Önceki ayet· 51:25Sonraki ayet· 51:27

Zâriyât Suresi 26. Ayet· 51:26

↗ Zâriyât suresi
Mekki
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلٖ سَمِينٖ
(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi.
Meal ihtilafı: 9% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
Yaşar Nuri Öztürk
Hemen ailesinin yanına gitti; semiz bir dana getirdi.
Süleyman Ateş
(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi.
Diller arası (7 dil)ıraksama 17.1%
İngilizce
Then he went to his family and came with a fat [roasted] calf
Fransızca
Puis il alla discrètement à sa famille et apporta un veau gras
İspanyolca
Y rápidamente se fue a preparar con su familia el mejor de sus terneros
Rusça
Он направился к своей семье с опаской и принес жирного теленка
Endonezce
Maka diam-diam dia (Ibrahim) pergi menemui keluarganya, kemudian dibawanya daging anak sapi gemuk (yang dibakar)
Bengalce
অতঃপর সে গ্রহে গেল এবং একটি ঘৃতেপক্ক মোটা গোবৎস নিয়ে হাযির হল।
Çince
于是他悄悄地走到他的家属那里,拿来一头肥嫩的牛犊,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hemen gizlice ailesinin yanına gitti ve gelen misafirlerin insan olduklarını zannederek ailesinin yanından besili bir buzağı getirdi.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
24- İbrahim’in ikrama/şerefe nail olmuş konuklarının haberi sana ulaştı mı? 25- Hani onlar, onun yanına girmişler ve:“Selâm (ederiz)” demişlerdi. O da:“(Size de) selâm. Sizler tanıdık kimseler değilsiniz” demişti. 26- Hemen ailesinin yanına gidip semiz bir dana (kebabı) getiriverdi. 27- Onu önlerine yaklaştırıp:“Buyurmaz mısınız?” dedi. 28- (Yemediklerini görünce) içinde onlardan yana bir korku hissetti. Onlar da:“Korkma!” dediler ve ona çok bilgili bir oğul müjdesi verdiler. 29- Bunun üzerine hanımı bir çığlık ile geldi ve elini yüzüne vurup: “Kısır bir kocakarı (iken çocuk mu doğuracakmışım!)” dedi. 30- Dediler ki:“(Evet) Rabbin, böyle buyurmuştur. Şüphesiz ki O, Hakîmdir, Alîmdir.” 31- İbrahim:“Ey elçiler! O halde asıl işiniz nedir?” dedi. 32- Onlar da şöyle dediler:“Gerçek şu ki biz günahkâr bir topluluğa gönderildik.” 33- “Üzerlerine (pişmiş) çamurdan taşlar yağdırmak için.” 34- “(Bu taşlar) Rabbin katında haddi aşanlar için işaretlenmiştir.” 35- Nihayet Biz o (şehirde) bulunan mü’minleri çıkardık. 36- Ama orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık. 37- Orada can yakıcı azaptan korkanlar için bir de alâmet/ibret bıraktık. 24. “İbrahim’in” Yüce Allah’ın Lût kavmini helâk etmek üzere gönderip İbrahim aleyhisselam’a da uğramalarını emrettiği ve ona misâfir kılığında giden meleklerden oluşan “ikrama/şerefe nail olmuş konuklarının” o ilginç ve hayret verici “haberi ulaştı sana mı?” 25. “Hani onlar, onun yanına girmişler ve: “Selâm (ederiz)” demişlerdi. O da” onlara cevap olmak üzere: Size de “selâm” olsun, “Sizler tanıdık kimseler değilsiniz, demişti.” Yani ben sizi tanımıyorum. O nedenle bana kendinizi tanıtmanızı isterim? Ancak kendilerini tanıtmalarından sonra onları tanıyabilmişti. 