Önceki ayet· 38:21Sonraki ayet· 38:23

Sâd Suresi 22. Ayet· 38:22

↗ Sâd suresi
Mekki
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنۡهُمۡۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ خَصۡمَانِ بَغَىٰ بَعۡضُنَا عَلَىٰ بَعۡضٖ فَٱحۡكُم بَيۡنَنَا بِٱلۡحَقِّ وَلَا تُشۡطِطۡ وَٱهۡدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
Davud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür."
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Davud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür."
Elmalılı Hamdi Yazır
Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Davûd'un yanına girmişledi de onlardan korkmuştu. "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkını çiğnedi. Şimdi sen, aramızda hak ile hükmet, adaletsizlik etme. Bizi yolun denge noktasına ilet.!
Süleyman Ateş
Davud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.2%
İngilizce
When they entered upon David and he was alarmed by them? They said, "Fear not. [We are] two adversaries, one of whom has wronged the other, so judge between us with truth and do not exceed [it] and guide us to the sound path
Fransızca
Quand ils entrèrent auprès de David, il en fut effrayé. Ils dirent: «N'aie pas peur! Nous sommes tous deux en dispute; l'un de nous a fait du tort à l'autre. Juge donc en toute équité entre nous, ne sois pas injuste et guide-nous vers le chemin droit
İspanyolca
Cuando se presentaron ante David, este se atemorizó de ellos. Le dijeron: "No temas, solo somos dos demandantes, uno ha sido injusto con el otro; juzga entre nosotros con equidad, sé imparcial y guíanos hacia el camino correcto
Rusça
Они вошли к Давуду (Давиду), и он испугался их. Они сказали: «Не бойся, мы - двое тяжущихся. Один из нас поступил несправедливо по отношению к другому. Рассуди же между нами по справедливости, не будь несправедлив и укажи нам на верный путь
Endonezce
ketika mereka masuk menemui Dawud lalu dia terkejut karena (kedatangan) mereka. Mereka berkata, "Janganlah takut! (Kami) berdua sedang berselisih, sebagian dari kami berbuat zalim kepada yang lain; maka berilah keputusan di antara kami secara adil dan janganlah menyimpang dari kebenaran serta tunjukilah kami ke jalan yang lurus
Bengalce
যখন তারা দাউদের কাছে অনুপ্রবেশ করল, তখন সে সন্ত্রস্ত হয়ে পড়ল। তারা বললঃ ভয় করবেন না; আমরা বিবদমান দুটি পক্ষ, একে অপরের প্রতি বাড়াবাড়ি করেছি। অতএব, আমাদের মধ্যে ন্যায়বিচার করুন, অবিচার করবেন না। আমাদেরকে সরল পথ প্রদর্শন করুন।
Çince
当时,他们去见达五德,他为他们而恐怖。他们说:“你不要恐怖!我们是两造,被告曾欺负了原告,请你为我们秉公裁判,请你不要偏袒,请你指引我们道路。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İki davacı Dâvûd'un yanına aniden girdiler. Onların bu alışılmamış şekilde ansızın girmesinden korktu. İkisi onun kendilerinden korktuğunu anlayınca: "Korkma! Biz, biri diğerine zulmetmiş iki davacıyız. Aramızda adaletle hükmet ve aramızda hükmettiğinde de haksızlık etme ve bize doğru yolu göster." dediler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
21- Sana o davacıların haberi ulaştı mı? Hani onlar, duvarı tırmanarak (Davud’un) ibadet yerine inmişlerdi. 22- Onlar Davud’un yanına (ansızın) girince o onlardan korktu. Onlar da şöyle dediler:“Korkma! Biz, iki davacıyız. Birimiz diğerine haksızlık etti. O nedenle aramızda hak ile hükmet, zulme sapma ve bize doğru yolu göster.” 23- “Bu, benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir koyunum var. O: ‘O koyunu da bana ver’, dedi ve konuşmada beni bastırdı.” 24- Dedi ki:“Andolsun o, senin koyununu koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiş. Ortakların birçoğu, hiç şüphesiz birbirlerine haksızlık ederler. Ancak iman eden ve salih ameller işleyenler hariç; ama böyleleri de ne kadar azdır!” Bunun üzerine Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, secdeye kapandı ve (tevbe ederek Allah'a) yöneldi. 