Önceki ayet· 51:13Sonraki ayet· 51:15

Zâriyât Suresi 14. Ayet· 51:14

↗ Zâriyât suresi
Mekki
ذُوقُواْ فِتۡنَتَكُمۡ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَسۡتَعۡجِلُونَ
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir
Meal ihtilafı: 9% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlara: "Tadın inkarınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur!" denecektir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Tadın imtihan ve ıstırabınızı. İşte budur o çarçabuk gelmesini istediğiniz!
Süleyman Ateş
(Kendilerine): "Fitnenizi (fesadınızın cezasını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek).
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.4%
İngilizce
[And will be told], "Taste your torment. This is that for which you were impatient
Fransızca
«Goûtez à votre épreuve [punition]; voici ce que vous cherchiez à hâter»
İspanyolca
[Les será dicho:] "Sufran su tormento, esto es lo que pedían que les llegara con rapidez
Rusça
Вкусите ваше наказание, которое вы торопили
Endonezce
(Dikatakan kepada mereka), "Rasakanlah azabmu itu. Inilah azab yang dahulu kamu minta agar disegerakan
Bengalce
তোমরা তোমাদের শাস্তি আস্বাদন কর। তোমরা একেই ত্বরান্বিত করতে চেয়েছিল।
Çince
你们尝试你们的刑罚吧!这就是你们要求早日实现的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlara şöyle denir: "Azabınızı tadın! Kendisi ile uyarıldığınızda sizin, alay ederek gelmesi için acele edip durduğunuz şey işte budur!"
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
10- Kahrolsun yalancılar! 11- Onlar ki derin bir dalalet ve gaflet içindedirler. 12- “Ne zamanmış o din/hesap günü?” diye sorarlar. 13- O gün onlar ateşe atılıp yakılırlar. 14- “Tadın azabınızı! İşte sizin (dünyadayken) acele istediğiniz azap budur.”(denir onlara). 10. “Kahrolsun yalancılar!” Yani Allah hakkında yalan uyduranları, âyetlerini inkâr edenleri, hakkı çürütmek maksadı için bâtıl sözlere dalanları ve Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söyleyenleri Allah kahretsin! 11. “Onlar ki derin bir dalalet ve gaflet” küfür, cehalet ve sapıklıktan oluşan bir dalga “içindedirler.” 12. Şüphe ve yalanlama maksadı ile ve dirilişi çok uzak gördüklerini ifade eden bir üslupla ne zaman dirileceklerini sorarak “Ne zamanmış o din/hesap günü?” derler. 13-14. “O gün onlar ateşe atılıp yakılırlar.” İşte o vakit hallerini ve kötü âkıbetlerini sorma gitsin! İçlerindeki kötülükleri ve dışlarına yansıyan kötü halleri dolayısı ile onlara azap edilecek ve: “Tadın azabınızı!” yani o ateşi ve azabı, denilecek. Bu azap ise onların içine düştükleri imtihanın bir sonucudur ki bu imtihan sonucunda onlar küfre ve dalaete sapmışlardır. “İşte sizin (dünyadayken) acele istediğiniz azap budur” yani içine düştüğünüz buazap odur. Şimdi artık çeşitli ceza, zincirler, tasmalar, ilâhi gazap ve vebal ile iç içe bulunacaksınız.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kâinattaki muhteşem düzenin bir parçası olan göğün bâriz bir özelliği üzerine yemin edilerek inkârcılar tutarlı düşünmeye davet edilmektedir. Ardından, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul ettikleri halde, sıra O’nun çağrısına uymaya gelince dürüst davranmayan, bunu geleneklerine ve çıkarlarına aykırı gördükleri için peygambere ve onun bildirimlerinde merkezî bir yere sahip olan hesap gününe inanmaya yanaşmayan yalancı ve gafillerin âhirette karşılaşacakları azabın ne kadar çetin olacağına dair bir tasvire yer verilmektedir. Astronomi yazarları, gökyüzünü incelemek ve amatör bir astronom olmak için –genellikle sanılanın aksine– bir teleskopumuzun olması gerekmediğini hatırlatıp başlangıçta gereken tek şeyin gözlerimiz ve açık bir gökyüzü olduğunu belirtirler. Bu hususta özel bir konuma sahip olan Kur’an’ın ilk muhatapları için gökyüzünü gözlemek günlük hayatın tabii bir parçasını oluşturuyordu. Yılın büyük bir kısmında gökyüzünün berrak olması, güneş ve yağmur gibi etkenlerden korunma zamanları dışında hayatın genellikle açık mekânlarda geçmesi onları özellikle geceleri gökyüzünü ve gök cisimlerini dikkatle incelemeye yöneltiyordu. Nitekim Arap edebiyatında bu durumun etkileri açık biçimde görülmektedir. İşte Mekke döneminde inen birçok sûrede olduğu gibi burada da bazı önemli uyarılar yapılırken 7. âyette göğe yemin edilmiş ve muhatapların bunlar üzerinde daha bir dikkatli düşünmeleri gerektiği ima edilmiştir. Kuşkusuz bu imkân belirli bir dönemin ve coğrafyanın insanlarıyla sınırlı olmayıp Kur’an’ın verdiği ipuçlarından yola çıkacak herkes için ve özellikle bilimsel bilgiye erişme kolaylığına sahip olanlar için fazlasıyla mevcuttur. 