Önceki ayet· 54:47Sonraki ayet· 54:49

Kamer Suresi 48. Ayet· 54:48

↗ Kamer suresi
Mekki
يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O gün yüzleri üstüne ateşe sürüklenirler. "Cehennemin dokunuşunu tadın bakalım!"
Süleyman Ateş
O gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: "Cehennemin dokunuşunu tadın!" diye.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
The Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar
Fransızca
Le jour où on les traînera dans le Feu sur leurs visages, (on leur dira): «Goûtez au contact de Saqar [la chaleur brûlante de l'Enfer]»
İspanyolca
El día que sean arrojados de cara al fuego [se les dirá:] "¡Sufran el tormento del Infierno
Rusça
В тот день их ничком поволокут в Огонь: «Вкусите прикосновение Преисподней!»
Endonezce
Pada hari mereka diseret ke neraka pada wajahnya. (Dikatakan kepada mereka), "Rasakanlah sentuhan api neraka
Bengalce
যেদিন তাদেরকে মুখ হিঁচড়ে টেনে নেয়া হবে জাহান্নামে, বলা হবেঃ অগ্নির খাদ্য আস্বাদন কর।
Çince
他们匍匐着被拖入火狱之日,将对他们说:“你们尝试火狱的烧灼吧!”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüzleri üzere cehenneme sürüklendikleri gün, kınamak için onlara şöyle denir: "Haydi cehennem azabını tadın!"
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
41- Andolsun Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. 42- Ama ayetlerimizin/mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Biz de onları yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde (azapla) yakalayıverdik. 43- Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var? 44- Yoksa onlar:“Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar? 45- Yakında o topluluk, yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. 46- Dahası onların asıl (azap) vakti, Kıyamettir ve Kıyamet, daha dehşetli ve daha acıdır. 47- Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgın ateş içindedirler. 48- O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!”(denir). 49- Şüphesiz Biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık. 50- (Dilediğimiz şey hakkında) emrimiz ancak tek bir seferdir ve bir göz kırpması gibi (hızlıdır). 51- Andolsun Biz sizin benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan? 52- Yaptıkları her şey defterlerdedir. 53- Küçük, büyük her şey satır satır yazılıdır. 54- Şüphesiz takvâ sahipleri, cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar. 55- Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler. 41-42. “Andolsun Firavun hanedanına” ona ve kavmine “uyarılar gelmişti.” Allah, onlara Kelîmullah Mûsâ’yı peygamber olarak göndermiş, apaçık âyet ve belgelerle, göz kamaştırıcı mucizelerle onu desteklemiş, onlara başkalarının tanık olmadığı pek çok ibretli durumlar göstermişti. Fakat onlar Allah’ın bütün bu âyetlerini/mucizelerini yalanladılar. O da onları “yenilmez galip ve her şeye kadir olanın şanına yaraşır şekilde” yakalayıp Firavun’u askerleri ile birlikte suda boğmuştu. 43. Buraya kadar anlatılan kıssaların hatırlatılmasından maksat, insanları ve Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem’i yalanlayanları yaptıklarından sakındırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı?” Peygamberlerin en faziletlisini yalanlayan bu kimseler, Allah’ın helâklarını söz konusu ettiği ve başlarına neler geldiğini anlattığı önceki yalanlayıcılardan daha mı iyi? Eğer bunlar, onlardan daha iyi iseler azaptan kurtulmaları mümkün olabilir. Onlara isabet eden musibetler bunlara gelip çatmayabilir. Fakat durum hiç de öyle değildir. Eğer bunlar, öncekilerden daha kötü değil iseler de onlardan daha hayırlı hiç değildirler. "Yoksa kitaplarda sizin için bir kurtuluş senedi mi var?” Yani Allah, size peygamberlere indirmiş olduğu kitaplarda bir ahit ve söz vermiş de siz buna binaen Allah’ın verdiği haber ve sözler ile kurtulacağınıza mı inanmaktasınız? Halbuki böyle bir şey yoktur. Hatta adalet ve hikmeti ihtiva eden ilahi kitaplarda onların azaptan kurtulacaklarının yazılmasına aklen ve dinen imkân yoktur. Çünkü peygamberlerin en faziletlisini, Allah nezdinde en değerlilerini yalanlayarak inatla ona karşı duran bu gibi kimselerin kurtuluşa ermesi, hikmetli bir iş olamaz. 