25- Biz de onun bu mağfiret dileğini kabul ettik. Şüphesiz onun nezdimizde bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır. 26- Ey Davud! Biz, seni yeryüzünde bir halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevâya uyma! Yoksa o, seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlara ise hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.” 21. Yüce Allah, peygamberi Davud aleyhisselam’a insanlar arasında hakkı batıldan ayırt edici şekilde konuşup hükmetmeyi ihsan etmiş olduğunu, onun bu özelliği ile tanınıp bu sebepten ona başvurulduğunu söz konusu ettikten sonra Davud aleyhisselam’a bir sınama ve işlemiş olduğu bir hata dolayısı ile bir öğüt kıldığı husus hakkında, huzurunda davalaşan iki davacının haberini söz konusu etmektedir. Bu hatası dolayısı ile de Yüce Allah, onun tevbesini kabul etmiş ve günahını bağışlamıştır. İşte bu maksatla böyle bir dava ile ona başvurulması imkânını hazırlamıştır. Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Sana o hasımların haberi ulaştı mı?” Çünkü o, gerçekten hayret edilecek bir haberdir. “Hani onlar duvarı tırmanarak” Davud’un “ibdet yerine inmişlerdi.” İbadet ettiği yere izin istemeksizin girmişlerdi. 22. Bu iki davacı, onun yanına kapıdan girmemişlerdi. Davud aleyhisselam onun yanına izinsiz girmiş olduklarını görünce onlardan korktu. Onlar da kendisine:“Korkma” biz “iki davacıyız. Birimiz diğerine haksızlık” zulüm “etti. O nedenle aramızda hak ile” adaletle “hükmet.” Ve birimizin hakkını alıp ötekine vererek “zulme sapma ve bize doğru yolu göster, dediler.” Yani bu iki davacının amacı, sadece hakkın açıkça ortaya çıkması idi. Durum bundan ibaret olunca onlar da kendi durumlarını dosdoğru anlatacaklardı. O nedenle de Allah’ın peygamberi Davud aleyhisselam kendisine verdikleri korkudan dolayı rahatsız olmadı ve onları azarlamadı. Onlardan biri şöyle dedi: 23. “Bu benim kardeşimdir” sözü ya din ya nesep itibari ile yahut da samimi arkadaşlıkları dolayısı ile kardeş olduklarını ortaya koyan bir ifadedir. Bu kardeşlik, birbirlerine haksızlık etmemelerini gerektirmektedir ve böyle bir kardeşten görülecek bir haksızlık ise başkasının haksızlığından daha büyüktür. “Onun doksan dokuz koyunu vardır.” Burada koyundan kasıt hanımdır. Bu ise büyük bir hayırdır ve böyle bir kimsenin Allah’ın kendisine verdikleri ile kanaat etmesi gerekir. “Benim ise bir koyunum var” o, ona da göz dikerek “O koyunu da bana ver” onu da bana bırak ve o da benim himayeme girsin “dedi ve konuşmada beni bastırdı.” Yani bu maksadını gerçekleştirinceye yahut gerçekleştirecek noktaya gelinceye kadar bu ısrarlı sözlerini sürdürdü ve lafta beni yendi. Davud aleyhisselam onun bu sözlerini işitince aralarında hükmünü verdi. Onların biraz önce nakledilen sözlerinden de anlaşıldığı üzere bu olay, o şahsın anlattığı gibi cereyan etmiştir. Bundan dolayı diğeri konuşma gereğini dahi duymamıştır. O halde herhangi bir kimsenin itiraz ederek: Davud aleyhisselam diğer davacının sözünü dinlemeden niye hüküm vermiştir?, demesinin bir anlamı yoktur. Onun verdiği hükme gelince o, şöyleydi: 24. İşte ortakların, birlikte bulunanların pek çoğunun âdeti ve durumu budur. Bundan dolayı sözlerini şöyle sürdürmüştür:“Ortakların birçoğu, hiç şüphesiz birbirlerine haksızlık ederler.” Çünkü zulüm, nefislerin bir vasfıdır. “Ancak iman eden ve salih ameller işleyenler hariç.” Çünkü onların sahip oldukları iman ve salih amel kendilerini zulmetmekten alıkoyar. “Ama böyleleri de ne kadar azdır!” Nitekim Yüce Allah ,bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kullarımdan şükredenler pek azdır.”(Sebe, 34/13)“Bunun üzerine” aralarında hüküm verdikten sonra “Davud bizim kendisini imtihan ettiğimizi” onu sınadığımızı ve uyanıp kendisine gelmesi için böyle bir dava ile karşı karşıya kalmasını sağladığımızı “anladı. Hemen” kendisinden sadır olanlar sebebi ile “mağfiret diledi, secdeye kapandı ve” samimi tevbe ve ibadet ile Allah’a “yöneldi.” 