Diyanet İşlerien ayrışan
Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir; O, sizin mallarınızı tamamen sarfetmenizi istemez
Elmalılı Hamdi Yazır
Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez.
Yaşar Nuri Öztürk
Şu iğreti dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder korunursanız, Allah, ödüllerinizi verecek ve sizden mallarınızı istemeyecektir.
Süleyman Ateş
Dünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer inanır, (günahlardan) korunursanız (Allah) size mükafatlarınızı verir ve sizden (bütün) mallarınızı istemez.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlencedir. Akıllı olan bir kimse dünya hayatının oyun ve eğlencesi ile meşgul olarak ahiret amellerinden geri kalmaz. Eğer Allah'a ve resulüne iman eder, emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah'tan sakınırsanız; size amellerinizin karşılığı hiçbir şey eksiltilmeksizin tastamam verilir. Sizden mallarınızın tamamı da istenmez. O, sizden ancak farz olan zekâtı ister.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
36- Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve takvalı olursanız Allah, ecirlerinizi verir ve sizden mallarınızı istemez. 37- Eğer O, sizden mallarınızı istese ve bu hususta sizi zora koşsa, cimrilik edersiniz ve bu da kinlerinizi açığa çıkarır. 38- İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz da içinizden bazıları cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse ancak kendi aleyhine cimrilik eder. Zira Allah'ın hiçbir şeye/hiç kimseye ihtiyacı yoktur; asıl muhtaç olanlar sizlersiniz. Şâyet yüz çevirirseniz O, sizin yerinize başka bir toplum getirir de sonra onlar, sizin gibi de olmazlar.
36. Bu buyruğu ile Yüce Allah, kullarının dünya hayatına olan rağbetlerini azaltmak istemektedir. Bunu da onlara onun gerçek durumunu haber vermek sureti ile yapmaktadır. Onlara dünya hayatının bir oyun ve eğlence olduğunu, yani bedenlerin bir oyunu, kalplerin de bir eğlenip oyalanması olduğunu ifade etmektedir. Kul malla, evlatla, zinetle, kadınlarla, yiyeceklerle, içeceklerle, meskenlerle, meclislerle, manzaralarla, başkanlıkla ve ileri gelen makamlarla uğraşıp durur ve oyalanır. Hiçbir fayda sağlamayan pek çok amelde bulunarak eğleşip durur. Hatta o, dünya hayatını tamamlayıp eceli gelinceye kadar tembellik, gaflet ve masiyetler arasında gider gelir. Sonunda bir bakar ki o işler kendisini bırakıp gitmiştir ve o ise onlardan hiçbir fayda elde etmemiştir. Hatta artık hüsranda olduğunu, mahrum kaldığını ve azabın önünde hazır olduğunu açıkça görür. Durumun böyle olması, aklı başında olan kimsenin dünyaya rağbet etmemesini, ona bağlanmamasını ve onu gereğinden fazla önemsememesini gerektirir. Akıllının asıl önem vermesi gereken, Yüce Allah’ın şu buyruğunda zikrettikleridir:“Eğer iman eder ve takvalı olursanız” Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman edip de imanın gereklerinden birisi olan takvânın gereğini yerine getirirseniz; yani günahları terk eder ve daima O’nun razı olduğu işleri yapacak olursanız; işte siz kullar için faydalı olacak olan budur. Ve bu hususta yarışılması, bu hedefe ulaşmak için gayret gösterilip çalışılması gerekir. Yüce Allah’ın kullarından istediği, budur. Ve bu, O’nun onlara bir rahmeti ve lütfudur. Çünkü bu vaseileyle O, onlara pek büyük mükâfatlar vermek istemektedir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Eğer iman eder ve takvalı olursanız Allah, ecirlerinizi verir ve sizden mallarınızı istemez.” Yüce