Diyanet İşleri
Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır
Elmalılı Hamdi Yazır
Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bir mümini kasten öldürene gelince, onun cezası, içinde uzun süre kalmak üzere cehennemdir. Allah gazap etmiştir böylesine, lanetlemiştir onu; çok büyük bir azap hazırlamıştır ona.
Süleyman Ateş
Her kim bir mü'mini kasden öldürürse -onun cezası-, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, la'net etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır!
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kim bir Mümini haksız yere ve kasıtlı olarak öldürürse, bunu helal görür ya da tövbe etmezse karşılığı ebedî olarak Cehennem'de kalmaktır. Allah ona gazap etmiş, onu rahmetinden kovmuştur. Bu büyük günahı işlemesinden dolayı da onun için büyük bir azap hazırlamıştır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
93- Kim de bir mü’mini kasten öldürürse onun cezası, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve ona pek büyük bir azap hazırlamıştır.
93. Yüce Allah, mü’minin mü’mini öldürmesinin söz konusu olamayacağını ve öldürmenin amelî küfür olduğunu bir önceki buyrukta haber vermişti. Burada ise Yüce Allah bir mümini kasten öldüren kimse hakkında kalpleri titretip parçalayan ve akıl sahiplerini dehşete düşüren bir tehdidi söz konusu etmektedir. Büyük günah çeşitlerinden herhangi biri hakkında bundan daha büyük hatta bunun benzeri bir tehdit varid olmamıştır. Bu tehdit, kasten adam öldürmenin cezasının cehennem olduğu yönündedir. Bu, şu demektir: Tek başına bu büyük günah sahibini cehennem ile cezalandırmaya müstahak kılar. O, cehennemin o büyük azabına, o hor ve hakir kılıcı cezasına Cebbar olan Allah’ın gazabına, kurtuluş ve ilâhi nimetlere nail olma umudunu kaçırmaya, zarar ve hüsrana mahkum olmaya sebeptir. Yüce Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıcı her bir sebepten Allah’a sığınırız. Ancak bu tehdit, bazı büyük günah ve masiyetlere dair zikredilmiş olan ebedi olarak cehennemde kalış ve cennetten mahrum oluş ile ilgili benzeri tehdit nasları ile aynı hükümdedir. İlim adamları -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- bu gibi nasların tevilinde ihtilaf etmişlerdir. Bununla birlikte bu büyük günahları işleyen kimselerin -muvahhid dahi olsalar- cehennem ateşinde ebediyyen kalacaklarını ileri süren Haricilerle Mutezilenin görüşlerinin batıl olduklarını da ittifakla kabul etmişlerdir. Bu gibi nasların tevili hususunda doğru olan ifadeye muhakkık önder ilim adamı Şemsuddin İbnü’l-Kayyım -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- Medaricu’s-Salikin adlı eserinde yer vermektedir. İbnü’l-Kayyım bu konuda imamların görüşlerini söz konusu edip eleştirilerde bulunduktan sonra şunları söylemektedir:“Bir kesim de şöyle demiştir: Bu ve benzeri naslar, cezayı gerektiren hususun söz konusu edildiği naslardandır. Cezayı gerektiren hususun söz konusu edilmesi hükmün de var olmasını gerektirmez. Çünkü hüküm ancak onu gerektirici unsurun varlığı ve ona engel olan hususların olmaması halinde tam olarak ortaya çıkar. Bu nasların ifade ettiği nihai anlam, filan şey şöyle bir cezaya sebeptir ve bunu gerektirir, demekten ibarettir. Bu konuda bir takım engellerin bulunduğuna dair deliller ise mevcuttur. Bunların kimisi icma ile kimisi nas ile sabit olmuştur. Tevbenin, bir mani olduğu icma ile kabul edilmiştir. Tevhid ise hiçbir şekilde reddedilmesi söz konusu olmayan mütevatir naslarla bu cezaya manidir. Günahları silen büyük iyilikler de bir manidir. Günahlara keffaret teşkil eden büyük musibetler de birer manidir. Dünyada hadlerin uygulanmış olması da nalsa sabit bir manidir. Bu (manilere dair) nasları askıya almanın hiçbir yolu yoktur. O bakımdan her iki grup nassın da nazarı itibare alınması kaçınılmazdır. İşte cezayı gerektiren husus ile onu engelleyen mani nazarı itibara alınmak ve bunların daha tercihe değer olanın hükmünü geçerli kabul etmek üzere, iyiliklerle kötülükler arasında bir kıyas söz konusu edilmiş ve ilim adamları şöyle demişlerdir: Dünya ve âhiretin maslahatları da fesad bulmaları da bu esasa mebnidir. Şer’i hükümlerin de kaderi hükümlerin de esası budur. Varlık aleminde geçerli olan ilâhi hikmetin gereği de budur, sebeblerin sonuçlar ile -yaratma ve emretme bakımından- bağlantısı da bu esasa mebnidir. Yüce