25. “Biz de onun bu” ondan sadır olana dair “mağfiret dileğini kabul ettik.” Yüce Allah, ayrıca ona çeşit çeşit lütuflar da ihsan etti. Bu yüzden şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz onun nezdimizde bir yakınlığı” ve yüksek bir mevkii “ve güzel bir dönüş yeri vardır.” Davud aleyhisselam’dan sadır olan bu günahın ayrıca söz konusu edilmesine gerek olmadığından dolayı Yüce Allah onu zikretmemiştir. Bunun ne olduğunu anlamaya kalkışmak, gereksiz bir iştir. Burada anlatılmak istenen Yüce Allah’ın bize belirttiği üzere Allah’ın ona lütufta bulunduğu, onun da Yüce Allah’a tevbe edip döndüğü, mekânının yükseltildiği ve tevbeden sonra çok daha iyi ve mükemmel bir konuma yükseldiğidir. 26. “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde” dinî ve dünyevî hükümleri yürürlüğe koyan “bir halife kıldık.”“O halde insanlar arasında hak ile” adalet ile “hükmet” Bu ise ancak olması gerekeni bilmekle, vakıayı bilmekle ve bir de hakkı uygulayabilecek güce sahip olmakla mümkün olur. “ve hevâya uyma!” Yakınlık, arkadaşlık, birine duyulan muhabbet veya diğerine olan öfken ve kinin dolayısı ile kimseyi kayırmaya kalkışma! “Yoksa o” hevâ “seni Allah’ın yolundan saptırır” ve dosdoğru yolun dışına çıkartır. “Allah’ın yolundan sapanlara ise” özellikle de bunu kasten yapanlara “hesap gününü unuttuklarından” hesap gününden gaflete düştüklerinden “dolayı şiddetli bir azap vardır.” Eğer o kimseler, bu günü akıllarından çıkarmaz ve kalplerine de o günün korkusu yerleşecek olursa hiçbir zaman fitneye düşüren hevalarının arkasına takılarak haktan sapmazlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Dâvûd’un yargı adaletine verdiği önemi gösteren bir olay anlatılmaktadır. “Davalaşanlara dair bilgi sana ulaştı mı?” şeklinde soru ifadesiyle söze başlanması, konunun önemine muhatabın dikkatini çekmek maksadıyla Kur’an’ın sıkça kullandığı bir anlatım tarzıdır. Kaynaklarda verilen bilgilere göre Dâvûd bir mâbedde ibadetle meşgul iken iki kişi, mabedin duvarını aşarak ansızın onun karşısına çıkmışlardı (mâbed [mihrâb] hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/37). Muhtemelen onlar, Allah tarafından gönderilmiş iki melekti. Fakat Dâvûd bunların, daha önce yaptığı bir hata sebebiyle (aşağıya bk.) kendisine zarar vermelerinden kaygılanıp telâşa kapıldı. Onlar, Dâvûd’un telâşa düştüğünü görünce korkulacak bir şey olmadığını söylediler ve âyette belirtildiği şekilde geliş maksatlarını anlattılar. Davacıların, Dâvûd’u, “Doğruluktan sapma!” diyerek uyardıklarının özellikle zikredilmesi, yargıdan temel beklentinin tarafsızlık olduğuna ve bu niteliği yitirdiğinde yargının da anlamını yitirmiş olacağına dikkat çekme anlamını düşündürmekte; bunlar aslında melek oldukları için söz konusu uyarının bir eğitim amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. “Bize de doğru yolu göster” ifadesi ise yargılama sırasında hâkimin tarafları ifadelerinde dürüst davranmaları, bile bile haksız iddialar ileri sürmekten, gerçeği saklamaktan kaçınmaları yönünde uyarılar yapmasının uygun olacağına işaret eder. Böylece Kur’an’ın, geçmişteki bir olayı naklederken kendi muhataplarını eğitmeyi amaçlayan noktaları öne çıkarmaya özen gösterdiği dikkati çekmektedir. “Bu tartışmada bana baskın çıktı” anlamındaki son cümle, “Zekâsının kıvraklığı, delillerini dile getirmedeki becerisi sayesinde tartışmada bana baskın çıktı” anlamına gelebileceği gibi, “Tartışma sırasında güç kullanma tehdidinde bulundu” şeklinde de yorumlanmıştır.
Sâd Suresi 22. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İki davacı Dâvûd'un yanına aniden girdiler. Onların bu alışılmamış şekilde ansızın girmesinden korktu. İkisi onun kendilerinden korktuğunu anlayınca: "Korkma! Biz, biri diğerine zulmetmiş iki davacıyız. Aramızda adaletle hükmet ve aramızda hükmettiğinde de haksızlık etme ve bize doğru yolu göster." dediler.