Önceki ayet· 42:27Sonraki ayet· 42:29

Şûrâ Suresi 28. Ayet· 42:28

↗ Şûrâ suresi
Mekki
وَهُوَ ٱلَّذِي يُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ مِنۢ بَعۡدِ مَا قَنَطُواْ وَيَنشُرُ رَحۡمَتَهُۥۚ وَهُوَ ٱلۡوَلِيُّ ٱلۡحَمِيدُ
Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O'dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O'dur.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O odur ki, kulları umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar. Velî'dir O, Hamîd'dir.
Süleyman Ateş
O'dur ki (kulları) umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir, rahmetini yayar. O velidir, övülmüştür.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
And it is He who sends down the rain after they had despaired and spreads His mercy. And He is the Protector, the Praiseworthy
Fransızca
Et c'est Lui qui fait descendre la pluie après qu'on en a désespéré, et répand Sa miséricorde. Et c'est Lui le Maître, le Digne de louange
İspanyolca
Él es Quien hizo descender la lluvia beneficiosa cuando habían caído en la desesperación, esparciendo Su misericordia. Él es el Protector, el Digno de alabanza
Rusça
Он - Тот, Кто ниспосылает дождь после того, как они отчаиваются, и распространяет Свою милость. Он - Достохвальный Покровитель
Endonezce
Dan Dialah yang menurunkan hujan setelah mereka berputus asa dan menyebarkan rahmat-Nya. Dan Dialah Maha Pelindung, Maha Terpuji
Bengalce
মানুষ নিরাশ হয়ে যাওয়ার পরে তিনি বৃষ্টি বর্ষণ করেন এবং স্বীয় রহমত ছড়িয়ে দেন। তিনিই কার্যনির্বাহী, প্রশংসিত।
Çince
他在他们绝望之后,降下时雨,广施了他的恩惠,他确是保护者,确是可颂的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kulları ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve bu yağmuru her tarafa yayan ve yeryüzünde bitkileri filizlendiren O'dur. O, kullarının bütün işlerinin yapandır. O, bütün halleriyle övülmeye ve hamt edilmeye layık olandır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
25- O, kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve yaptıklarınızı bilendir. 26- İman edip salih ameller işleyenler (Allah'ın çağrısına) icabet ederler. O da onlara lütfundan fazla fazla verir. Kâfirlere gelince onlar için çetin bir azap vardır. 27- Eğer Allah, (tüm) kullarına rızkı bol bol verseydi elbette onlar, yeryüzünde azıp taşkınlık ederlerdi. Fakat O, dilediği kadarını bir ölçü ile indirir. Şüphesiz O, kullarından haberdârdır, onları çok iyi görendir. 28- İnsanların ümitsizliğe düşmelerinden sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan O’dur. O, gerçek dost ve yardımcıdır, her türlü övgüye lâyık olandır. 25. Bu buyruk, Yüce Allah’ın kereminin kemalini, cömertliğinin genişliğini ve lütfunun eksiksizliğini açıklamaktadır. Çünkü Yüce Allah, günahlarından vazgeçip onlara pişmanlık duydukları ve bir daha onlara dönmeme kararını verdikleri ve bunu da Rablerinin rızasını kazanmak için yaptıkları vakit O, “kullarından tevbeyi kabul” eder. Günahlar helâki, dini ve dünyevi cezalara çarptırılmayı gerekli kıldığı halde Yüce Allah, belirtilen şekilde yapılan tevbeleri kabul eder ve “kötülükleri” affeder. Onları ve onların etkileri olan kusurları ve gerektirdikleri cezaları siler. Böylelikle tevbe eden, Allah nezdinde hiçbir kötülük işlememiş gibi değerli bir kul olur. Yüce Allah, onu sever ve onu kendisine yakınlaştırıcı amellere muvaffak kılar. Tevbe, büyük ve önemli amellerdendir. Bazen tevbe, tam bir ihlâs ve samimiyet ile yapıldığında kâmil olur, bazen da bunların eksikliğine bağlı olarak eksik kalır. Bazen de tevbeden kasıt, dünyevî herhangi bir maksada ulaşmak olur da tevbe fasid ve geçersiz olur. Bu niyet ve maksatların bulunduğu yer ise özünü Allah’tan başka kimsenin bilmediği kalptir. Bundan dolayı Yüce Allah, bu âyet-i kerimeyi:“ve yaptıklarınızı bilendir” buyurarak sona erdirmektedir. 26. Yüce Allah, bütün kulları kendisine yönelmeye ve kusurlarından dolayı tevbe etmeye çağırmıştır. İnsanlar da O’nun çağrısını kabul edip etmeme bakımından iki kısma ayrılmışlardır. Bir kısmı çağrısını kabul etmişlerdir ki Allah, onları:“İman edip salih ameller işleyenler (Allah'ın çağrısına) icabet ederler” diye nitelendirmektedir. Yani Allah, onları kendisine yönelmeye ve emirlerine itaate çağırdığı vakit onlar, Rablerinin çağrısını kabul ederler ve O’nun bu isteğini seve seve yerine getirirler. Çünkü sahip oldukları iman ve salih amel, onları bu şekilde davranmaya sevkeder. O’nun çağrısını kabul ettiklerinde de Allah onların bu kabul edişlerini mükâfatlandırır. Çünkü O, mağfireti pek çok olan Ğafurdur, amellere en iyi şekli ile karşılık veren Şekûrdur. “O da onlara lütfundan fazla fazla verir.” İyi amel işleme muvaffakiyetini verir ve onları böylelikle daha bir gayrete getirir. Ayrıca amellerinin hak ettiğinden daha fazla mükâfat ve büyük bir kurtuluş vererek de onların mükâfatlarını kat kat artırır. Yüce Allah’ın çağrısını kabul etmeyenlere gelince onlar, inatçılık eden ve hem O’nu hem peygamberlerini inkâr eden kafirlerdir. İşte “onlar için” hem dünyada hem de âhirette “çetin bir azap vardır.” 