Önceki ayet· 40:49Sonraki ayet· 40:51

Mü'min Suresi 50. Ayet· 40:50

↗ Mü'min suresi
Mekki
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ تَكُ تَأۡتِيكُمۡ رُسُلُكُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ قَالُواْ بَلَىٰۚ قَالُواْ فَٱدۡعُواْۗ وَمَا دُعَـٰٓؤُاْ ٱلۡكَٰفِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَٰلٍ
Bekçiler: "Size, belgelerle peygamberleriniz gelmiş miydi?" derler. Onlar da: "Evet, gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarın" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bekçiler: "Size, belgelerle peygamberleriniz gelmiş miydi?" derler. Onlar da: "Evet, gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarın" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Bekçiler de: "Size peygamberleriniz mucizelerle gelmiyorlar mıydı?" diye sorarlar. Onlar: "Evet" derler. Bekçiler: "Öyle ise kendiniz dua edin" derler. Kâfirlerin duası ise hep çıkmazdadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Bekçiler derler ki: "Resulleriniz size açık-seçik mesajlar getirmezler miydi?" Derler ki: "Elbette getirirlerdi!" Bekçiler: "O halde yalvarın durun; inkârcıların yakarışları çıkmazda kalıp gitmiştir." diye cevap verirler.
Süleyman Ateşen ayrışan
(Bekçiler) Dediler: "Elçileriniz size açık kanıtlar getirmezler miydi?" "Evet (getirirlerdi) dediler. (Bekçiler:) "Öyle ise yalvar(ıp dur)un. Nankörlerin yalvarması hep çıkmazdadır." dediler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
They will say, "Did there not come to you your messengers with clear proofs?" They will say, "Yes." They will reply, "Then supplicate [yourselves], but the supplication of the disbelievers is not except in error
Fransızca
Ils diront: «vos Messagers, ne vous apportaient-ils pas les preuves évidentes?» Ils diront: «Si»! Ils [les gardiens] diront: «Eh bien, priez» ! Et l'invocation des mécréants n'est qu'aberration
İspanyolca
Dirán [los ángeles]: "¿Acaso no se les presentaron Mensajeros con milagros evidentes?" Responderán: "Claro que sí [pero no les creímos]". Les dirán entonces [los ángeles]: "Rueguen ustedes", pero las súplicas de los que se negaron a creer serán en vano
Rusça
Они скажут: «Разве ваши посланники не приходили к вам с ясными знамениями?». Они ответят: «Конечно». Они скажут: «Тогда молите сами». Но мольбы неверующих безуспешны
Endonezce
Maka (penjaga-penjaga Jahanam) berkata, "Apakah rasul-rasul belum datang kepadamu dengan membawa bukti-bukti yang nyata?" Mereka menjawab, "Benar, sudah datang." (Penjaga-penjaga Jahanam) berkata, 'Berdoalah kamu (sendiri!)" Namun doa orang-orang kafir itu sia-sia belaka
Bengalce
রক্ষীরা বলবে, তোমাদের কাছে কি সুস্পষ্ট প্রমাণাদিসহ তোমাদের রসূল আসেননি? তারা বলবে হঁ্যা। রক্ষীরা বলবে, তবে তোমরাই দোয়া কর। বস্তুতঃ কাফেরদের দোয়া নিস্ফলই হয়।
Çince
他们说:“难道你们族中的使者,没有昭示你们若干明证吗?”他们说:“不然!”天使们说:“你们祈祷吧!但不信道者的祈祷只在迷误中。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Cehennem bekçileri kâfirlere cevap vererek şöyle derler: "Peygamberleriniz size sapasağlam ve apaçık deliller getirmemiş miydi?" Kâfirler: "Evet, bize sapasağlam ve apaçık deliller getirdiler." Cehennem bekçileri onlarla alay ederek derler ki: "Öyleyse kendiniz yalvarın, bizler kâfirlere şefaatçi olmayız." Kâfirlerin ettiği dua, küfürleri sebebi ile onlardan kabul edilmediği için zayi olmuş ve geçersizdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
