Önceki ayet· 40:9Sonraki ayet· 40:11

Mü'min Suresi 10. Ayet· 40:10

↗ Mü'min suresi
Mekki
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنَادَوۡنَ لَمَقۡتُ ٱللَّهِ أَكۡبَرُ مِن مَّقۡتِكُمۡ أَنفُسَكُمۡ إِذۡ تُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلۡإِيمَٰنِ فَتَكۡفُرُونَ
Ama inkar edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür; imana çağrıldığınızda inkar ederdiniz" diye seslenilir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ama inkar edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür; imana çağrıldığınızda inkar ederdiniz" diye seslenilir
Elmalılı Hamdi Yazır
O kâfirlere mutlaka şöyle bağırılacaktır: "Elbette Allah'ın buğzu, sizin nefislerinize buğzunuzdan daha büyüktür. Çünkü siz imana davet ediliyordunuz da inkâr ediyordunuz."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Küfre batmış olanlara şöyle haykırılır: "Allah'ın öfkesi, sizin kendi benliklerinize öfkenizden elbette ki daha büyüktür. Hani, siz imana çağrılıyordunuz da inkâr ediyordunuz!"
Süleyman Ateş
İnkar edenlere de bağırılır: "Allah'ın (size) kızması, sizin kendi kendinize kızmanızdan daha büyüktür. Zira siz imana çağrılırdınız da inkar ederdiniz!"
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
Indeed, those who disbelieve will be addressed, "The hatred of Allah for you was [even] greater than your hatred of yourselves [this Day in Hell] when you were invited to faith, but you refused
Fransızca
A ceux qui n'auront pas cru on proclamera: «l'aversion d'Allah [envers vous] est plus grande que votre aversion envers vous-mêmes, lorsque vous étiez appelés à la foi et que vous persistiez dans la mécréance»
İspanyolca
Pero a los que se negaron a creer se les dirá: "La aversión de Dios por ustedes es mayor que el odio que sentirán por ustedes mismos [al ser arrojados al Fuego], ya que fueron invitados a la fe pero la rechazaron
Rusça
Воистину, к неверующим воззовут: «Ненависть Аллаха к вам тогда, когда вас призывали к вере, а вы не веровали, была сильнее, чем ваша ненависть к самим себе»
Endonezce
Sesungguhnya orang-orang yang kafir, kepada mereka (pada hari Kiamat) diserukan, "Sungguh, kebencian Allah (kepadamu) jauh lebih besar daripada kebencianmu kepada dirimu sendiri, ketika kamu diseru untuk beriman lalu kamu mengingkarinya
Bengalce
যারা কাফের তাদেরকে উচ্চঃস্বরে বলা হবে, তোমাদের নিজেদের প্রতি তোমাদের আজকের এ ক্ষোভ অপেক্ষা আল্লার ক্ষোভ অধিক ছিল, যখন তোমাদেরকে ঈমান আনতে বলা হয়েছিল, অতঃপর তোমরা কুফরী করছিল।
Çince
不信道者,必定要被召唤说:“安拉痛恨你们,甚于你们痛恨自身,因为你们曾被召至正信,但你们不信。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz ki, kıyamet günü cehenneme girdikleri ve kendilerine öfkelenip lanet ettikleri zaman Yüce Allah'ı ve resullerini küfredenlere şöyle seslenilir: "Allah'ın size olan gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha şiddetlidir. Sizler dünyada Allah'a iman etmeye davet edilirdiniz de, O'nu küfrederdiniz ve O'nunla birlikte ilahlar edinirdiniz."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
