Diyanet İşlerien ayrışan
İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i dost edinmişti
Elmalılı Hamdi Yazır
İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim eden ve İbrahim'in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti.
Yaşar Nuri Öztürk
Güzel düşünüp/güzellikler sergileyerek ve özü-sözü doğru bir halde İbrahim'in milletine uyarak yüzünü Allah'a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir! Allah İbrahim'i dost edinmişti.
Süleyman Ateş
Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah'a teslim edip dosdoğru İbrahim dinine tabi olandan daha güzel olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hiç kimse, kalbi ve bedeniyle Allah'a teslim olmuş, amelinde şeriatına ittiba eden ve niyetini O'nun için halis tutan kimseden daha güzel din sahibi değildir. Şirk ve küfürden tevhit ve imana meyletmiş İbrahim’in dinine tabi ol ki; bu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in dininin temeli ve aslıdır. Allah peygamberi İbrahim –aleyhisselam-‘ı tam bir sevgiyle mahlukatının arasından seçmiştir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
125- Muhsin olarak yüzünü Allah’a teslim eden ve hanif olarak İbrahim’in dinine uyan kimseden daha güzel din sahibi kim olabilir? Allah İbrahim’i yakın dost edinmiştir.
125. Yani kalbin Allah'a teslim oluşuna, yönelişine ve dönüşüne delil olan, yüzün de diğer azaların da Allah’a yönelişini içeren ve “yüzün Allah’a teslim edilmesi” diye ifade edilen ma’buda ihlâsı gerçekleştiren, bu ihlâs ve teslimiyet ile beraber “muhsin” olan, yani Allah’ın bütün peygamberleri ile gönderdiği ve kitaplarında indirdiği en seçkin kullarına ve onlara uyanlara bir yol kıldığı şeriatına uyan, bununla beraber “hanif olarak” şirkten tevhide dönen, insanlara yönelmekten vazgeçip yaratıcıya yönelerek “İbrahim’in dinine” ve şeriatına “uyan kimseden daha güzel din sahibi kim olabilir?” İşte bu özellikleri kendisinde toplayan kimseden daha güzel din sahibi kimse olamaz. “Allah İbrahim’i yakın dost edinmiştir.” Dostluk (halillik) sevginin en üstün derecesidir. Bu mertebe ise yalnızca Muhammed ve İbrahim peygamblerlerin -ikisine de salat ve selam olsun- elde ettikleri bir makamdır. Bununla birlikte Allah'ın sevgisi, bütün mü’minler için söz konusudur. Allah’ın İbrahim’i dost (halil) edinmesinin sebebi ise onun, emrolunduğu bütün hususları eksiksiz yerine getirmesi ve sınandığı hususları gereğince ifa etmesinden dolayıdır. Bundan ötürü de Allah onu insanlara imam/önder kılmış, dost edinmiş ve bütün âlemler arasında ondan ögüyle söz etmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Her dinin, her ideolojinin mensubu kendine ait olanın diğerinden üstün ve güzel olduğunu iddia eder. Özellikle din konusunda en doğruyu, en güzeli tesbit edebilmek için dinin mahiyet ve amacı bakımından objektif sayılabilecek ölçülere ihtiyaç vardır. Kur’an’ın öngördüğü ölçü dinin iman, İslâm ve ihsan’ı ihtiva etmesidir. İmandan maksat tevhid inancıdır, Allah’ı bir bilmek ve yalnızca O’na ibadet etmektir. Nitekim Hz. İbrâhim’in tebliğ ettiği din de bu anlamda “hanîf” olarak isimlendirilmiştir. Bu sebeple Allah onu kendisine dost kılmış, ona Allah’a dost olma şerefini bahşetmiştir. İslâm’dan maksat kul olarak bütün bağlantılardan sıyrılmak, kulluk şuuruyla yalnız Allah’a yönelmek, kendini O’na teslim etmektir. İhsandan maksat ise bir yönüyle ihlâstır; kulluğa başka bir beklentiyi karıştırmamaktır, bir yanıyla da hayırdır, güzelliktir, kişinin her yaptığını güzel ve mükemmel yapma iradesidir. Bu üç unsuru ihtiva eden din hak dindir, güzel dindir, ondan daha üstünü olamaz. Çünkü hak birdir, en güzel de bir tanedir (“Millet-İbrâhim” ifadesi için bk. En’âm 6/161-163).
“Dost” diye çevirilen halîl kelimesi Arapça’da, “kişinin devamlı beraber olduğu, sırlarını paylaştığı, huyu huyuna, suyu suyuna uyan samimi arkadaşı” demektir. 125. âyette açıklandığı üzere her şeyin sahibi olan ve her şeyi kuşatan Allah’ın kulları arasından birini, insanlar arasında olan ve bilinen mânada dost edinmesi düşünülemez. Şu halde burada dostluk özel bir mânada kullanılmıştır. Yapılan tanım ve yorumlardan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür: “Gönlünde Allah’tan başkasına yer vermeyecek kadar O’nu seven ve O’nun tarafından da sevilen, rızâsına mazhar olan, peygamberlik başta olmak üzere üstün hasletler, özellikler ve lutuflarla şereflendirilen kimse” Allah’ın dostudur. Biz insanlar, başkalarına karşı beslediğimiz duyguları ve aramızdaki ilişkinin mahiyet ve biçimini biliriz. Bu mânada bir kimseyi severiz; o, habîb (sevgili, sevilen) olur. Bir başkasını sevmenin ötesinde dost ediniriz, o da halîl olur. Allah Teâlâ bize bizim dilimizle, bizim tahayyül, tasavvur ve idrak kapasitemize uygun bir üslûpla hitap ettiği için kendinden bize yönelik ilgiyi de bu kelimelerle ifade buyurmuştur. O’nun zâtını bilemediğimiz gibi bu ilgi ve ilişkinin mahiyetini de (O’nun sevmesinin ve dost edinmesinin ne demek olduğunu da) bilemeyiz. Ancak insanlar arası ilişkiden yola çıkarak, bunu beşer planında bir örnek, kısmen de olsa anlama aracı kılarak Allah’a habîb ve halîl olmanın büyük bir mazhariyet olduğunu, keyfiyeti bilinemez bir yakınlık ifade ettiğini –her birimiz irfan derecemize göre– anlarız, bununla mutlu oluruz.