl-i Habeşî, Ammâr b. Yâsir gibi bazı yoksul ve kimsesiz sahâbîlerin de bulunduğu bir toplulukla birlikte olduğu bir sırada müşriklerin ileri gelenleri Hz. Muhammed’le görüşmek istediklerini, ancak bunun için yanındaki müslümanları oradan uzaklaştırması gerektiğini, zira kölelerle ve yoksullarla bir arada bulunmayı kendilerine yakıştıramadıklarını bildirmişlerdi. Resûlullah “Ben müminleri kovamam” cevabını verince, hiç olmazsa kendileri geldiğinde onların ayakta durmasını istemişler; Hz. Peygamber, belki onlara İslâm’ı kabul ettirebileceği ümidiyle bu son teklifi kabul etmeyi düşünürken kendisini ikaz edip bu düşüncesinden vazgeçiren 52. âyet inmiştir. Ancak müfessirlerin çoğu bu sûrenin, parça parça değil, tamamının bir defada indiğini bildiren haberleri de dikkate alarak, bu âyetin söz konusu olayla ilişkisi olamayacağını ifade etmişlerdir. Âyetin böyle bir olay üzerine indiği kabul edilse bile, bu olayın sadece âyetteki evrensel ahlâkî öğretinin ortaya konması için bir vesile oluşturduğu düşünülmelidir.
“Onların hesaplarından sana sorumluluk yoktur...” cümlesindeki “onlar” zamiriyle müşriklere işaret edildiğini düşünenler olmuşsa da ağırlıklı görüş, bununla yukarıda anılan müslümanların kastedildiği yönündedir. Rivayete göre müşrikler, Hz. Peygamber’in çevresinde toplanan söz konusu kişilerin, aslında –samimi dindarlıklarından değil– barınma imkânı buldukları, yiyip içtikleri için orada toplandıklarını ileri sürmüşlerdi. İşte –bir görüşe göre– âyet-i kerîmede, öyle olsa bile, Resûlullah ile o yoksul müslümanların sorumluluklarının ayrı olduğu, herkesin kendi yapıp ettiklerinin sorumluluğunu yine kendisinin taşıdığı bildirilerek Resûl-i Ekrem’in onlara olan ilgisini sürdürmesi istenmiş, aksi halde haksızlık yapmış olacağı ifade edilmiştir. Başka bir yoruma göre bu insanlar sabah akşam ibadet ve taatle meşgul oldukları için maişetlerini temin edemeyecekler kaygısıyla Hz. Peygamber’in onları –işlerine güçlerine baksınlar diye– meclisinden ayrılmaya zorlamaması istenmiş; onların geçimleriyle ilgili hesabın kendisine ait olmadığına yani ne yiyip ne içeceklerini hesap etmesi gerekmediğine, çünkü herkesin rızkını verenin Allah Teâlâ olduğuna işaret buyurulmuştur (Râzî, XII, 236-237).
Hangi şekilde yorumlanırsa yorumlansın bu âyet, İslâm dininde insanın, mevki, zenginlik ve soyuna göre değil iman zenginliğine, Allah’a saygı ve ruh yüceliğine göre değer taşıdığını ortaya koyması, ayrıca Hz. Peygamber’in yüce ahlâkının Kur’an ilkelerine göre şekillendiğini göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Âyetin sonunda Resûlullah’a sorumluluğu hatırlatıldıktan sonra, kâfirlerin gözünde değersiz olsalar bile, iman ve yaşayışlarıyla Allah nezdinde değerli olan insanlara karşı küçültücü davranışlarda bulunan bir kimsenin, –farzımuhal bu kimse peygamber bile olsa– zalim olarak gösterilmesi son derece ilgi çekicidir. Muhtemelen yukarıda sözü edilen altı kişiden biri olan Habbâb’ın anlattığına göre bu âyetin inmesinden sonra Hz. Peygamber’le yoksul ve kimsesiz müslümanlar arasındaki yakınlık o kadar artmıştır ki meclislerde diz dize oturur olmuşlar; Hz. Peygamber daha önce, bir aradayken yanındakilerin kalkmasını beklemeden kendisi kalkarken bu âyet geldikten sonra incitici olmasın diye daima onların kalkmasını beklemiştir (Zemahşerî, II, 16).