Önceki ayet· 45:34Sonraki ayet· 45:36

Câsiye Suresi 35. Ayet· 45:35

↗ Câsiye suresi
Mekki
ذَٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذۡتُمۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوٗا وَغَرَّتۡكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَاۚ فَٱلۡيَوۡمَ لَا يُخۡرَجُونَ مِنۡهَا وَلَا هُمۡ يُسۡتَعۡتَبُونَ
Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir
Elmalılı Hamdi Yazır
Bunun sebebi şudur; Siz Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Bunun sebebi şudur: "Siz, Allah'ın ayetlerini eğlence aracı yaptınız, dünya hayatı sizi aldattı/gurura itti. Bugün ateşten çıkarılmayacaklar, özür dilemeleri de kabul edilmeyecek."
Süleyman Ateş
Böyledir, çünkü siz Allah'ın ayetlerini eğlence yaptınız; dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün onlar ne ateşten çıkarılırlar ve ne de kendilerinden Allah'ı memnun etmeğe çalışmaları istenir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.7%
İngilizce
That is because you took the verses of Allah in ridicule, and worldly life deluded you." So that Day they will not be removed from it, nor will they be asked to appease [Allah]
Fransızca
Cela parce que vous preniez en raillerie les versets d'Allah et que la vie d'ici-bas vous trompait». Ce jour-là on ne les en fera pas sortir et on ne les excusera pas non plus
İspanyolca
Este es el resultado de haber ridiculizado los versículos de Dios y haberse dejado seducir por los placeres [prohibidos] de la vida mundanal. Hoy no serán sacados del tormento, y no se les tendrá consideración
Rusça
Это вам - за то, что вы насмехались над знамениями Аллаха и обольстились мирской жизнью. Сегодня они не выйдут оттуда, и от них не потребуют покаяния»
Endonezce
Yang demikian itu karena sesungguhnya kamu telah menjadikan ayat-ayat Allah sebagai olok-olokkan, dan kamu telah ditipu oleh kehidupan dunia." Maka pada hari ini mereka tidak dikeluarkan dari neraka dan tidak pula mereka diberi kesempatan untuk bertobat
Bengalce
এটা এজন্যে যে, তোমরা আল্লাহর আয়াতসমূহকে ঠাট্টারূপে গ্রহণ করেছিলে এবং পার্থিব জীবন তোমাদেরকে প্রতারিত করেছিল। সুতরাং আজ তাদেরকে জাহান্নাম থেকে বের করা হবে না এবং তাদের কাছে তওবা চাওয়া হবে না।
Çince
那是由于你们把安拉的迹象当作笑柄,尘世的生活欺骗了你们的缘故。”今日他们不被放出火狱,也不得邀恩。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sizin kendisi ile azap olunduğunuz bu azap, Allah’ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının lezzetleri ve arzuları ile sizi aldatmış olması sebebiyledir. İşte Allah'ın ayetleri ile alay eden o kâfirler, bugün ateşten çıkarılmayacaklardır. Aksine onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Salih ameller işlemek için dünya hayatına geri döndürülmeyecekler ve Rableri onlardan razı olmayacaktır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
27- Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Kıyametin kopacağı gün, işte o günde bâtıl peşinde gidenler, hüsrana uğrayacaklardır. 28- (O gün) her ümmeti diz çökmüş halde görürsün. Her bir ümmet kitabına/amel defterine çağırılır (ve onlara şöyle denir): “Bugün sizlere yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.” 29- “İşte bu, size hakkı söyleyen kitabımızdır. Zira Biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk.” 30- İman edip salih ameller işleyenlere gelince; Rableri onları rahmetine alacaktır. İşte apaçık kurtuluş da budur. 31- Kâfir olanlara gelince (onlara şöyle denecek): “Âyetlerim sizlere okunmuyor muydu? Siz de büyüklük taslayıp günahkâr kimseler olmamışmıydınız?” 32- “Allah’ın vaadi haktır ve Kıyamet hakkında şüphe yoktur’ denildiğinde de siz şöyle derdiniz: “Kıyamet nedir biz bilmeyiz. Bizim (onun vukuu hakkındaki bilgimiz) sadece tahminden ibarettir, yoksa kesin bir bilgiye sahip değiliz.” 33- Onlara işledikleri çirkin ameller, apaçık görünmüş ve alay ettikleri (azap) da kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. 