Diyanet İşleri
Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız
Elmalılı Hamdi Yazır
(Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Kendisinin ilahı olarak kendi duygu ve arzusunu almış kişiyi gördün mü? Allah onu bir ilim üzerine saptırmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış, gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Allah'tan sonra ona kim kılavuzluk edecektir. Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?
Süleyman Ateş
Keyfini tanrı edinen ve Allah'ın bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterecek? Düşünmüyor musunuz?
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Hevâsına uyan ve onu kendisine muhalefet etmeyeceği mabudu yerine koyana bir bak. Yüce Allah onu kendi ilmi uyarınca saptırmıştır. Çünkü saptırılmayı hak etmiştir. Onun kalbini mühürlemiştir. Artık faydalanacağı şeyleri duymaz hale gelmiştir. Allah onun gözüne hakkı görmeyi engelleyen bir perde çekmiştir. Yüce Allah'ın onu saptırmasından sonra artık kim onu hakka yönelmeye muvaffak kılabilir. Hevâlarına tabi olanların uğrayacakları zararları ve Allah'ın şeriatına tabi olanların elde edecekleri menfaatleri hiç düşünüp, akıl etmiyor musunuz?
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
23- Hevâsını kendine ilâh edinen, Allah’ın (katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağına ve kalbine mühür vurduğu ve gözü üzerine de bir perde çektiği kimse hakkında ne dersin? Ona Allah’tan başka kim hidâyet verebilir? Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız? 24- “Hayat, ancak dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz ve (kimimiz de) yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” dediler. Halbuki onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar, sadece zanda bulunuyorlar. 25- Onlara âyetlerimiz apaçık deliller halinde okunduğunda ileri sürdükleri tek delil:“Eğer doğru söylüyorsanız, haydi babalarımızı getirin (de görelim)” demekten ibarettir. 26- De ki:“Sizi Allah yaşatır, sonra da öldürür. Sonra da O, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan Kıyamet gününde sizi bir araya toplayacaktır. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.”
23. “Hevâsını kendine ilâh edinen” arzu ettiğini Allah ister razı olsun, ister gazaplansın yapan, “Allah’ın (katındaki) bir bilgiye göre” hidâyete layık olmadığını, bundan dolayı da arınıp temizlenmeyeceğini bildiği için “saptırdığı, kulağına” kendisine faydalı olacak şeyleri işitmeyecek şekilde “ve kalbine” hayrı anlayamayacak şekilde “mühür vurduğu ve gözü üzerine de” hakkı görmesini engelleyecek “bir perde çektiği” sapık “kimse hakkında ne dersin?”“Ona Allah’tan başka kim hidâyet verebilir?” Allah hidâyetin kapılarını onun yüzüne kapatmış ve azgınlığın kapılarını da onun önünde açmış iken kimse ona hidâyet veremez. Ancak bununla Allah ona zulmetmiş olmaz. Aksine kendisine zulmeden, Allah’ın kendisine gelecek olan rahmetinin engellenmesine sebep olan yine kendisidir. “Hala” size fayda verecek olan şeyleri düşünüp izlemek, size zarar verecek şeyleri bilip onlardan sakınmak suretiyle “düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
24. Öldükten sonra dirilişi inkâr edenler:“Hayat, ancak dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz ve (kimimiz de) yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” dediler.” Bunlar sadece (doğa) kanunlarından ibarettir. Gece ve gündüzün değişip durmasının, geçip gitmesinin bir sonucudur. Bazı insanlar ölür, bazı insanlar yaşar. Ölen Allah’a dönüyor değildir, amelinin karşılığını da görmeyecektir. Onların söyledikleri bu sözler, bilgisizce söylenen sözlerdir. Çünkü “onlar sadece zanda bulunuyorlar.” Bu bakımdan öldükten sonra Allah’ın huzuruna dönmeyi inkâr etmişler, herhangi bir delil veya belge olmaksızın doğru sözlü peygamberlerin yalan söylediklerini ileri sürmüşlerdir. Ama onların bu söyledikleri, zandan ibarettir ve bazı şeyleri uzak bir ihtimal olarak görmektir. Hakikatle hiçbir ilgileri yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
25. Bu, onların Allah’a karşı bir küstahlıklarıdır. Çünkü onlar, böyle bir teklifte bulunmuş ve Yüce Allah’ın peygamberlerinin doğru söylemelerinin, ölmüş atalarını geri getirmelerine bağlı olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak peygamberler onlara her bir âyeti ve mucizeyi getirecek olsalar dahi, yine de -peygamberler onların dediklerine uymadıkça- onlara iman etmezler. Onlar, bu söylediklerinde de yalancıdırlar. Onların asıl maksatları hakkın açıklık kazanması değil, peygamberlerin çağrısını reddetmektir.
26. Çünkü âhiret gününe dair bilgi, kalplerinde yer etmiş olsaydı, o gün için birtakım amellerde bulunur ve gerekli hazırlıkları yaparlardı.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Âyet “tanrısını arzusundan ibaret kılan” diye başlamakta, bundan sonra Allah’ın yaptıkları kişinin bu tercihine bina edilmektedir. Yani Allah iyi olmak isteyeni zorla inkâra ve kötülüğe itmemekte, kul bunu tercih ettiği için O da kural ve imtihan gereği belirtilen olumsuz durumları yapmakta, yaratmakta, olmasına izin ve imkân vermektedir.
“Bilgisine rağmen” kaydı, hayatını dinî kayıt ve sınırların dışında yaşayan, Allah’ın rızasına değil, nefsinin arzusuna uyan birçok kimsenin yaptıklarını, Allah rızasına aykırı olduğunu bile bile yaptıklarını ifade etmektedir. Doğruyu ve iyiyi bilmek ona uygun davranmak için yeterli olmamakta, sağlam imana ve uygun eğitime ihtiyaç bulunmaktadır. Bu imandan ve eğitimden yoksun bulunan, zevklerine saplanıp gününü gün eden kimseleri yola getirmek zordur. Âyet bu zorluğa işaret etmekte, ancak kapıyı da açık tutmaktadır. Kul ister ve yönelirse, geçmişte ne yapmış olursa olsun Allah onu bağışlar ve doğru yola iletir.