Allah her bir şeye karşı koyan, ona karşı direnen bir zıt yaratmıştır. Hüküm ise bunlardan daha baskın gelenine göre olur. Mesela, kuvvet sağlık ve afiyeti gerektirir. İnsan vücudundaki denge unsurlarının bozulması ve birinin diğerinin aleyhine gelişme göstermesi ise sağlıklı bir tabiata engeldir. Bunlardan galip gelen hangisi ise o güçlenir ve egemen olur. İlaç ve hastalıkların gücünde de durum böyledir. Kulda hem sağlığın gerektirici unsuru hem de hastalığın gerektirici unsuru bulunabilir. Bunlardan biri diğerinin tam anlamıyla etki göstermesine engel olur ve ona karşı direnir. Eğer bunlardan biri diğerine baskın gelir ve onu yenik düşürürse o etkili olur. İşte buradan insanların cennete girip ateşe girmeyecek kimseler, bunların aksi durumda olanlar, cehenneme girdikten sonra oradan çıkacak kimseler ve orada devamlı kalacak kimseler olmak üzere gruplara ayrıldığını öğrenebiliyoruz. Bu da orada kalmayı gerektiren yahut çabucak veya geç çıkmayı gerektiren hususlara göre değişir. Aydın bir basirete sahip olan bir kimse bu basiret sayesinde Yüce Allah’ın Kitabında haber vermiş olduğu öldükten sonra diriliş, Kıyamet ve bunun tafsilatı ile ilgili her bir şeyi gereği gibi görür ve adeta gözü ile bunları müşahede eder gibi olur. Bunun Yüce Allah’ın ulûhiyetinin, rububiyetinin izzet ve hikmetinin gereği olduğunu, bunun zıddının Allah için imkânsız olduğunu da bilir. Bunun aksini ona nispet etmek ise O’na layık olmayan şeyleri ona nispet etmek demektir. Onun basiretine oranla böyle bir nispet de güneşle yıldızların onun gözüne nispetine benzer. İşte imanın verdiği yakîn budur. Ateşin odunu yaktığı gibi günahları yakan yakîn de budur. İman bakımından bu makama erişmiş bir kimsenin günahlar üzerinde ısrar etmesine imkân yoktur. Eğer bu gibi günahları işleyecek ve bunları çokça yapacak olursa onun sahip olduğu iman nuru ona her vakit ve bütün nefeslerinde Allah’a dönmek sureti ile yeniden ve tekrar tekrar tevbede bulunmasını emreder. İşte böyle biri, Allah’ın yarattıkları arasında en sevdiği kişidir.” İbnü’l-Kayyım’ın sözleri burada sona ermektedir. Allah onun ruhunu takdis etsin, İslâma ve müslümanlara yaptığı hizmetleri güzel bir şekilde mükâfatlandırsın.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“... Cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir” ifadesi, Ehl-i sünnet âlimleri tarafından “uzun süre kalmak üzere” şeklinde te’vil edilmiş, böyle anlaşılmıştır. Çünkü birçok âyet ve hadiste bir kimse İslâm’dan çıkıp inkâra sapmadıkça ne kadar büyük bir günah işlerse işlesin cezasını çektikten sonra cehennemden çıkacağı ve cennete gireceği ifade edilmektedir (meselâ bk. Nisâ 4/48). Buna karşılık, büyük günah işleyenlerin kâfir olup cehennemde ebedî kalacaklarını ileri süren Hâricîler’le bunların imandan çıkacaklarını, fakat küfre de girmeyeceklerini, bununla beraber cehennemde devamlı kalacaklarını iddia eden Mu‘tezile bu âyetin zâhirine dayanmışlardır.
Büyük günah işleyenlerin tövbelerinin kabul edileceği inancı bu üç grup tarafından paylaşılırken başta İbn Abbas olmak üzere birkaç âlim, haksız olarak adam öldüren kimsenin tövbesinin kabul edilmeyeceğine kani olmuşlar; konumuz olan âyetin, küfür dahil her günahın tövbesinin makbul olacağını ifade eden nasları nesih veya tahsis ettiğini (bu ağır cinayeti işleyenleri dışarıda bıraktığını) ileri sürmüşlerdir (Buhârî, “Tefsîr”, 4/16). İslâm âlimlerinin çoğunluğunca benimsenmiş olan bir kurala göre usulüne uygun te’vil ve yorumlama yoluyla da olsa bir âyetin hükmünün geçerliliğini koruduğunu kabul etmek, hükmünün kaldırılmış veya sınırlandırılmış olduğunu (nesih veya tahsis edildiğini) ileri sürmekten önce gelir. Birçok âyet ve hadiste yalnızca küfür/şirk istisna edilerek (meselâ bk. Nisâ 4/48, 116) geri kalan günahların tövbe ile ortadan kalkacağı, silineceği ifade edilmektedir. Şu halde üzerinde durduğumuz, bunlarla çelişir gibi gözüken âyeti de “tövbe etmediği takdirde” veya “cezalandırıldığı takdirde” şeklinde anlayarak diğerleriyle bütünleştirmek mümkündür.
Kasten adam öldüren kimselere uygulanacak dünya cezası kısastır. Maktulün ailesinin tamamı veya bir kısmı kısastan vazgeçer yahut tazminat karşılığında sulha razı olurlarsa kısas cezası düşer ve diyet devreye girer. Kasten öldürme suçunda diyeti, katilin âkılesi değil kendisi öder (bk. Bakara 2/178-179).