26-27. “Hemen” hızlıca onları ağırlayacak bir ziyafet getirmek maksadı ile “ailesine gidip semiz bir dana (kebabı) getiriverdi. Onu önlerine yaklaştırıp” yemek üzere kendilerine takdim etti ve: “Buyurmaz mısınız? dedi.” 28. İbrahim aleyhisselam ellerinin buzağıya uzanmadığını görünce:“içinde onlardan yana bir korku hissetti. Onlar da: “Korkma!” dediler” ve ona niçin geldiklerini haber verdiler. “Ve ona çok bilgili bir oğul” olan İshak aleyhisselam’ın doğacağı “müjdesini verdiler.” 29. “Bunun üzerine” yani bu müjdeyi işitince “hanımı bir çığlık ile geldi ve” sevincinden “elini yüzüne vurup” nitekim normal dışı ve alışılmış şeylere aykırı birtakım söz ve fiiller dolayısı ile hanımların sevinç, hayret ve benzeri halleri esnasında böyle yaparlar. “Kısır bir kocakarı (iken çocuk mu doğuracakmışım!)” Yani ben bir kocakarı iken nasıl benim oğlum olur? Çünkü ben kadınların doğumdan kesildikleri bir yaşa ulaşmış bulunuyorum. Üstelik kısır bir kadınım. Ben hiçbir şekilde çocuk doğurmaya elverişli bir yapıda değilim. O halde ortada çocuk sahibi olmak için her birisi tek başına mani olan iki engeli vardı. Üçüncü bir engeli de Hûd Sûresi’nde yer alan ve onun tarafından söylenen şu ifadelerde zikredilmektedir:“Şu eşim de bir ihtiyar iken ben mi (çocuk) doğuracak mışım? Doğrusu şaşılacak şey!”(Hûd, 11/72) 30. “Dediler ki: “(Evet) Rabbin, böyle buyurmuştur.” Yani bunu takdir edip hükme bağlayan Allah’tır. Allah’ın kudretinde ise hayret etmeyi gerektiren bir durum yoktur. “Şüphesiz ki O, Hakîmdir.” Her bir şeyi yerli yerine koyandır, hikmetle yapandır. “Alîmdir.” O’nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır. Siz de O’nun hükmüne teslim olun ve nimeti dolayısı ile O’na şükredin. 31. İbrahim aleyhisselam onlara:“Ey elçiler! O halde asıl işiniz nedir?” Niye geldiniz, ne istiyorsunuz? “dedi.” Çünkü o, gelenlerin Allah’ın önemli bazı işler için göndermiş olduğu elçileri olduklarını fark etmişti. 32. “Onlar da şöyle dediler: “Gerçek şu ki biz günahkâr bir topluluğa” Lût kavmine “gönderildik.” Onlar Allah’a ortak koşmakla, peygamberlerini yalanlamakla ve âlemler içinde kendilerinden daha önce hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı yapmakla büyük günahlar işlemişlerdir. 33-34. “Üzerlerine (pişmiş) çamurdan taşlar yağdırmak için. (Bu taşlar) Rabbin katında haddi aşanlar için işaretlenmiştir.” Her taş, üzerinde o taşın isabet edeceği kişinin adı ile alâmetlenmiş idi. Çünkü bunlar haddi aşmış ve pek büyük günahlara düşmüş bir kavimdi. İbrahim aleyhisselam, Allah üzerlerinden azabı kaldırı ümidi ile Lût kavmi hakkında onlarla tartışmaya koyuldu. Ancak ona şöyle dendi:“Ey İbrahim! Bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri gelmiştir. Onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelip çatacaktır.”(Hûd, 11/76) 35-36. “Nihayet Biz o (şehirde) bulunan mü’minleri çıkardık. Ama orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.” Bunlar ise Lût aleyhisselam’ın hanımı dışında kalan ev halkı idi. Hanımı ise helâk edilenlerden olmuştu. 37. “Orada can yakıcı azaptan korkanlar için” ibret alan, Yüce Allah’ın cezasının çetin olduğunu, peygamberlerinin ise doğru sözlü ve diğer peygamberleri tasdik edici olduklarını ortaya koyan “bir alâmet/ibret bıraktık.” Bu Kıssanın İçerdiği Bazı Hüküm ve Hikmetler: 1. Yüce Allah’ın kullarına hem iyi kimselerin hem de günahkâr kimselerin durumuna ait haberleri, onların durumları ile ibret almaları ve ne hale ulaştıklarını bilmeleri için anlatmış olmasında O’nun bir hikmetidir. 