Önceki ayet· 57:28Sonraki ayet· 58:1

Hadîd Suresi 29. Ayet· 57:29

↗ Hadîd suresi
Medeni
لِّئَلَّا يَعۡلَمَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَلَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءٖ مِّن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلۡفَضۡلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ
Kitap ehli bilsinler ki, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemezler (bu lütfa malik değillerdir); lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir; Allah büyük lütuf sahibidir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Kitap ehli bilsinler ki, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemezler (bu lütfa malik değillerdir); lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir; Allah büyük lütuf sahibidir
Elmalılı Hamdi Yazır
Böylece Kitab ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemiyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Böylece, Ehlikitap, Allah'ın lütfundan hiçbir şeyi kotarma gücünde olmadıklarını bilsinler. Lütuf, Allah'ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah, büyük lütfun sahibidir.
Süleyman Ateş
Böylece Kitap ehli, kendilerinin, Allah'ın lutfundan hiçbir şeye malik olmadıklarını, bütün lutfun, Allah'ın elinde olduğunu, onu dilediğine vereceğini bilmezlik etmesinler. Allah, büyük lutuf sahibidir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
[This is] so that the People of the Scripture may know that they are not able [to obtain] anything from the bounty of Allah and that [all] bounty is in the hand of Allah; He gives it to whom He wills. And Allah is the possessor of great bounty
Fransızca
Cela afin que les gens du Livre sachent qu'ils ne peuvent en rien disposer de la grâce d'Allah et que la grâce est dans la main d'Allah. Il la donne à qui Il veut, et Allah est le Détenteur de la grâce immense
İspanyolca
Que la Gente del Libro sepan que carecen de privilegios ante Dios. Los favores están en manos de Dios, y Él los concede a quien quiere. Dios es el poseedor del favor inmenso
Rusça
Аллах одарит вас для того, чтобы люди Писания знали, что они ничего не способны приобрести из милости Аллаха и что милость находится в Руке Аллаха, Который дарует ее тому, кому пожелает. Аллах обладает великой милостью
Endonezce
agar Ahli Kitab mengetahui bahwa sedikit pun mereka tidak akan mendapat karunia Allah (jika mereka tidak beriman kepada Muhammad), dan bahwa karunia itu ada di tangan Allah, Dia memberikannya kepada siapa yang Dia kehendaki. Dan Allah mempunyai karunia yang besar
Bengalce
যাতে কিতাবধারীরা জানে যে, আল্লাহর সামান্য অনুগ্রহের উপর ও তাদের কোন ক্ষমতা নেই, দয়া আল্লাহরই হাতে; তিনি যাকে ইচ্ছা, তা দান করেন। আল্লাহ মহা অনুগ্রহশীল।
Çince
以便曾受天经的人们知道,他们简直不能操纵安拉的恩典,并且知道,凡恩典都在安拉的掌握中,他要赏赐谁,就赏赐谁,安拉是有宏恩的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Sizin için kat kat mükâfat olarak hazırladığımız büyük lütfu beyan ettik ki, Ehlikitaptan önce gelmiş olan Yahudi ve Hristiyanlar, Allah'ın lütfundan hiçbir şeyi dilediğine bahşedip dilediklerine de yasaklayamazlar. Şunu da iyi bilsinler ki lütuf, ancak Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın elindedir, kullarından dilediğine bahşeder. Yüce Allah, dilediği kullarına karşı büyük lütuf sahibidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
28- Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının ve Rasûlüne iman edin ki size rahmetinden iki kat versin, aydınlığı ile yürüyeceğiniz bir nur bahşetsin ve sizi bağışlasın. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 29- Böylece Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye sahip olmadıklarını, lütfun Allah’ın elinde olduğunu ve onu dilediğine verdiğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir. 28. Bunun Mûsâ ve İsa’ya -ikisine de selam olsun- iman eden Kitap ehline bir hitap olma ihtimali vardır. Bu hitapla Allah, onlara kendisinden korkup O’na isyanı gerektiren hususları terk etmek sureti ile imanlarının gereğince amel etmelerini emretmekte ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e de inanmalarını istemektedir. Eğer böyle yaparlarsa Yüce Allah onlara “rahmetinden iki kat” mükâfat verecektir. Bu paylardan biri önceki peygamberlerine imanlarının diğeri de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmelerinin mükâfatıdır. Bu buyruğun umumi bir emir olma ihtimali de vardır. Bunun kapsamına Kitap ehli de başkaları da girer. Zâhir/açık ve kuvvetli olan görüş de budur. Allah, bu buyruğu ile hepsine imanı ve takvâyı emretmektedir ki, bunun kapsamına zahiri ve batını ile usulü ve furuu ile bütün din girmektedir. Eğer bu büyük emre uyacak olurlarsa Yüce Allah kendilerine “rahmetinden iki pay” verir ki, bunların miktarını ve niteliklerini Yüce Allah’tan başkası bilemez. İmana karşı bir mükâfat, takvâya karşılık bir mükâfat veya emirlere uymaya karşılık bir mükâfat, yasaklardan kaçınmaya karşılık bir mükâfat yahut da iki paydan kasıt, mükâfatın ardı arkasına tekrar tekrar verilmesidir. "Aydınlığı ile yürüyeceğiniz bir nur bahşetsin.” Size bir ilim, bir hidâyet, cahilliğin karanlığında yürüyeceğiniz bir nur versin ve kötülüklerinizi bağışlasın. "Allah büyük lütuf sahibidir.” (el-Hadid, 57/21) Lütfu göklerde ve yerde bulunanları kuşatmış bulunanın, lütfu pek büyük olanın bunca mükâfat vermesi garip kaçmaz. Bir göz kırpacak kadar bir süre kadar yahut bundan daha az bir süre dahi hiçbir mahlûk O’nun lütfundan azade değildir. 