7. âyette göğün sıfatı olarak geçen, “Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu” diye tercüme ettiğimiz zâtü’l-hubük tamlaması değişik şekillerde açıklanmıştır. Bu tamlamada geçen hubük kelimesinin kök anlamı “sıkı bağlayıp sağlamlaştırmak; kumaşı sıkı, sağlam ve güzel bir biçimde dokumak”tır. Hubük, “habîke” veya “hıbâk”ın çoğuludur. Birincisi, “özenle ve sanatkârâne dokunmuş, yol yol, hâreli kumaş” demektir. Hıbâk da “rüzgârın tatlı esintisiyle denizde veya kumda meydana gelen dalga ve kıvrım” anlamına gelir. Saçların çok kıvırcık olması veya ondüle yapılması sebebiyle görülen dalgalanmalar için de (“hıbâk”ın çoğulu olan) “hubük” kelimesi kullanılır. Halkaları yol yol örüldüğünden dolayı zırh bu kökten gelen “mahbûke” sıfatıyla nitelenir. Çoğu müfessirler bu kelimenin “hâreli, yol yol, örgülü” anlamı içermesinden dolayı göğün sıfatı olan zâtü’l-hubük tamlamasına “düzgün yollara sahip” mânasını vermişlerdir. Bu gruptaki müfessirlerin bir kısmı bu ifadeyi yıldızların yörüngeleri, gökyüzünde yıldızlar sebebiyle oluşan şekiller veya galaksiler (gök adaları) şeklinde yorumlarken, bir kısmı da bununla irfana götüren; yüce yaratıcının birlik, kudret, ilim ve hikmetine delâlet eden yolların kastedildiği yorumunu yapmıştır. Sahâbe ve tâbiîn dönemi müfessirlerinin birçoğu ise bu tamlamaya, “düzgün ve güzel yaratılışlı” ve “sağlam yapılı” anlamlarını vermişlerdir. Bazıları da hubükten maksadın yıldızlar olduğu ve bunların göğü bir nakış gibi süslediğine işaret edildiği kanaatindedir. Bütün bu yorumlar dikkate alınarak 7 ve 8. âyetlerin içerdiği mesaj şöyle ifade edilebilir: Türlü gök cisimleri, sistemleri ve bunlara ait hareket düzenleriyle semâ çok sağlam, ince ve sanatkârane bir denge içermekte, akıl almaz bir âhenk içinde varlığını koruyan bu çeşitlilik ve güzellikler kuşkusuz tek bir kudreti işaretlemektedir. Şu halde insanlara yaraşan da farklılık ve çoklukların içinden birliğe ulaşabilmek, birbirini tutmayan söz ve davranışlardan kaçınmak, bunun tabii sonucu da yalnız ve yalnız tek Tanrı’ya kulluk etmektir. Dikkat edilmelidir ki 8. âyette tenkit edilen ve kınanan husus, farklı metotlar izlemek ve farklı görüşlere sahip olmak değil, müşriklerin bir yandan göklerin ve yerin Allah tarafından yaratıldığını söylerken diğer yandan putlara tapmaları, bir yandan öldükten sonra dirilmeyi inkâr ederken diğer yandan putların ileride kendilerine şefaat edeceklerini umarak ölüm sonrası hayatı kabul anlamına gelen bazı tavır ve uygulamalar içinde olmaları, bir yandan Resûlullah’ın güvenilirliğini, erdemlerini kabul ederken diğer yandan onu vahiy alma konusunda yalancılıkla suçlamaları; üstelik bunu yaparken onun için şair, kâhin, sihirbaz ve mecnun gibi, Kur’an için de şiir, sihir ve eskilerin masalları gibi çelişkili iddialar ileri sürmeleridir. Bazı ilk dönem müfessirleri burada mümin olsun kâfir olsun bütün insanlara hitap edildiği ve bu ifadenin, “Kiminiz iman, kiminiz inkâr ediyor, kiminiz doğru buluyor, kiminiz yalan sayıyor” mânasına geldiği kanaatindedirler (Taberî, XXVI, 189-191; Zemahşerî, IV, 26-27; İbn Atıyye, V, 172-173; Râzî, XXVIII, 197-198; Elmalılı, VI, 4528-4529). 9. âyetin “doğru yoldan” şeklinde tercüme edilen ve lafzan “ondan” anlamına gelen “anhü” kısmı için değişik yorumlar yapılmıştır. Genel kabule göre buradaki “o” zamiri, Kur’an, Hz. Peygamber veya onun ha­ber verdiği kıyamet gününün yerini tutmaktadır. Bu takdirde âyetin açıklaması şöyle olur: Hidayet çağrısına kulak tıkayan ve gönlünü kapatanlar, ön yargılı düşünenler doğru yoldan yüz çevirirler, bu sebeple hidayete eremezler. Meâlde bu yorum esas alınarak, “Çarpık düşünceli olanlar doğru yoldan başkasına yönelirler” şeklinde bir tercüme yapılmıştır. Diğer bir anlayışa göre zamir önceki âyette eleştirilen çelişkili tutumu belirtmektedir. Bu durumda mâna şöyle olur: Gönlünü hidayet çağrısına kapatmayanlar o çelişkili tutumdan çevrilir, kendi­lerine iman nasip olur. İbn Atıyye bu yorumu güzel bulmakla beraber âyetteki “efeke” fiilinin daima iyiden kötüye dönmeyi belirtmek için kullanıldığını hatırlatarak bunun Arap dilindeki kullanıma uygun olmadığını ifade eder (Zemahşerî, IV, 27; İbn Atıyye, V, 172-173). Burada çelişkili söz ve tavırlardan yüz çeviren, onlara kulak asmayan müminler için bir övgü bulunduğu yorumu da yapılmıştır (Râzî, XXVIII, 198); ancak İbn Atıyye’nin uyarısı bu yorum açısından da geçerlidir.
Zâriyât Suresi 14. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlara şöyle denir: "Azabınızı tadın! Kendisi ile uyarıldığınızda sizin, alay ederek gelmesi için acele edip durduğunuz şey işte budur!"