10- Kâfirlere şöyle seslenilir:“Allah’ın (size olan) öfkesi sizin kendinize olan öfkenizden elbette daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız halde küfre sapıyordunuz.” 11- Derler ki:“Rabbimiz! Bizi iki kere öldürdün, iki kere de dirilttin. İşte günahlarımızı da itiraf ettik. Artık (buradan) çıkmanın bir yolu yok mu?” 12- Bu (azabın) sebebi şudur: Sadece Allah’a dua/ibadet edildiği vakit siz inkâr ediyordunuz. O’na ortak koşulduğunda da bunu kabul ediyordunuz. Artık hüküm, yalnızca çok yüce ve pek büyük olan Allah’a aittir. 10. Yüce Allah, kâfirlerin karşı karşıya kalacağı rezillik ve rüsvaylığı, dünyaya geri dönmeyi ve ateşten çıkmayı isteyeceklerini, buna karşılık bu işin kendileri için imkânsız olduğu belirtilerek azarlanacaklarını haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır:“Kâfirlere” buyruğunun lafzının mutlak (kayıtsız-şartsız) olarak kullanılması, Allah’ı yahut kitaplarını yahut peygamberlerini yahut da âhiret gününü inkâr etmek şeklindeki bütün küfür türlerini kapsaması içindir. Onlar, cehenneme girdiklerinde işledikleri günah ve veballer dolayısı ile bu azabı hak ettiklerini itiraf edecekler ve bundan dolayı da kendi kendilerinden nefret edecekler, kendilerine alabildiğine öfkelenip kızacaklar. İşte o vakit onlara şöylece seslenilecektir: “Allah’ın” size olan “öfkesi, sizin kendinize olan öfkenizden elbette daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız halde küfre sapıyordunuz.” Yani peygamberler ve onlara uyanlar, sizleri imana davet edip de size karşı hakkı apaçık gösteren delilleri ortaya koyduklarında siz inkâr ettiniz. Allah’ın sizi yaratma sebebi olan imana yanaşmadınız. O’nun geniş ve engin rahmetinin dışına çıktınız. Bu yüzden O da size gazap etti, sizden nefret etti. İşte bu, “sizin kendinize olan öfkenizden elbette daha büyüktür.” Size olan bu öfke ve gazap, üzerinizde süreklidir. O, pek kerim olanın size olan gazabı, artık sizi bulmuş ve siz de nihâyet bu hale varmış bulunuyorsunuz. Bugün mü’minler, Allah’ın rızasına ve mükâfatlarına nail olmuşken, sizler Allah’ın gazabına ve cezasına maruz kaldınız. 11. Bu sözler üzerine dünyaya geri dönüşü temenni eder ve “derler ki: Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün” denildiğine göre iki ölümle, ilk ölümü ve iki nefha (Sûr’a üfürüş) arasındaki hali yahut da var edilmeden önceki mutlak yokluk hali ile var olduktan sonraki ölümü kastetmektedirler. “İki kere de dirilttin” buyruğundan kasıt da dünya hayatındaki yaşam ile âhiret hayatıdır. “İşte günahlarımızı da itiraf ettik. Artık (buradan) çıkmanın bir yolu yok mu?” Yani onlar pişmanlıklarını dile getirerek böyle diyecekler. Ancak bunun hiçbir faydası olmayacaktır. 12. Kurtuluşun sebeplerini yerine getirmedikleri için azarlanacaklar ve kendilerine şöyle denilecektir:“Bu (azabın) sebebi şudur: Sadece Allah’a dua/ibadet edildiği vakit” yani O’nun tevhidine, amelin yalnızca O’na halis kılınmasına çağrıldığında ve O’na ortak koşmak yasaklandığında siz bunu “inkâr ediyordunuz.” Bundan dolayı kalpleriniz nefret doluyor ve alabildiğine buğzediyordunuz. “O’na ortak koşulduğunda da bunu kabul ediyordunuz.” Yani sizin bu yere gelip yerleşmenizi, bu dinlenme(!) ve konaklama(!) yerine girmenize sebep olan şey, sizin imanı inkâr, küfre de iman etmenizdir. Sizler dünyada da âhirette de kötülük ve fesat olan şeylere razı oluyordunuz, dünya ve âhirette hayır ve salâh olan şeylerden tiksiniyordunuz. Bedbaht oluşun, zilletin, ilâhî gazaba maruz kalmanın sebeplerini tercih ediyor, kurtuluşun yollarını izlemiyor, zafere ulaşmanın sebeplerine iltifat etmiyordunuz:“Hidâyet yolunu görseler onu yol edinmezler, fakat azgınlığın yolunu görseler hemen onu yol edinirler.”