29. Yani bizler genel olarak iman eden, Allah’tan korkan ve O’nun Rasûlüne iman eden kimselere olan lütuf ve ihsanımızı şunun için açıkladık: Kitap ehli bilsin ki, kendileri Allah’ın lütfundan hiçbir paya sahip değildirler. Yani kendi hevâlarına ve bozuk akıllarına göre Allah’ın lütfuna sınır koyamazlar. Dolayısı ile:“Yahudi ve hristiyan olandan başkası asla cennete giremez”(el-Bakara, 2/111) diyemezler ve Allah’tan olmadık dileklerde ve esası boş kuruntu olan temennilerde bulunamazlar. Yüce Allah böylelikle Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman eden, Allah’tan korkup sakınan kimselere rahmetinden iki kat bağışlayıp bir nur vereceğini ve onlara mağfirette bulunacağını -Kitap ehline rağmen ve onlar hoşlanmasa da- haber vermektedir. Yine onlar, “lütfun Allah’ın elinde olduğunu, onu” hikmeti gereği lütfundan kime vermesi gerekiyor ise ona “verdiğini bilsinler. Allah” hiçbir şekilde ölçüsü ve miktarı tespit edilemeyecek kadar “büyük lütuf sahibidir.” Hadîd Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd ve nimet yalnız Allah’a mahsustur. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Önceki âyetlerde bütün peygamberlere iman etmenin gerekliliği üzerinde ısrarla durulmuş olduğundan, 28. âyetin “Size rahmetinden iki kat versin” diye çevrilen kısmı “Size rahmetinden iki pay versin” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu ifade umumiyetle, Allah Teâlâ’nın, biri önceki peygamberlere, biri de Hz. Muhammed(s.a.s.)’e iman sebebiyle iki ayrı ecir vereceği anlamıyla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 69; İbn Atıyye, V, 271). 29. âyetin başındaki –genellikle olumsuzluk anlamı taşıyan– “lâ” edatı dolayısıyla âyete değişik mânalar verilmiş ve önceki âyete farklı şekillerde bağlanmıştır. Müfessirlerin çoğunluğu bu edatın olumsuzluk anlamı taşımadığını (zâit olduğunu) kabul edip şöyle bir anlam vermeyi tercih etmişlerdir: “Böylece Ehl-i kitap’tan olanlar Allah’ın lutfundan hiçbir şeye erişemeyeceklerini veya Allah’ın lutfu üzerinde hiçbir güçlerinin bulunmadığını ve bütün inayetin Allah’ın elinde olduğunu bilsinler.” Bu mânayı önceki âyete bağlamak için yapılan izahların yaygın olanı şudur: Allah Teâlâ anılan peygamberlerden sonra Hz. Muhammed’e peygamberlik görevi vermiş olup hem onlara hem Hz. Muhammed’e inanmanızı istemektedir, ecrinizi de buna göre verecektir. Şu halde Ehl-i kitap bilmelidir ki peygamberlik sırf kendilerine özgü değildir; bu husus Allah’ın takdirinde olup dilediğine lutfeder ve kimse onun bu iradesini bertaraf etmeye güç yetiremez. Elmalılı, bu ifadeyi olumsuz soru kabul ederek mâna vermeyi tercih eder. Bu mânayla ilgili olarak onun yaptığı izah özetle şöyledir: Ehl-i kitap bu gerçekleri bilmez olurlar mı, bilmeyecekleri için mi Allah’ın resulüne iman etmeyecekler? Hayır, iman etmezlerse, bunları bilmediklerinden değil sırf çekememezlik, taassup ve inat sebebiyledir (VII, 4768-4770). Süleyman Ateş buna yakın bir anlayışla “... bilmezlik etmesinler” şeklinde bir mâna vermiş (IX, 283); İbn Âşûr ise baştaki –daha çok “için, dolayı, diye” anlamıyla kullanılan– “lâm” harfini sonuç bildirme (âkıbet) lâm’ı kabul ederek “Böylece Ehl-i kitap bilemeyecekler, peygamberlik lutfunun hep kendilerine ait olduğu yönündeki cehalet ve aldanışları içinde kalacaklardır” anlamını tercih etmiştir (XXVII, 430-432). Bizim tercih ettiğimiz meâlin önceki âyetle bağlantısı şöyledir: Ehl-i kitap, özellikle yahudiler Allah’ın lutuf ve rahmetinin kendilerine ait olduğunu ileri sürüyorlardı; müslümanlar Allah’a itaat ve son peygamberine iman ederek –böylece Ehl-i kitabın temel inancını tevârüs ettikleri gibi bu inancın bir gereği olan son peygambere iman değerine de sahip olarak– iki kat ecir alacaklar, Ehl-i kitabın iddialarının da temelsiz olduğu ortaya çıkacaktır. Evrendeki bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiğini bildirerek başlayan sûre, bütün lutuf ve ikramların O’ndan geldiğini hatırlatan bir ifadeyle, Allah Teâlâ’nın büyük lutuf sahibi olduğu belirtilerek sona ermektedir.
Hadîd Suresi 29. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Sizin için kat kat mükâfat olarak hazırladığımız büyük lütfu beyan ettik ki, Ehlikitaptan önce gelmiş olan Yahudi ve Hristiyanlar, Allah'ın lütfundan hiçbir şeyi dilediğine bahşedip dilediklerine de yasaklayamazlar. Şunu da iyi bilsinler ki lütuf, ancak Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın elindedir, kullarından dilediğine bahşeder. Yüce Allah, dilediği kullarına karşı büyük lütuf sahibidir.