Diyanet İşleri
Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Hiç kuşkusuz, bunda, kalbi olan yahut tam bir tanık olarak kulak veren için mutlak bir öğüt vardır.
Süleyman Ateş
Muhakkak ki bunda, kalbi olan, yahut şahid olarak (zihnini toplayarak dikkatle) kulak veren kimse için bir öğüt vardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz önceki ümmetlerin helakının zikredilmesinde, kendisi ile akıl ettiği bir kalbi olan yahut gafil olmayan ve hazır olan bir kalp ile işiten kimseler için bir hatırlatma ve bir öğüt vardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
36- Biz, onlardan önce nice nesiller helâk ettik ki onlar, bunlardan çok daha güçlü idiler ve yerin de altını üstüne getirmişlerdi. Ama var mı (azaptan) kaçıp kurtulacak bir yer? 37- Şüphesiz bunda kalbi olan veya (zihnen) hazır bulunup kulak veren kimse için bir öğüt vardır.
36. Allah’a ortak koşan ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlayan kimseleri korkutmak üzere Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Biz, onlardan önce nice nesiller” pek çok ümmetler “helâk ettik ki onlar, bunlardan çok daha güçlü idiler.” Yani yeryüzündeki güç ve eserleri daha fazla idi. “Yerin de altını üstüne getirmişlerdi.” Yani çok sağlam kaleler, oldukça yüksek köşkler yapmışlar, ağaçlar dikmiş, ırmaklar akıtmış, ekmiş, biçmiş, imar etmişler, pek çok yerleri de yıkmışlardı. Allah’ın peygamberlerini yalanlayıp âyetlerini inkâr edince Allah onları can yakıcı bir ceza, çok çetin bir azap ile yakalayıverdi. “Ama var mı (azaptan) kaçıp kurtulacak bir yer!?” Allah’ın azabı üzerlerine indi mi Allah’ın azabından kurtuluş ve kurtarıcı olmaz. Güçlerinin, mallarının ve çocuklarının da kendilerine hiçbir faydası olmadı.
37. “Şüphesiz bunda kalbi olan” yani sağlam, diri, arınmış ve kavrayış sahibi bir kalbi olan. İşte böyle bir kimse, Allah’ın âyetlerinden birisini duysa hemen öğüt alır, ondan yararlanır ve onunla yükselir. Aynı şekilde Allah’ın âyetlerine kulak veren, bunları doğru yolu bulmak üzere dinleyen ve kalbi “hazır bulunup kulak veren kimse için bir öğüt vardır.” Böylesi için öğüt, ibret, şifa ve hidâyet söz konusudur. Allah’ın âyetlerine kulak vermeyip yüz çeviren kimseye gelince bu âyetler, böyle birisine hiçbir fayda vermez. Çünkü böyle bir kimse, kabul etmez. Yüce Allah’ın hikmeti de bu niteliğe sahip olan kimselere hidâyet vermemeyi gerektirir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu sûrede olduğu gibi başkalarında da, Hz. Peygamber’in muhatabı olan Araplar’dan önce gelip geçmiş topluluklara ve medeniyetlere işaret edilmiş; çok güçlü kavimlerin, bazan izleri bile kalmaksızın yok olup gittikleri, güçlerinin, ihtişamlarının, bilgi ve becerilerinin korkunç âkıbetlerini engelleyemediği anlatılmıştır. Bu anlatılanlardan ve tarih bilgisinden istifade edebilmek ve ibret alabilmek için ya insanda gördüklerini değerlendirerek sonuç çıkarabilecek bir aklî kapasiteye ya da anlatılanları peşin hükümden ve şartlanmışlıklardan arınarak dinlemeye ihtiyaç vardır. Bütün mârifet ve sorumluluk tebliğ edende, anlatanda değildir, dinleyene de iş düşmektedir.