(el-A’raf, 7/147)“Artık hüküm, yalnızca çok yüce ve pek büyük olan Allah’a aittir.” el-Aliy (çok yüce); bütün yönleri ve mutlak anlamı ile yücelik sahibi demektir ki bu, hem zatî yüceliği (kainatın üstünde oluşunu), hem makam yüceliğini hem de kahr-u galebe yüceliğini kapsar. O’nun adaletinin kemâl derecesinde olması, her bir şeyi yerli yerine koyması ve takvâ sahipleri ile günahkârları birbirine eşit tutmaması da makamının yüceliğindendir. el-Kebîr; pek büyük olan anlamındadır. Büyüklüğün, azametin, şan ve şerefin hem isimlerinde hem de sıfatlarında ve fiillerinde söz konusu olduğu, her türlü âfetten, kusur ve eksiklikten münezzeh olan zat demektir. Hüküm, yalnız O’nun olduğuna ve O, sizin ebedi kalışınıza dair hüküm verdiğine göre artık O’nun hükmü ne başkası ile değiştirilir, ne de O’nda bir değişiklik yapılır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Tefsirlerde, “Allah’ın kızması” diye çevirdiğimiz ifadedeki makt kelimesinin, insanlardaki öfke duygusuyla karıştırılmaması gerektiğine önemle dikkat çekilir. Zira insanlardaki bu tür duygular azalıp artmakta, hatta zaman zaman aklın kontrolünden çıkabilmekte, hak ve adalet ölçülerinin dışına çıkabilmektedir. Bu sebeple İslâm bilginleri, öfkeyi geçici delilik olarak değerlendirmişlerdir (Râgıb el-İsfahânî, ez-Zerî‘a ilâ mekârimi’ş-şerîa, s. 346; Gazzâlî, İhyâ, III, 167). Allah bu tür beşerî duygulardan münezzeh olduğundan, “öfke, kızgınlık” anlamına gelen gazap, makt, suht kelimeleri Allah hakkında kullanıldığında genellikle, “Allah’ın günah işlenmesinden hoşnut olmaması, günahkârları rahmetinden uzaklaştırması, cezalandırmayı murat etmesi” şeklinde ulûhiyyetin şanına uygun düşecek tarzda açıklanmıştır (Zemahşerî, III, 363; Râzî, XXVII, 38; İbn Âşûr, XXIV, 96). Allah’ın, kitapları ve peygamberleri aracılığıyla yaptığı uyarılara kulak tıkayarak dünya hayatını inkâr ve isyanlarla geçirenler, âhirette hak ettikleri kötü âkıbetle yüz yüze gelince üzüntü ve pişmanlıklarından dolayı kendilerine büyük bir kızgınlık duyacaklar; suçlu olduklarını itiraf ederek kurtuluş yolu arayacaklar, ancak cezalandırılmaktan kurtulamayacaklardır. Çünkü onlar, bütün uyarılara rağmen tevhid inancını reddetmişler, din olarak putperestliği seçmişlerdir; Allah’ın ismi anıldığında veya O’nun dinine çağırıldıklarında inkârcı bir tavır takındıkları halde Allah’a ortak koşulduğunda tereddüt etmeden bu bâtıl inanca kendileri de katılmışlardır. “Ey rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin” şeklindeki ifadede geçen “iki ölüm”den biri, –ağırlıklı yoruma göre– insanın ana rahminde hayata kavuşmazdan önceki yokluk hali, ikincisi dünya hayatının sona ermesi hali; “iki dirilme”den ilki ana rahminde hayat kazanması, ikincisi de öldükten sonra diriltilmesidir. Buna göre insanlar yok (ölü) iken var edilirler, sonra dünyada bir kere ölürler; kıyametten sonra da ikinci defa hayata kavuşturulurlar (Şevkânî, IV, 554); iki ölüm ve iki dirilme bundan ibarettir (bu konuda bilgi ve özellikle reenkarnasyon (tenâsüh) görüşü yönündeki yorumların reddi için bk. Bakara 2/28).
Mü'min Suresi 10. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz ki, kıyamet günü cehenneme girdikleri ve kendilerine öfkelenip lanet ettikleri zaman Yüce Allah'ı ve resullerini küfredenlere şöyle seslenilir: "Allah'ın size olan gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha şiddetlidir. Sizler dünyada Allah'a iman etmeye davet edilirdiniz de, O'nu küfrederdiniz ve O'nunla birlikte ilahlar edinirdiniz."