2. Yüce Allah’ın ilk önce İbrahim aleyhisselam’ın kıssasına yer vermesi, onun durumuna ihtimam gösterdiğini ve ona önem verdiğini gösteren bir husus olup bu, onun faziletine dair önemli bir işarettir. 3. Misafire ikramda bulunmak meşrudur. Bu, Yüce Allah'ın Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve ümmetine, dinine tabi olmalarını emretmiş olduğu İbrahim el-Halîl’in sünnetlerindendir. Yüce Allah, burada onun misâfir ağırlamasını, ondan övgü ile söz ederek zikretmiştir. 4. Misâfire sözlü ve fiilî olarak çeşitli şekillerde ikramda bulunulur. Çünkü Allah, İbrahim aleyhisselam’ın misâfirlerini “ikrama/şerefe nail olmuş konuklar” olarak nitelendirmiştir ki, bu İbrahim aleyhisselam’ın onlara ikram ettiği anlamındadır. Yüce Allah, İbrahim aleyhisselam’ın onlara söz ve davranışları ile yaptığı ağırlamaları da devamla nakletmiştir. Onlar, aynı zamanda Allah nezdinde de ikrama nail olmuş şerefli kimselerdir. 5. İbrahim aleyhisselam’ın evi, kapısını çalanlar ve misâfirler için bir barınaktı. Çünkü onun yanına kendisinden izin almaksızın girerlerdi. Melekler ise önce selâm vermek sureti ile edep yolunu izlemeyi ihmal etmemişlerdir. O da onlardan daha kapsamlı ve daha kamil bir şekilde selâmlarını almıştır. Çünkü İbrahim aleyhisselam’ın onların selâmlarını isim cümlesi kalıbında almıştır ki bu da sübut ve sürekliliğe delâlet eder. 6. Bir kimsenin yanına geleni yahut da herhangi bir şekilde iş yaptığı kişiyi tanımak istemesi meşru bir şeydir. Çünkü bunun pek çok faydaları vardır. 7. İbrahim aleyhisselam oldukça edepli ve nazik ifadelerle konuşmuştur. Çünkü:“Sizler tanıdık kimseler değilsiniz” demiş ve “Siz de kimsiniz, ben sizi tanımıyorum” dememiştir. Her iki ifade arasındaki fark ise açıktır. 8. Misâfiri ağırlamakta eli çabuk tutmak gerekir. Çünkü iyiliğin hayırlısı çabuk olandır. Bundan dolayı İbrahim aleyhisselam, misâfirlerine ikram edeceği şeyleri getirmekte elini çabuk tutmuştur. 9. Mevcut misâfirden başkası için hazırlanmış ve hazır olarak kesilmiş olan bir hayvan, eğer gelen misâfirin önüne konacak olursa bu, hiçbir şekilde o misâfire değer vermeme anlamını taşımaz. Aksine bu da bir ikramdır. Nitekim İbrahim aleyhisselam böyle yapmış ve Allah da onun misâfirlerinin ikrama nail olmuş misâfirler olduğunu haber vermiştir. 10. Yüce Allah, Halili İbrahim aleyhisselam’a pek çok lütuf ve ikramlarda bulunmuştur. Yapacağı ikramın evinde bulunması, bu iş için çarşıya, komşulara veya başka bir kimseye başvurmayacak durumda olması da bunu göstermektedir. 11. İbrahim aleyhisselam, misâfirlerine bizzat kendi hizmet etmiştir. O, hem Halilurrahman hem de misâfir ağırlayanların efendisidir. 12. O, onlara yapacağı ikramı onların bulundukları yere getirip önlerine yaklaştırmıştır. Ayrı bir yere koyup da onlara:“Buyrun” yahut “Buraya gelin” dememiştir. Çünkü onun yaptığı daha uygun ve daha güzeldir. 