34- (Yine onlara) denecek ki: “Siz bugüne kavuşacağınızı nasıl unuttuysanız Biz de bugün sizi (cehennemde) unutacağız. Yeriniz ateştir. Size yardım edecek hiç kimse de yoktur.” 35- “Bunun sebebi ise Allah’ın âyetlerini alay konusu edinmiş olmanız ve dünya hayatının da sizi aldatmış olmasıdır.” Artık bugün onlar, oradan çıkarılmayacaktır ve onlardan (Rablerini) razı etmeleri de istenmeyecektir. 36- Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. 37- Büyüklük ve azamet, göklerde de yerde de yalnız O’nundur. O, Azîzdir, Hakîmdir. 27. Yüce Allah, mülkünün genişliğini ve bütün zamanlarda tek başına tasarruf ve idarenin kendisinde bulunduğunu haber vermekte ve “Kıyametin kopacağı gün” Mahşer yerinde bütün mahlukatın toplanıp bir araya geleceğini, hakkı çürütmek üzere batılı ortaya koyan batıl yolcularının hüsrana uğradıklarının görüleceğini bildirmektedir. Zira onların amelleri batıldır. Çünkü amelleri batıla yöneliktir. Kıyamet gününde de batıl oldukları ortaya çıkacaktır. Çünkü o günde gerçekler açıklanmış olacak ve bu batıllar onları terk edip uzaklaşacaktır. Mükâfatı kaçırmış olacaklar ve buna karşılık can yakıcı azaba mahkûm edileceklerdir. Daha sonra Yüce Allah, insanlar gereği gibi kaçınarak tedbirlerini alsınlar ve abidler de onun için hazırlansınlar diye Kıyamet gününün şiddet ve dehşetini şöylece açıklamaktadır: 28. Ey o günü görecek olan kişi! Sen “her ümmeti” korkudan ve dehşetten, mutlak egemen ve Rahman olan Allah’ın hükmünü bekleyerek “diz çökmüş bir halde görürsün. Her bir ümmet kitabına” Allah tarafından kendilerine gönderilen peygamberlerinin şeriatına “çağrılacak.” Bu şeriati yerine getirmişler ise mükâfat görecekler ve kurtulacaklar, gereğine uymamışlar ise o takdirde hüsranla karşılaşacaklardır. “Bugün sizlere yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.” Mûsâ ümmeti Mûsâ şeriatına çağırılacaklar. İsa ümmeti de Muhammed ümmeti de diğerleri de aynı şekilde olacaktır. Her bir ümmet, vakti ile yükümlü kılındığı şeriate çağrılacaktır. Kitabın anlamı ile ilgili ihtimallerden birisi budur ve bu mana, özü itibari ile doğrudur. Bunda herhangi bir şüphe yoktur. Diğer taraftan Yüce Allah’ın:“Her bir ümmet kitabına çağrılır” buyruğunun, “Onlar amellerinin yazılı olduğu kitaba ve bu kitaplarda yazılı bulunan hayır ile şerre çağrılacaklardır”, anlamına gelme ihtimali de vardır. Buna göre herkes, bizzat yaptıklarının karşılığını görecektir. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“Kim salih bir amel işlerse kendi lehinedir, kim de kötülük işlerde o da kendi aleyhinedir.”(el-Casiye, 15/45) Âyet-i kerimede her iki anlamın bir arada kastedilmiş olması da muhtemeldir. Buna da bir sonraki ayet delildir: 29. “İşte bu, size hakkı söyleyen kitabımızdır” Yani Bizim size indirmiş olduğumuz bu Kitap, size adaletin ta kendisi olan hak ile hüküm vermektedir. “Zira Biz yaptıklarınızı kaydediyorduk.” Bu da amel defterleri ile ilgilidir. Bundan sonra Yüce Allah’ın her iki kesime yapacakları şöylece bildirilmektedir: 30. “İman edip salih ameller işleyenlere” sahih bir imana sahip olup imanlarını da farz ve müstehab kabilinden salih ameller ile tasdik edenlere “gelince; Rableri onları rahmetine alacaktır.” Bu rahmet yeri ise cennet, bu cennetteki ebedi nimetler ve her türlü kötülükten uzak yaşayışdır. “İşte apaçık kurtuluş” kâr, kazanç ve başarı “budur.” Kul, bu kurtuluşa nail oldu mu, artık her türlü hayrı elde etmiş olur ve her türlü kötülük de ondan uzaklaşmış olur. 31. Allah’ı inkâr edip “kâfir olanlara gelince” onlara azarlayıcı bir üslupla şöyle denilecektir: “Âyetlerim sizlere okunmuyor muydu?” Bu âyetler sizlere, iyiliğinize olan hayırlı şeyleri göstermiş, zararınıza olacak şeyleri yasaklamıştı. Eğer onları kabul etmek ve gereklerince hareket etmek tevfikine mazhar olmuş olsaydınız bu, size verilen en büyük nimet olurdu. Ama “siz” o âyetlere karşı “büyüklük taslayıp” onlardan yüz çevirerek ve onları inkâr ederek “günahkâr kimseler olmamışmıydınız?” Böylelikle sizler en büyük bir cinâyeti, en ağır bir suçu işlemiş oldunuz. İşte bugün de yaptığınızın cezasını çekeceksiniz. 