Allah, mallarınızı almak, sizi malsız bırakmak yahut size zararlı olacak şekilde malınızı eksiltmek suretiyle size zor ve ağır gelecek hususlarla sizi yükümlü kılmak istememektedir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: 37. “Eğer O, sizden mallarınızı istese ve bu hususta sizi zora koşsa, cimrilik edersiniz ve bu da kinlerinizi açığa çıkarır.” Yani eğer harcamaktan hoşlanmayacağınız mallarınızı sizden isteyecek olursa kalplerinizde bulunan kin duygularınız açığa çıkar. Sizden mallarınızı isteyip bu konuda sizi zora koşması halinde bu durumda olacağınızın delili ise böyle bir taleple karşı karşıya kaldığınız vakit buna olumlu karşılık vermeyişinizdir. Şöyle ki;
38. “İşte sizler Allah yolunda” hem dinî hem de dünyevi menfaatinize olacak şekilde “harcamaya çağrılıyorsunuz da içinizden bazıları cimrilik ediyor.” Peki, sizin dünya maslahatınıza uygun görmeyeceğiniz bir hususta mallarınızı sizden isteyecek olursa ya o vakit ne yaparsınız? Sizin böyle bir işe razı olmamanız öncelikle söz konusu olmayacak mı? Daha sonra Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Ama kim cimrilik ederse ancak kendi aleyhine cimrilik eder.” Çünkü o, Yüce Allah’ın mükâfatından kendisini mahrum bırakmış ve pek çok hayrı da elden kaçırmış olur. Üstelik infakı terk ettiği için Allah’a en ufak bir zararı da olmaz. “Zira Allah'ın hiçbir şeye/hiç kimseye ihtiyacı yoktur; asıl muhtaç olanlar sizlersiniz.” Bütün vakitlerde ve bütün işlerinizde O’na siz muhtaçsınız. “Şâyet” Allah’a iman etmekten ve size verdiği emirleri yerine getirmekten “yüz çevirirseniz O, sizin yerinize başka bir toplum getirir de sonra onlar sizin gibi de olmazlar.” Sizin gibi Allah’ın emrinden yüz çevirmezler. Aksine Allah’a ve Rasûlüne itaat eder, Allah’ı ve Rasûlünü severler. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse (bilsiz ki) Allah, kendilerini seveceği öyle bir topluluk getirir ki...”(el-Mâide, 5/54)
Muhammed -diğer adıyla Kıtâl- Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah müminlerden itaat istiyor, âhiret saadetinden ibaret olan büyük ödülü de müminlerin servetlerine değil, itaatlerine, mümine yaraşan hayat tarzına veriyor. İslâm fıtrat dini olduğuna göre onun teklifleri de fıtrata uygun olacaktır. İnsan tabiatında mal sevgisi, servete bağlılık ve onu koruma arzusu vardır. Bu duygu ve arzulara rağmen müminlerden, âhiret saadeti ve Allah rızası için kesin olarak, bağlayıcı bir buyrukla servetlerinin tamamı istenseydi, bu emri yerine getirmede zorlanırlardı, itaatsizlikler olur, beşerî zaaflar kendini gösterirdi. Böyle yapılmadı, farz olan harcamalar ve vergiler dışında kalan ibadet maksatlı harcamalar (sadakalar, bağışlar) kişilerin tercihine bırakıldı. Bununla beraber dini, ırkı, bölgesi farklı da olsa bütün insanların yaşama hakkı bulunduğu, bu hakkın gerçekleşebilmesi için de her insanın yaşamak için muhtaç bulunduğu şeyleri elde etmiş olması gerektiği için cebrî ödemelerin (zekât, fitre, kefâret vb.) temel ihtiyaçları karşılamaması halinde müslümanların, ihtiyaç fazlası mallarından yine ödeme yapmaları –zarûreten– farz olur. “Yardım isteyenlere ve yoksullara mallarından belli bir pay ayırırlardı” meâlindeki âyetle, (Zâriyât 51/19) bir seferde Hz. Peygamber’in, çeşitli malları ve ihtiyaç maddelerini tek tek zikrederek, “Fazlası olan, ihtiyacı olana versin” deyince sahâbenin bu sözden, “ihtiyaç devam ettikçe fazlada haklarının bulunmadığı” sonucunu çıkarmaları da bu zaruret hükmünü desteklemektedir (Müslim, “Lukata”, 18).