44. O halde geriye (azaptan kurtulmaları için) onların kendilerini koruyacakları bir güce sahip olmalarından başka bir seçenek kalmıyor. Bundan dolayı Yüce Allah (onların kendi aralarında söyledikleri sözlerini haber vererek) şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onlar: “Biz birbirini destekleyen, yenilmez bir topluluğuz” mu diyorlar?” 45. Ancak Yüce Allah, onların güçsüzlüklerini ve yenilgiye uğratılacaklarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yakında o topluluk yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” Nitekim Yüce Allah’ın haber verdiği gibi de oldu. Allah onların en büyük topluluklarını Bedir günü bozguna uğrattı. Onların ileri gelenleri ve liderleri öldürüldü. Zelil düştüler. Allah dinine, peygamberine ve gerçek taraftarları olan mü’minlere yardım etti ve onları zafere kavuşturdu. Bunun yanı sıra onların öncekilerinin de sonrakilerinin de, dünya hayatında musibete uğrayanlarının da lezzetlerinden faydalananların da toplanıp bir araya getirilecekleri süresi belirlenmiş bir vakitleri de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 46. “Dahası onların asıl (azap) vakti” kendilerine amellerinin karşılıkları verilerek adil bir şekilde kendilerinden hakkın alınacağı vakit “Kıyamettir ve Kıyamet daha dehşetli ve daha acıdır.” Pek büyüktür, pek zorlu ve sıkıntılıdır. Tasavvur olunan yahut düşünülebilen bütün musibetlerden daha büyüktür. 47. “Şüphesiz” şirk ve onun dışındaki türlü masiyetlerden oluşan pek büyük günahları çokça işleyen “günahkârlar, sapıklıkta ve çılgın ateş içindedirler.” Onlar dünyada hem bilgi hem de kendilerini azaptan kurtaracak ameli işleme konusunda sapıtmış kimselerdir. Kıyamet gününde de can yakıcı bir azapta ve üzerlerinde tutuşturulacak olup cesetlerinden başlayıp ta kalplerine ulaşıncaya kadar durmadan yanacak olan bir ateş içerisinde olacaklardır. 48. “O gün yüz üstü ateşte sürüklenirler.” Oysa yüz, vücut azalarının en şereflisidir. Yüzün acı ve ızdırabı, başka organlarınkinden daha fazladır. Bu şekilde azap edilerek aşağılanıp rezil edilecekler ve kendilerine:“Cehennemin (can yakıcı) dokunuşunu tadın!” denilecektir. Yani cehennem ateşinin acısını, öfkesini ve alevinin ızdırabını tadın, denilir. 49. Bu buyruk, bütün mahlukatı, ulvi ve süfli âlemin hepsini kapsamına almaktadır. Bunları yaratan sadece Yüce Allah’tır. O’nun dışında hiçbir yaratıcı yoktur. Hiç kimse yaratmada O’nunla ortak değildir. O, bütün bunları önceden bildiği, Kalemi ile vakitlerini, miktarlarını ve bütün niteliklerini tespit etmiş olduğu bir takdir dahilinde yaratmıştır. Bu ise Yüce Allah’a göre çok kolaydır. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 50. O, bir şeyi diledi mi ona “Ol” der. O da hemen O’nun dilediği gibi oluverir. Bu, tıpkı bir göz kırpması gibi hızlıdır. Herhangi bir karşı koyma veya zorluk söz konusu olmaz. 51. “Andolsun Biz” sizin yaptığınız amellerin benzerini işleyen, yalanladığınız gibi yalanlayan önceki ümmetlerden “benzerlerinizi helâk ettik. Yok mu düşünüp öğüt alan?” Ki bu sayede şu gerçeği anlasın: Yüce Allah’ın öncekilerle sonrakiler hakkındaki sünnetinin/kanunun birdir. O’nun hikmeti, kötüleri helâk etmeyi gerektirir ki bunlar da onlar gibidir. Her iki kesim arasında hiçbir fark yoktur. 