47- Ateşin içinde birbirleriyle tartışacakları vakit zayıflar, büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler:“Biz size uyan kimseler idik. Şimdi şu ateşin bir kısmını olsun bizden kaldırabilir misiniz?” 48- Büyüklük taslayanlar da diyecekler ki:“Biz, hepimiz o ateşin içindeyiz. Allah da kullar arasında hükmünü verdi.” 49- Ateşte olanlar cehennem bekçilerine diyecekler ki:“Rabbinize dua edin de bir gün olsun üzerimizdeki azabı hafifletsin.” 50- Bekçiler de diyecekler ki:“Peygamberleriniz size apaçık deliller getirmediler mi?” Onlar: “Evet” diyecekler. Bunun üzerine bekçiler: “O halde siz kendiniz dua edin.” diyecekler. Ne var ki kâfirlerin duası boşunadır. 47. Yüce Allah, cehennemliklerin kendi aralarındaki tartışmalarını, birbirlerini kınamalarını ve cehennemin bekçilerinden yardım istemelerini, ancak bunun hiçbir faydasının olmayacağını haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır:“Ateşin içinde birbirleriyle tartışacakları vakit” tabiler, tabi oldukları kimselerin kendilerini aldattıklarını ileri sürecek, buna karşılık kendilerine uyulanlar da uyanlardan uzak olduklarını bildirecektir. “Zayıflar” tâbiler “büyüklük taslayanlara” hakka karşı büyüklenen ve kendisi sebebi ile büyüklük tasladıkları şeye davet eden önderlere “şöyle diyecekler: Biz size uyan kimseler idik.” Bizi siz azdırdınız, bizi saptıran sizlersiniz! Şirki ve kötülüğü siz bize güzel gösterdiniz. “Şimdi şu ateşin bir kısmını olsun” azıcık dahi olsa “bizden kaldırabilir misiniz?” 48. “Büyüklük taslayanlar” bu hususta âcizliklerini ve herkes hakkında ilâhî hükmün geçerliliğini açıklayarak “diyecekler ki: Biz, hepimiz o ateşin içindeyiz. Allah da kullar arasında hükmünü verdi” ve herkese azaptan payını ayırdı. Artık bu payda bir artış olmaz, ondan bir şey de eksiltilmez. Mutlak hakim olan Allah’ın verdiği hüküm asla değiştirilemez. 49. “Ateşte olanlar” hem büyüklük taslayan müstekbirler, hem de güçsüz olan zayıflar “cehennem bekçilerine diyecekler ki: Rabbinize dua edin de bir gün olsun üzerimizdeki azabı hafifletsin.” Belki böylelikle kısmen de olsa rahatlayabiliriz. 50. “Bekçiler de” onları azarlayarak ve kendilerinin şefaatçiliklerinin cehennemliklere hiçbir fayda sağlamayacağını, dua edecek olsalar dahi bu dualarının onlara hiçbir faydasının olmayacağını açıklayarak “diyecekler ki: Peygamberleriniz size apaçık deliller getirmediler mi?” Bunlarla siz hakkı, dosdoğru yolu, Allah’a neyin yakınlaştırdığını, O’ndan neyin uzaklaştırdığını açıkça öğrenmediniz mi? “Onlar: Evet diyecekler” bize apaçık deliller getirdiler. Allah’ın bize karşı en ileri derecedeki delilleri ortaya konuldu. Biz ise kendimize zulmettik. Apaçık ortaya çıkmasından sonra bile hakka karşı inatla direndik. Bunun üzerine cehennemdeki bekçiler, cehennemliklere dua etmekten, onlar için şefaat dilemekten uzak olduklarını belirterek “O halde siz kendiniz dua edin, diyecekler.” Peki, bu duanın herhangi bir faydası