Önceki ayet· 4:16Sonraki ayet· 4:18

Nisâ Suresi 17. Ayet· 4:17

↗ Nisâ suresi
Medeni
إِنَّمَا ٱلتَّوۡبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٖ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٖ فَأُوْلَـٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا
Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilen'dir, Hakim olandır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilen'dir, Hakim olandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak Allah'ın kabul etmesini vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir hakîmdir. (Her şeyi bilendir, hikmet sahibidir).
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın, kabulünü üstlendiği tövbe, bilgisizlikle kötülük işleyip de çok geçmeden tövbe edenler içindir. Allah, işte böylelerinin tövbesini kabul eder. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Süleyman Ateş
Allah'a göre, şu kimselerin tevbesi makbuldür ki, cahillikle bir kötülük yapıp hemen ardından dönerler. İşte Allah onların tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
The repentance accepted by Allah is only for those who do wrong in ignorance [or carelessness] and then repent soon after. It is those to whom Allah will turn in forgiveness, and Allah is ever Knowing and Wise
Fransızca
Allah accueille seulement le repentir de ceux qui font le mal par ignorance et qui aussitôt se repentent. Voilà ceux de qui Allah accueille le repentir. Et Allah est Omniscient et Sage
İspanyolca
Dios solo perdona a quienes cometen el mal por ignorancia y se arrepienten antes de morir. A éstos Dios los absuelve porque es Sabio y todo lo sabe
Rusça
Воистину, Аллах обязался принимать покаяния тех, которые совершают дурной поступок по своему невежеству и вскоре раскаиваются. Их покаяния Аллах принимает, ведь Аллах - Знающий, Мудрый
Endonezce
Sesungguhnya bertobat kepada Allah itu hanya (pantas) bagi mereka yang melakukan kejahatan karena tidak mengerti, kemudian segera bertobat. Tobat mereka itulah yang diterima Allah. Allah Maha Mengetahui, Mahabijaksana
Bengalce
অবশ্যই আল্লাহ তাদের তওবা কবুল করবেন, যারা ভূলবশতঃ মন্দ কাজ করে, অতঃপর অনতিবিলম্বে তওবা করে; এরাই হল সেসব লোক যাদেরকে আল্লাহ ক্ষমা করে দেন। আল্লাহ মহাজ্ঞানী, রহস্যবিদ।
Çince
安拉只赦宥无知而作恶,不久就悔罪的人;这等人,安拉将赦宥他们。安拉是全知的,是至睿的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz ki Allah, günah ve masiyetlerin akıbetini ve şerrini bilmeden yönelen - kasıtlı ya da kasıtsız olarak günah işleyen herkesi kapsar- kimselerin tövbesini kabul eder. Sonra o kimseler ölüm kendilerine gelmeden önce Rablerine tövbekâr olarak dönerler. İşte yüce Allah bu kimselerin tövbesini kabul eder ve günahlarını affeder. Yüce Allah kullarının bütün hallerini en iyi bilen, takdir etmesinde ve hüküm koymasında hikmetli olandır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
17- Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak kötülüğü cehaletle yapıp sonra da çarçabuk tevbe eden kimselerinkidir. İşte Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir 18- Yoksa kötülükleri işleyip de nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında:“Ben, şimdi tevbe ettim” diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tevbesi (geçerli) değildir. İşte biz onlar için çok acıklı bir azap hazırlamışızdır. 17-18. Allah’ın kullarının tevbesini kabul etmesi iki türlüdür: Birisi kullarını tevbe etmeye muvaffak kılması, diğeri ise kulunun tevbe etmesinden sonra o tevbeyi kabul etmesidir. Şanı Yüce Allah burada, bir lütfu ve cömertliği olarak kabul etmeyi üzerine bir hak olarak takdir ettiği tevbenin mahiyetini bize haber vermektedir. Bu tevbe “kötülüğü” yâni günahları “cehaletle” işleyenlerin tevbesidir. Günahın cehaletle işlenmesi, kişinin o günahın âkıbetini, Allah’ın gazap ve cezasını gerektirdiğini; ayrıca Allah’ın kendisini görüp gözettiğini ve sonunda bu günahın imanını eksilteceğini ya da yok edeceğini bilmemesidir. Bu itibarla günah işleyen herkes -o günahın haram olduğunu bilse dahi- cahildir. Hatta onun haram olduğunun bilinmesi cezayı gerektiren bir günah sayılması için şarttır. “Sonra da çarçabuk tevbe eden kimseler” buyruğunun şu anlamda olma ihtimali vardır: Ölümü görmeden önce tevbe eden kimseler... İşte Yüce Allah kul kesin olarak öleceğini ve azap göreceğini anlamadan önce tevbe edecek olursa tevbesini kabul eder. Ölüm halinde ise isyankârların tevbeleri de kâfirlerin dönüşleri de kabul olunmaz. Nitekim Yüce Allah Firavun hakkında şöyle buyurmaktadır:“Nihâyet boğulacağı anda şöyle dedi: İsrailoğullarının iman ettiğinden başka bir ilâhın olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım.”(Yunus, 10/90) Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlar bizim azabımızı gördüklerinde: Bir olarak Allah’a inandık, O’na eş tutmakta olduğumuz şeyleri de inkâr ettik, dediler. Ama bizim azabımızı gördüklerinde imanları onlara fayda vermedi. Bu Allah’ın kulları hakkında geçerli olagelen sünneti/kanunudur.”