Diyanet İşlerien ayrışan
Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir
Elmalılı Hamdi Yazır
Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan hariç olmak üzere, inkâra göğüs açarsa, böylelerinin üzerine Allah'tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da öngörülmüştür.
Süleyman Ateş
İnandıktan sonra Allah'a nankörlük eden, Ğkalbi imanla yatışmış olduğu halde (inkara) zorlanan değilĞ, fakat küfre göğüs açan, (küfürle sevinç duyan) kimselere Allah'tan bir gazab iner ve onlar için büyük bir azab vardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Küfretmeye zorlanarak diliyle küfür sözü söyleyen ama kalbi hakikatinden emin olarak imanla mutmain olan kimse dışından, iman etmesinin ardından kim Allah’a küfrederse, hatta kimin kalbi küfürden dolayı ferah ise, küfrü imana karşılık tercih etmişse ve razı olarak bunu söylemişse, o İslam dininden çıkmıştır ve Allah’ın gazabı işte onların üzerinedir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
106- Her kim imanından sonra Allah’ı inkar ederse -kalbi imanla dolu olduğu halde (küfre) zorlanan müstesna, ama her kim gönlünü küfre açarsa- işte Allah’ın gazabı onların üzerinedir ve onlar için çok büyük bir azap vardır. 107- Bunun sebebi şudur: Onlar, dünya hayatını âhirete tercih etmişlerdir ve Allah da hiç şüphesiz kâfirler topluluğuna yol göstericilik etmez. 108- İşte onlar, Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar, gafillerin ta kendisidir. 109- Hiç şüphesiz âhirette hüsrana uğrayacaklar da onlardır.
106. Şanı Yüce Allah “imanından sonra Allah’ı inkar” edip kafir olan kimselerin feci hallerini haber vermektedir. Onlar gözleri açılmışken tekrar kör olan, hidâyet bulduktan sonra dalâlete dönen, rahatlıkla ve rıza ile küfre göğüs açan kimselerdir. İşte onlar, son derece merhametli olan Rabbin oldukça ağır gazabına maruz kalacaklardır ki O, gazap etmesi halinde gazabına karşı hiçbir şey mukavemet gösteremez ve onunla birlikte her şey gazaba gelir. “Ve onlar için çok büyük bir azap vardır.” Bu azap ebedî ve sürekli, ayrıca oldukça da şiddetli ve çetindir. 107-108. “Bunun sebebi şudur: Onlar, dünya hayatını âhirete tercih etmişlerdir.” Çünkü onlar, gelip geçici dünyalığın bir bölümüne göz dikip onu istediler. Ahiret hayırlarına iltifat etmediler, ahiretten yana isteksiz davrandılar. Ne zaman ki onlar, küfrü imana tercih ettiler, Allah da onları hidâyetten mahrum bıraktı. Çünkü küfür, değişmez sıfatları olmuştur. Allah da bundan dolayı onların kalplerine mühür vurmuştur. Kalplerine hayır namına bir şey girmez. Onların kulaklarını ve gözlerini de mühürlediğinden dolayı bunlardan içeriye kendilerine faydalı olacak şeyler sızmaz ve kalplerine ulaşmaz. Bu sebepten gaflet, onları kuşatmış ve Allah’ın yardımından uzak kalmak onların çevrelerini sarmıştır. Her şeyi kuşatmış olan Allah’ın rahmetinden mahrum olmuşlardır. Buna sebep ise bu rahmet kendilerine geldiğinde onu reddetmiş olmaları, kendilerine sunulduğunda onu kabul etmemiş olmalarıdır.
109. “Hiç şüphesiz âhirette” kıyamet gününde “hüsrana uğrayacaklar da onlardır.” kendilerini zarara sokup mallarını ve ailelerini kaybederek ziyana uğrayacak, böylelikle ebedi kalıcı nimetleri elden kaçırıp can yakıcı azaba duçar olacaklardır. Küfür sözünü söylemek için zorlanan, buna mecbur tutulan, bununla birlikte kalbi iman ile dopdolu olup imanı candan benimseyen kimse ise onlar gibi değildir. Böylesi için herhangi bir vebal ve günah yoktur. Onun baskı altında küfür sözünü söylemesi caizdir. Bu, aynı zamanda hanımını boşamaya, kölesini azad etmeye, bir malı satmaya yahut satın almaya veya diğer akitlere mecbur edilen mükreh (zorlanan) kimsenin söyleyeceği sözlerin muteber olmadığına ve bunun şer’i herhangi bir hüküm/sonuç doğurmadığına delildir. Zira böyle bir kimse, zorlanması halinde küfür sözünü söylediği takdirde cezalandırılmayacağına göre bunun dışındaki sözlerden sorumlu olmaması öncelikle söz konusu olur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Mümin ve müslüman olduktan sonra inancından dönen, dinden çıkan insana mürted denir. Bu şekilde “kalbini inkâra açarak” yani kendi özgür iradesini kullanarak dinini terkedip dinsizliğe sapan veya başka bir dini benimseyen kimse Allah’ın gazabına uğrayacak ve çok büyük bir azapla cezalandırılacaktır (irtidad ve mürted hakkında bilgi için bk. Bakara 2/217; Mâide 5/54). İman, esas itibariyle gönülden bir benimseme ve onaylama olduğu gibi, inkâr da aynı şekilde Allah’ın varlığını, birliğini ve müslüman sayılmanın asgari şartları olan diğer iman esaslarını kısmen veya tamamen, bilerek ve isteyerek reddetmedir. Buna göre böyle bir isteği ve niyeti olmadığı, âyetteki ifadesiyle “kalbi imanla dolu olduğu halde” ağır baskı altında kalan (mükreh) bir mümin, bu baskı (ikrah) yüzünden görünüşte inancının aksine beyanda veya davranışta bulunursa âyete göre bundan dolayı mümin olmaktan çıkmaz. Karşılaşılan baskı veya sıkıntıya “zaruret”, böyle bir durumda inancının aksini ifade etmeye veya yapmaya “ruhsat”, baskıya rağmen inandığı gibi konuşmaya veya davranmaya da “azîmet” denir. Genel bir kurala göre “Zaruretler memnu olan şeyleri mubah kılar” (Mecelle, md. 21).