52. “Yaptıkları her şey defterlerdedir.” Hayır olsun, şer olsun ne yaparlarsa ilahî takdirin kayıtlı olduğu kitaplarda onlar hakkında yazılmış bulunmaktadır. 53. “Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” İşte kaza ve kaderin hakikati budur. Her şeyi Yüce Allah bilir ve nezdindeki Levh-i Mahfuz’da bunları satır satır kaydetmiştir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. İnsanın başına gelmiş olan bir şeyin herhangi bir şekilde ona gelmemesi söz konusu değildir. Onun başına gelmeyen herhangi bir şeyin de herhangi bir surette onun başına gelecek olması düşünülemez. 54. “Şüphesiz takvâ sahipleri” şirkten sakınan büyük ve küçük günahlardan korunan, Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınanlar “cennetlerde ve ırmak kenarlarındadırlar.” Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin hatırından geçirmediği pek güzel ağaçlar, akan ırmaklar, yüksek köşkler, çok güzel konaklar, lezzetli yiyecek ve içecekler, pek güzel huriler, oldukça güzel bağlar, bahçeler bulunan nimet cennetlerindedirler. Mutlak egemen ve her şeyin gerçek malikinin rızasını ve O’na yakın olma başarısına nail olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 55. “Kudret sahibi Melîk’in katında, hak meclisindedirler.” Artık bundan sonra Rablerinin lütuf ve ihsanından onlara neler vereceğini, onlara neleri bağışlayacağını sorma gitsin! Allah bizleri bu mükâfatlara nail olacaklardan kılsın. Bizim kötülüklerimiz sebebi ile O’nun nezdindeki iyiliklerden bizi mahrum kılmasın. Kamer Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd-u senâlar olsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Vahiy ile bildirilenleri inkâr etme tavrını inatla sürdüren toplumlardan örnekler verildikten sonra bu âyetlerde, inkârcılıkta öncekilere benzeyen Kur’an’ın muhataplarına çarpıcı sorular yöneltilmektedir: Siz onlardan daha mı iyisiniz? Sizin sorumluluktan istisna edildiğinize dair ilâhî kitaplarda özel bir hüküm veya elinizde bir belge mi var? Ya da çok güçlü ve dayanışma içinde olduğunuzu, dolayısıyla asla yenilmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz? Ardından verilen ilâhî cevap da şunu ortaya koymaktadır: İman esasına değil dünyevî çıkar anlayışına dayalı olan bu birlik ve güç çok sürmeyecektir; onların asıl cezaları âhirette karşılarına çıkacaktır ve oradaki ceza buradakine göre çok daha şiddetlidir. 45. âyet daha çok müslümanların Bedir Savaşı’nda kazandıkları zaferle izah edilmiş olmakla beraber (Taberî, XXVII, 108-109), 43-44. âyetlerdeki hitap Hz. Muhammed’in peygamberliğini izleyen bütün dönemlerde yaşayanlara yani Kur’an’ın her devirdeki muhataplarına yöneliktir. Dolayısıyla aynı sonuç, yani inkârcılık temeline dayalı güçlerin, birliklerin bozulmaya mahkûm olduğu ve ayrıca bu tür dayanışma grubu mensuplarını âhirette daha ağır bir cezanın beklediği gerçeği bütün dönemler için geçerlidir. Elmalılı’nın belirttiği gibi, 44. âyetteki ifadede, zaman ilerledikçe toplumsal örgütlenme imkânlarının ve medeniyet vasıtalarının artacağına, dolayısıyla bu tür şımarık kesimlerin bu imkânlara daha fazla güvenip böbürleneceklerine işaret bulunduğu söylenebilirse de (VII, 4653), bu durum, doğru inanç ve erdemli yaşayışın, bütün bâtıl inançları, ahlâk bozukluklarını, haksız ve zalim uygulamaları mutlaka yeneceği gerçeğini değiştirmez; sûrenin ana tezi de budur.
Kamer Suresi 48. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüzleri üzere cehenneme sürüklendikleri gün, kınamak için onlara şöyle denir: "Haydi cehennem azabını tadın!"