olacak mı, olmayacak mı? Yüce Allah, buna dair de şöyle buyurmaktadır:“Ne var ki kâfirlerin duası boşunadır.” Batıldır, hiçbir hükmü yoktur. Çünkü küfür, bütün amelleri boşa çıkartır ve duanın kabul edilmesine de engeldir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Başka birçok benzerinde olduğu gibi Firavun’un yönetimindeki toplum içinde de âyette “müstekbirler” (büyüklük taslayanlar) denilen, siyasî ve ekonomik güç sahibi bir aristokrat kesimin, bir de bunların etkisinde kalan ve genellikle zayıfların yani mevki ve itibarları düşük olanların (İbn Atıyye, IV, 563) oluşturduğu etkisiz çoğunluğun bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu ikincilerden, dünyadayken inanç ve eylemlerini kendi özgür iradeleriyle seçmek yerine, baskıcı kesimin talepleri istikametinde hareket edenler, bu tutumları sebebiyle âhirette diğerleriyle birlikte cehenneme atılınca, dünyada onları izlediklerini ve onların yüzünden bu cezaya çarptırıldıklarını dikkate alarak, “Şimdi bu ateşin hiç olmazsa bir kısmından bizi kurtarabilir misiniz?” diye soracaklardır. Ancak diğerleri artık gerçeği görmüşler, ne kendilerini ne de başkalarını kurtaracak durumda olmadıklarını anlamışlardır. Esasen, öyle anlaşılıyor ki, istekte bulunanlar da bu gerçeği bilmektedirler (Râzî, XXVII, 74); maksatları ise onların, azabın bir kısmını bile giderecek güçlerinin bulunmadığını ve artık kendileri gibi sadece âciz varlıklar olduklarını yüzlerine vurmaktır. Bu âyetlerde yüce Allah, Firavun toplumunun âkıbetini örnek göstererek insanlığa gerçek özgürlük ve gerçek kurtuluş için şu hayatî uyarılarda bulunmaktadır: a) İnsanlar, hasbelkader yüksek bir ekonomik güç, toplumsal ve siyasî statü elde etmiş olan inkârcı ve erdemsiz kesimlerin, baskın grupların uydusu olmak yerine, kendilerini Allah karşısında sorumlu duruma düşürecek inanç ve davranış konularında özgür bireyler olarak seçimlerini hür iradeleriyle kendileri yapmalıdırlar; aksi halde âhirette “Allah kulları arasında hükmünü verince” artık kimse kimseyi kurtaramayacak, melekler bile yardım isteklerine olumsuz cevap vereceklerdir. b) İnsan kendi kurtuluşunu arama görevini kıyamet gününe bırak­mamalıdır; çünkü o zaman Allah’ın dilemesi dışında kimse kimseye yardımcı olamayacaktır. Şu halde insan, kurtuluş çarelerini dünyada aramalı, bunun için de kendisini yoldan çıkaran içindeki nefsânî arzulara mağlûp olmak ve dışındaki saptırıcı baskın gruplara bilinçsizce bağlanıp peşlerine takılmak yerine, görevi gerçek imanı, üstün ahlâk ve faziletleri öğretmek olan Allah elçisinin sesini dinlemeli, onun getirdiği açık seçik gerçeklere yönelmeli, onun sünnetini yani tertemiz hayat çizgisini izlemelidir.
Mü'min Suresi 50. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Cehennem bekçileri kâfirlere cevap vererek şöyle derler: "Peygamberleriniz size sapasağlam ve apaçık deliller getirmemiş miydi?" Kâfirler: "Evet, bize sapasağlam ve apaçık deliller getirdiler." Cehennem bekçileri onlarla alay ederek derler ki: "Öyleyse kendiniz yalvarın, bizler kâfirlere şefaatçi olmayız." Kâfirlerin ettiği dua, küfürleri sebebi ile onlardan kabul edilmediği için zayi olmuş ve geçersizdir.