13. Misâfir ile güzel ve yumuşak konuşmak gerekir. Özellikle ona yemek takdim ederken böyle yapmalıdır. Çünkü İbrahim aleyhisselam çok ince bir üslûpla onları yemeğe davet ederken:“Buyurmaz mısınız?” demiş; “Haydi yiyin” veya benzeri sözler kullanmamıştır. Bunun yerine teklif etme anlamına gelen:“Buyurmaz mısınız?” şeklinde bir ifade kullanmıştır. O bakımdan ona uyan kimsenin de duruma uygun düşen güzel lafızlar kullanması gerekir. Misâfirlerine:“Buyurmaz mısınız, bize şeref vermez misiniz, lütfetmez misiniz” vb. gibi ifadelerle hitap etmek buna örnektir. 14. Herhangi bir sebep dolayısı ile birisi, birisinden korkarsa kendisinden korkulanın, onun korkusunu gidermesi, tedirginliğini giderecek, korkusunu kaldıracak ve ona güven verecek birtakım sözler söylemesi gerekir. Nitekim melekler İbrahim aleyhisselam’a kendilerinden korkması üzerine: “Korkma!” demişler ve ona onlardan korkmasının ardından o sevindirici müjdeyi bildirmişlerdir. 15. İbrahim aleyhisselam’ın hanımı Sara radıyallahu anha’nın bu müjdeye son derecede sevindiği anlaşılmaktadır. Çünkü o, alışılmadık bir şekilde çığlık atıp yüze vurmak gibi bir davranış göstermiştir. 16. Yüce Allah, İbrahim aleyhisselam ve onun hanımı Sâra’ya pek bilgili bir evlâtlarının olacağı müjdesini vermekle onlara büyük bir lütufta bulunmuştur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Daha önce nâzil olan Hûd ve Hicr sûrelerinde, Hz. İbrâhim’e insan kılığında meleklerin gelmesi, kendisi ve hanımı çok yaşlı oldukları halde, onlara bir oğul müjdelemeleri, ardından da Hz. Lût’un kavmini cezalandırmak üzere gönderildiklerini açıklamaları olayı; yine bu sûrelerde ve A‘râf sûresinde Lût kavminin acı âkıbeti anlatılmıştı (bk. A‘râf 7/80-84; Hûd 11/69-83; Hicr 15/51-77). Bu âyetlerde bazı detay farklarıyla aynı konuya yer verilmesi, 38-40. âyetlerde Firavun ve adamlarının, 41-46. âyetlerde de başka bazı kavimlerin başına gelenlere kısa kısa değinilmesi, bir taraftan gösterilen açık kanıtlara rağmen taşkınlıklarını ve müslümanlara eziyetlerini gittikçe arttıran müşrikler için bir uyarı, diğer taraftan da Resûl-i Ekrem ve ona gönülden bağlanan müminler için bir teselli anlamı taşımaktadır. Burada kıssanın misafir ağırlama bölümü, Allah Teâlâ’nın umulmadık bir anda ve biçimde, dilediği kullarını sıkıntıdan kurtarabileceğinin, bağnaz inkârcıları da kötü âkıbete çarptırabileceğinin anlaşılmasına ışık tutmaktadır (Râzî, XXVIII, 210). Kur’an’ın bir kıssaya “Sana ulaştı mı?” şeklinde bir soruyla başlaması, o olayın önemine dikkat çektiğini ve Resûlullah’ın onu ancak vahiy yoluyla bilebildiğini gösteren bir anlatım üslûbudur (Zemahşerî, IV, 28; İbn Âşûr, XXVI, 357). Misafirlerin melek oluşu ve kelimenin kök anlamları dikkate alınarak 24. âyette geçen mükremîn kelimesi “değerli” diye çevrilmiştir. Bu kelimenin “ikram edilenler” anlamını esas alan müfessirler bununla, bizzat Hz. İbrâhim ve eşinin misafirlere ikramda bulunup hizmet ettiklerine işaret edildiğini belirtirler (Taberî, XXVI, 207); fakat Allah Teâlâ katında ikrama mazhar oldukları için böyle nitelenmiş de olabilirler (İbn Atıyye, V, 177). 25. âyetin “(İçinden) ‘bunlar hiç de tanıdık kimseler değil’ demişti” diye tercüme edilen kısmı “(Onlara) ‘sizi tanımıyoruz, yabancısınız herhalde?’ demişti” şeklinde de anlaşılmıştır (başka yorumlarla birlikte bk. Taberî, XXVI, 208; Zemahşerî, IV, 29-30). 