27. Yüce Allah, kullarına olan lütfunu dile getirmekte ve onlara dinlerine zarar verecek kadar dünyevi bolluk vermediğini hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:“Eğer Allah, (tüm) kullarına rızkı bol bol verseydi elbette onlar, yeryüzünde azıp taşkınlık ederlerdi.” Allah’a itaatten gaflete düşer, dünyevi arzu ve zevklere dalarlardı. Bu ise canlarının istediği işlere masiyet ve zulüm olsa dahi çokça meyletlmelerine yol açardı. “Fakat O, dilediği kadarını” lütuf ve hikmetinin gereğine göre “bir ölçü ile indirir. Şüphesiz O, kullarından haberdardır, onları çok iyi görendir.” Nitekim bazı rivâyetlerde Yüce Allah'ın şöyle buyurduğu nakledilir: “Kullarımın arasında öyleleri vardır ki, imanını zenginlikten başka bir şey ıslah etmez. Böylesini fakir düşürecek olursam bu, onu bozar. Yine öyle kullarım vardır ki onların da imanını ancak fakirlik ıslah eder. Eğer böylesini zengin edecek olursam bu, onu bozar. Kullarımdan öyleleri de vardır ki imanını sağlık ve afiyetten başka bir şey ıslah etmez. Ben ona hastalık verecek olursam bu onu bozar. Kullarımdan öyleleri de vardır ki onun imanını hastalıktan başka bir şey ıslah etmez. Eğer Ben ona sağlık ve afiyet verecek olursam bu onu bozar. Ben kullarımın işlerini kalplerinde olanlar hakkındaki bilgime uygun olarak idare ederim. Şüphesiz ki Ben, her şeyden haberdarım, her şeyi görenim.”[18] 28. “İnsanların ümitsizliğe düşmelerinden” uzun süre yağmadığı için artık bir daha yağmur yağmayacağını zannederek ümitlerini kesip de kuraklığa karşı da birtakım önelmler bulmaya çalışmalarından “sonra yağmuru indiren” toprağa ve insanlara indirdiği yağmur ile imdada yetişen “ve” onunla “rahmetini yayan O’dur.” Yüce Allah yağmuru indirmek sureti ile hem insanlar için hem onların hayvanları için çeşitli gıdaları bitirmek suretiyle onlar üzerindeki rahmetini yayar. Bunun da onlar için pek büyük bir değeri olur. Bundan dolayı sevinirler. “O” kullarını idare eden, işlerini üstlenen, din ve dünya maslahatlarını gerçekleştiren “gerçek dost ve yardımcıdır.” Onların işlerini çekip çevirmek ve idare etmekten dolayı da “her türlü övgüye lâyık olandır.” O, sahip olduğu kemal sıfatları dolayısı ile de kullarına ihsan etmiş olduğu çeşitli lütufları dolayısı ile de hamde layıktır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Genellikle zihinleri meşgul eden ve akıl yahut tecrübe ile sağlıklı bir sonuca ulaşılamayan bir konuda, dünya hayatındaki imkânların kullar arasında hangi ölçüye göre paylaştırıldığı hususunda önemli bir gerçeğe değinilmekte, böylece önceki âyette geçen Allah Teâlâ’nın iman edip iyi işler yapanlara kendi lutfundan fazlasını vermesine ilişkin ifadenin doğru anlaşılmasına ışık tutulmaktadır. Âyeti –özetle– şöyle yorumlamak mümkündür: Şayet Allah dünya hayatında herkese zekâ, sağlık, yetenek, servet vb. nimetleri bol ve eşit biçimde vermiş olsa, dirlik düzenlikten söz edilemez, insanoğlu kendini geliştirme kaygısı taşımaz, düzenli bir çalışma hayatı, imkânların paylaştırılması için bir denge ve sistem arayışı (meselâ bir iktisat ilmi) olmaz, kısaca medeniyetler kurulamaz, dünyayı bir kaos sarardı. İyi ve kötü kriterine göre rızık verilmesi halinde ise insanın yaratılış amacı, hayatın ve ölümün var ediliş sebebi olan sınav ortamı teşekkül etmez, dünya hayatı anlamını yitirirdi. Âyet bu hususlara işaret yoluyla delâlet etmekle beraber, imkânların tevziindeki ölçünün ne olduğu sorusunu açık biçimde cevaplamaktadır: Kullarının durumunu çok iyi bilen ve gören yüce Allah rızkı kendi dilediği ölçüye göre vermektedir. Kul planında bu ölçüyü idrak mümkün değildir; ama kulun görevi, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacak imkânları elde etmek için elinden gelen bütün çabayı harcamak ve verilenleri en iyi biçimde değerlendirmekle yükümlü olduğu bilincini daima korumaktır.
Şûrâ Suresi 28. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kulları ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve bu yağmuru her tarafa yayan ve yeryüzünde bitkileri filizlendiren O'dur. O, kullarının bütün işlerinin yapandır. O, bütün halleriyle övülmeye ve hamt edilmeye layık olandır.