32. Yine Yüce Allah, onları şu buyrukları ile de azarlayacaktır:“Allah’ın vaadi haktır ve Kıyamet hakkında şüphe yoktur’, denildiğinde de siz” bunları inkâr ederek “şöyle derdiniz: Kıyamet nedir biz bilmeyiz. Bizim (onun vukuu hakkındaki bilgimiz) sadece tahminden ibarettir, yoksa kesin bir bilgiye sahip değiliz.” Bu, onların dünyada iken öldükten sonra dirilişler hakkindeki tutumlarıdır. Onları onu inkâr etmiş ve öldükten sonra diriliş haberini getirenlerin sözlerini de reddetmişlerdi. 33. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Kıyamet gününde “onlara işledikleri çirkin ameller” amellerinin cezaları “apaçık görülmüş ve alay ettikleri (azap) da kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.” Dünyada iken gerçekleşeceğini de gerçekleşeceğini bildiren peygamberi de alaya aldıkları azap başlarına gelmiştir. 34. “(Yine onlara) denecek ki: Siz bugüne kavuşacağınızı nasıl unuttuysanız Biz de bugün sizi (cehennemde) unutacağız.” Azap içerisinde terk edeceğiz. Zira amellere verilecek karşılık, amelin türünden olur. “Yeriniz ateştir.” Sizin kalacağınız yer, dönüp varacağınız yer burasıdır. “Size” Allah’ın azabından kurtarmak üzere “yardım edecek” ve O’nun azabını sizden uzaklaştıracak “hiç kimse de yoktur.” 35. “Bunun” başınıza gelen bu azabın “sebebi ise Allah’ın âyetlerini” onlar gayretle çalışıp çabalamayı, sevinçle, müjde ile ve neşe ile karşılanmayı gerektirdiği halde “alay konusu edinmiş olmanız ve dünya hayatının” süsüyle, lezzet ve arzuları ile “sizi aldatmış olmasıdır.” Siz, bu hayatla yetindiniz, tatmin oldunuz. Onun için çalıştınız, ebedi kalıcı yurt olan âhiret için amelde bulunmayı terk ettiniz. “Artık bugün onlar, oradan çıkarılmayacaktır ve onlardan (Rablerini) razı etmeleri de istenmeyecektir.” Onlara hiçbir şekilde mühlet verilmez, salih amel işlesinler diye de dünyaya geri de döndürülmezler. 36. “Hamd” zatının celaline, saltanatının azametine yakıştığı şekilde “göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Bütün mahlukat üzerindeki rububiyeti dolayısı ile O’na hamdolsun. Çünkü onları yaratmış, onları görüp gözetmiş, onlara gizli ve açık nimetlerini ihsan etmiştir. 37. “Büyüklük ve azamet, göklerde de yerde de yalnız O’nundur.” Celal, azamet, şan ve şeref O’na mahsustur. Hamd, Yüce Allah’a, kemal sıfatları ile övgülerde bulunmak, O’na muhabbet ve ikramı ifade etmek anlamlarını ihtiva eder. Kibriyâ (büyüklük) ise azamet ve celalini ihtiva eder. İbadet de iki esas üzere kurulmuştur: Allah’ı sevmek ve O’nun huzurunda zillet ile boyun eğmek. Bunlar da hem Yüce Allah’ın hamdedilmesini gerektiren şeyleri hem de O’nun celâl ve kibriyâsını bilmekten kaynaklanırlar. “O Azîzdir.” Her şeyi emrine boyun eğdirendir. “Hakîmdir.” Her şeyi yerli yerince koyandır. O, hangi hükmü teşrî etmiş ise mutlaka bir hikmet ve maslahat dolayısı ile teşrî etmiştir. O, neyi yaratmış ise mutlaka bir fayda ve bir menfaat için yaratmıştır. el-Câsiye Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, Allah’a mahsustur. Minnet duygularımız O’nadır. Lütuf O’ndandır. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Bugün de biz sizi unutuyoruz” sözü, gerçek mânasında değil, mecazi olarak “Unutulmuşçasına sizi burada devamlı azaba terkederiz” demektir.
Câsiye Suresi 35. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sizin kendisi ile azap olunduğunuz bu azap, Allah’ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının lezzetleri ve arzuları ile sizi aldatmış olması sebebiyledir. İşte Allah'ın ayetleri ile alay eden o kâfirler, bugün ateşten çıkarılmayacaklardır. Aksine onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Salih ameller işlemek için dünya hayatına geri döndürülmeyecekler ve Rableri onlardan razı olmayacaktır.