26. âyette kullanılan râğa fiili daha çok, “sözünü bitirir bitirmez, etrafındakilere belli etmeden bulunduğu yerden acele ayrılma”yı ifade eder (İbn Atıyye, V, 177). Olayın akışı dikkate alındığında Hz. İbrâhim farkına varılmayacak şekilde oradan ayrılması değil, gidiş sebebini belli etmeden yani onlara ikram hazırlığı gerekçesini açıklamadan müsaade almış olması muhtemeldir. Bu sebeple meâlde “belli etmeden ... gitti” denmiştir. Hûd sûresinin 69. âyetinde belirtildiği üzere, getirdiği buzağı kızartılmıştı. 27 ve 28. âyetlerde elçilerin yemeğe el sürmemeleri sebebiyle Hz. İbrâhim’in endişelenmeye başladığı belirtilmektedir. Hûd sûresinin 70. âyetinde bu husus daha açık biçimde ifade edilmiştir. Bu sebeple müfessirlerin bir kısmı, “Buyurmaz mısınız?” diye çevrilen cümleyi de onların yemediklerini farketmesi üzerine söylediğini düşünmüşler ve “Niçin yemiyorsunuz ki?” şeklinde anlamışlardır. Kitâb-ı Mukaddes’te ise onların kendileri için hazırlanan yemeği yedikleri yazılıdır (bk. Tekvin, 18/8). Geleneğe göre misafirin kendisine ikram edilen yemeği yememesi hasmâne düşünceler taşıdığının işareti sayılıyordu. Bazı müfessirler Hz. İbrâhim’in endişesinin bu sebebe dayandığı kanaatindedir (İbn Atıyye, V, 178); İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre ise Hz. İbrâhim’in endişesi onların melek olduğunu sezmiş ve azap ile görevli olarak geldiklerini düşünmüş olmasından kaynaklanmıştı (Zemahşerî, IV, 30). 29. âyette Hz. İbrâhim’in eşinin verilen haber (çocuk müjdesi) karşısındaki tepkisi tasvir edilirken kullanılan kelimelerle ilgili değişik açıklamalar yapılmıştır; bunlar, şaşkınlığını ifade eden bir ses çıkarması ve mahcubiyet içinde yahut hayretinden dolayı elleriyle yüzünü kapatmaya çalışması veya yüzüne vurması şeklinde özetlenebilir. Âyetin “heyecanla bağırarak” diye çevrilen kısmına, “Nazik bir edâ ile oraya geldi, yaklaştı” mânasını verenler de olmuştur (Zemahşerî, IV, 30; İbn Atıyye, V, 178; Şevkânî, V, 102). Lafzan “Yaşlı ve kısır bir kadın!” anlamına gelen hayret ifadesinin ögeleri iki türlü tamamlanarak açıklanmıştır: a) “Ben yaşlı ve kısır bir kadınım!”, b) “Yaşlı ve kısır bir kadın nasıl doğurabilir ki!” (İbn Atıyye, V, 178). Bir kısım müfessirler bu âyetlerdeki anlatım tarzıyla, misafire hemen geliş sebebini sormayıp önce ikramda bulunma, ikram hazırlığını belli etmeden yapma, olabildiğince en iyi ikramda bulunma, nezaketle buyur etme gibi misafir ağırlama âdâbı ile ilgili bazı kurallara işaret edildiği kanaatine ulaşmışlardır (Zemahşerî, IV, 30; Râzî, XXVIII, 213-214). 35-37. âyetler meleklerin Hz. İbrâhim’le konuşmalarının devamı olmayıp burada olayla ilgili ek bir bilgi verilmektedir. 35. âyetin başında yer alan ve meâlde “derken” şeklinde karşılık verdiğimiz “fâ” harfi, meleklerin Hz. İbrâhim’le yapılan konuşmadan sonra burada belirtilen noktaya kadar geçen ve Hûd sûresinde anlatılan gelişmelere gönderme yapma anlamı içerir (İbn Âşûr, XXVII, 7).
Zâriyât Suresi 26. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hemen gizlice ailesinin yanına gitti ve gelen misafirlerin insan olduklarını zannederek ailesinin yanından besili bir buzağı getirdi.