(el-Mümin, 40/85) Burada da şöyle buyurmaktadır: “Yoksa kötülükleri işleyip de” yâni küfrün dışındaki günahları işlemeye devam edip “nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında: Ben şimdi tevbe ettim diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tevbesi (geçerli) değildir. İşte biz onlar için çok acıklı bir azap hazırlamışızdır.” Çünkü böyle bir durumda yapılan tevbe, zoraki bir tevbedir. Bu tevbenin de sahibine hiçbir faydası yoktur. Zira ancak gönülden yapılan tevbe fayda verir. Yüce Allah’ın:“Sonra da çarçabuk tevbe eden” ifadesinin şu anlama gelme ihtimali de vardır: Tevbe etmeyi gerektiren günahı işlemelerinden kısa bir süre sonra tevbe edenlerinki... Bu durumda anlam şöyle olur: Bir kimse günahı işledikten itibaren elini çabuk tutarak o işten vazgeçmeyi kararlaştırıp Yüce Allah’a döner ve bundan dolayı pişman olursa, şüphe yok ki Allah onun tevbesini kabul eder. Bu ise günahını sürdürüp devam ettiren, kusurları üzere ısrar eden kimsenin durumundan farklıdır. Böyle bir kimsenin işlediği bu günahlar sonunda kendisinde kalıcı birer nitelik halini alır ve artık onun tam anlamıyla tevbe etmesi çok zor olur. Çoğunlukla da tevbe etmeye muvaffak kılınmaz ve tevbenin sebepleri ona kolaylaştırılmaz. Tıpkı bile bile kötülük işleyen ve Allah’ın kendisini görmesine aldırış etmeyen kimsenin kötülük işlemesi gibi. Böyle bir kimse kendi yüzüne karşı rahmet kapılarını kapatmış olur. Evet, Yüce Allah, kasten ve kesin bilgisine rağmen günahlar üzere ısrar edip duran kulunu, geçmiş bütün günahlarını ve suçlarını kendisi sebebi ile sileceği faydalı bir tevbeye muvaffak kılması mümkündür. Fakat bu ilâhi rahmet ve tevfik böyle olmayan kişiye daha yakındır. Bundan dolayı bir önceki âyet-i kerime:“Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir” diye sona ermektedir. Şanı Yüce Allah kimin samimi olarak tevbe ettiğini ve kimin tevbesinin de sahte olduğunu çok iyi bilir. O bakımdan herkese hikmetine uygun olarak hak ettiği şekilde karşılık verir. Yine hikmet ve rahmetinin tevbeye muvaffak kılınmasını gerektirdiği kimseyi tevbeye muvaffak kılması da hikmetinin bir parçasıdır. Hikmet ve adaletinin tevbeye muvaffak kılmamayı gerektirdiği kimseyi de böyle bir muvaffakiyetten mahrum bırakır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Önceki âyetin sonunda zina suçu işleyenlerin tövbesinden söz edildiği için bu iki âyette gerçek, samimi, kabule şayan tövbenin ne olduğu ve ne olmadığı açıklanmıştır. Buna göre insanlar hak dine inanan ve inanmayanlar diye ikiye ayrılır. Hak dine inanmayanların tövbesi ona iman etmektir; iman, daha önceki inkârcılıkla o hal içinde işlenmiş günahların bağışlanmasını sağlar. Hak dine inananlar bilerek ve isteyerek günah işlemiş olurlarsa bunların tövbesi de yaptıklarından pişmanlık duymaları, samimi olarak Allah’a yönelip bir daha günah işlememek üzere söz vermeleriyle gerçekleşir. Âyette geçen “bilmeden” ifadesi, “yapılanın kötülük veya günah olduğunu bilmeden” mânasında olmayıp, “bildiği halde iradesine hâkim olamayan, bilgisini uygulamayan, nefsine uyup kötülük yapan” mânasında kullanılmıştır. İnsanlar yaşadıkları müddetçe tövbe kapısı açıktır. Ne zaman akılları başlarına gelir ve tövbe ederlerse Allah’ın, vaadinin gereği olarak bu tövbeyi kabul buyurması ve günahkâr kullarını affetmesi umulur, lutfundan beklenir. Günahkâr kişi hayatının son saniyelerine kadar tövbe etmez, dünya hayatından ümit kestikten ve gayb âlemine dahil bulunan berzah ve âhiretle ilgili bazı gerçekleri gördükten, hissettikten sonra henüz can vermeden tövbe ederse, bu tövbenin sebebi, gayba imana dayalı samimi pişmanlık olmayıp yüz yüze gelinen cezadan kurtulmaya yönelik bulunduğu, tekrar kulluk ve itaat imtihanına fırsat da kalmadığı için kabul edilmeyecektir. Kabul edilmeyen bir başka tövbe de hayatını, hak dini inkâr içinde geçirdikten sonra ölen ve âhiret âlemini gördükten sonra pişmanlık duyanların tövbesidir. Bu da gayba iman ve samimi pişmanlıktan kaynaklanmadığı için Allah tarafından kabul edilmeyecektir. Bu hükmü teyit eden başka âyetler de vardır (bk. Bakara 2/162; Âl-i İmrân 3/91).
Nisâ Suresi 17. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz ki Allah, günah ve masiyetlerin akıbetini ve şerrini bilmeden yönelen - kasıtlı ya da kasıtsız olarak günah işleyen herkesi kapsar- kimselerin tövbesini kabul eder. Sonra o kimseler ölüm kendilerine gelmeden önce Rablerine tövbekâr olarak dönerler. İşte yüce Allah bu kimselerin tövbesini kabul eder ve günahlarını affeder. Yüce Allah kullarının bütün hallerini en iyi bilen, takdir etmesinde ve hüküm koymasında hikmetli olandır.