Önceki ayet· 37:170Sonraki ayet· 37:172

Sâffât Suresi 171. Ayet· 37:171

↗ Sâffât suresi
Mekki
وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِينَ
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, elçi olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz hükümleşmişti:
Süleyman Ateşen ayrışan
Gönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti:
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
And Our word has already preceded for Our servants, the messengers
Fransızca
En effet, Notre Parole a déjà été donnée à Nos serviteurs, les Messagers
İspanyolca
Fue decretado para Mis siervos Mensajeros
Rusça
Нашим посланным рабам уже было сказано Наше Слово
Endonezce
Dan sungguh, janji Kami telah tetap bagi hamba-hamba Kami yang menjadi rasul
Bengalce
আমার রাসূল ও বান্দাগণের ব্যাপারে আমার এই বাক্য সত্য হয়েছে যে
Çince
我对我所派遣的仆人们已约言在先了,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ant olsun ki resullerimiz hakkında daha önceden Allah'ın onlara hüccet ve kuvvet lütfu ile düşmanlarına karşı muzaffer kılacakları sözü yerine gelmiştir. Şüphesiz zafer, Allah'ın kelimesi en üstün olması için Allah yolunda savaşan ordularımız içindir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
167- Halbuki onlar (daha önce) şöyle diyorlardı: 168- “Eğer bizde de öncekilere verilen türden bir kitap olsa idi; 169- “Biz de elbette Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları olurduk.” 170- Fakat (kendilerine gelince) onu inkar ettiler. Ama yakında bilecekler! 171- Andolsun peygamber olarak gönderilen kullarımıza tarafımızdan şu söz verilmiştir: 172- Zafere erdirilecek olanlar kesinlikle onlardır. 173- Ve bizim ordumuz elbette galip gelecektir. 174- O halde bir vakte kadar onlardan yüz çevir. 175- Onları gözle, çünkü onlar da yakında göreceklerdir. 176- Onlar azabımızı mı acele istiyorlar? 177- O azap onların yurtlarına inince, uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sabahı ne kötü olur! 178- Artık bir zamana kadar onlardan yüz çevir! 179- (Onları) gözle, çünkü onlar da yakında göreceklerdir. 180- İzzetin sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirmelerinden münezzehtir. 181- Gönderilmiş peygamberlere selâm olsun. 182- Âlemlerin Rabbi Allah’a da hamdolsun. 167-170. Yüce Allah, bu müşriklerin önceden açıkça temennide bulunarak: Öncekilere gelmiş bulunan zikir, öğüt ve kitaplar bize gelmiş olsa idi, biz de ihlâslı olarak Allah’a ibadet ederdik. Hatta gerçek anlamda ihlâsa erdirilmiş kimselerden olurduk, dediklerini haber vermektedir. Ancak bu hususta onlar yalan söylemektedirler. İşte onlara kitapların en faziletlisi gelmiş bulunuyor. Ama onlar onu inkâr ettiler. Böylelikle onların hakka karşı bile bile karşı çıkan kimseler oldukları da anlaşılmış olmaktadır. “Ama yakında” azap onları gelip bulduğunda “bilecekler!” 171-175. Bunlar, dünyada galip geleceklerini zannetmesinler. Aksine hiçbir şekilde geri çevrilemeyen ve muhalefet olunamayan, Allah’ın peygamber kulları ve kurtuluşa eren orduları lehine verilmiş bir sözü vardır: Muhakkak onlar, başkalarına galip gelecekler, Rableri tarafından pek şerefli bir yardım ve zafere mazhar olacaklardır. Bununla dinlerini dimdik ayakta tutacak ve dinlerini uygulama imkânı bulacaklardır. Bu, “Allah’ın ordusu” olma vasfını taşıyanlara verilmiş ilâhî bir müjdedir. Bu da davranışları ve halleri istikamet üzere olmakla, Allah’ın kendileri ile savaşılmasını emrettiği kimselerle savaşanlar arasında bulunmakla olur. İşte böyleleri galip gelecekler ve Allah’ın yardımına mazhar olacaklardır. Daha sonra Yüce Allah, peygamberine karşı koyan ve hakkı kabul etmeyen kimselerden yüz çevirmesini emretmekte, geriye artık onların başına inecek olan azabı beklemekten başka bir şey kalmadığını bildirmektedir. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Onları gözle, çünkü onlar da” ibretli cezanın kimin başına geleceğini “yakında göreceklerdir.” Şüphesiz ki bu azap, onların başına gelecektir. 176-177. “Onların alanlarına” yani onların üzerine ve onlara yakın bir yere azabımız “inince uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!” Çünkü bu, kötü bir sabah olacaktır. Cezanın ve toptan imha edilmenin gerçekleştiği bir sabah olacaktır. 178-179. Bu buyruklarla onlardan yüz çevirme emri ve azabın gerçekleşeceği tehdidi tekrarlanmaktadır. Bu sûrede müşriklerin, Yüce Allah’ı nitelendirdikleri pek çirkin vasıfların bir çoğu zikredildiğinden dolayı Yüce Allah, kendi zatını bunlardan tenzih ederek şöyle buyurmaktadır: 180-181. “İzzetin sahibi” gerçek aziz, her şeyi emrine mahkum eden ve kendisini nitelendirdikleri her türlü kötülükten yüce olan “Rabbin, onların nitelendirmelerinden münezzehtir. Gönderilmiş peygamberlere selâm olsun.” Çünkü onlar, günahlardan ve kusurlardan yana selâmettedirler. Ayrıca yeri ve gökleri yoktan var eden o yüce Zatı nitelendirmeleri de şirkten yana selâmettedir, uzaktır. 182. “Âlemlerin Rabbi Allah’a da hamdolsun.” Yani bütün hamd türleri O’nundur. O, bütün alemleri kendisi ile görüp gözettiği, üzerlerine pek çok nimetleri ihsan ettiği, onlardan türlü musibetleri uzaklaştırdığı, bütün hareketlerinde, sükûnlarında ve her hallerinde işlerini çekip çevirdiği bütün fiillerinde, her türlü kâmil ve azametli sıfatlarında hamd, Yüce Allah’a aittir. Bunları yalnız O, gerçekleştirir. O bakımdan her türlü eksiklikten mukaddes ve münezzeh, bütün kemâl sıfatları dolayısı ile hamde layık olan, sevilen ve tazim olunan yalnız O’dur. O’nun peygamberleri de kusurlardan uzaktırlar. Hem onlara hem de bu hususta onlara uyanlara selam ve selamet Dünyada da âhirette de onlar esenliktedirler. O’nun düşmanları ise dünyada da âhirette de helâk ve yok olmaya mahkûmdurlar. Saffât Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Selâm olsun Muhammed’e! Bütün hayırlı işlerin nimeti ile tamamlandığı Yüce Allah’a da hamdolsun.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an, hakkın bâtılı yendiğini, bâtılın yenilgiye mahkûm olduğunu bildirir (İsrâ 17/81). Peygamberler inanç ve yaşayışta hakkın temsilcileri, hak yolunun davetçileridir. Şu halde zafer peygamberlerin ve onların temsil ettiği tevhid inancına, üstün ahlâka dayalı dinin olacak; “Allah’ın ordusu” yani peygamberler ve onların yolunu izleyenler, bâtıl ve dalâletin temsilcileri olan inkârcılara, putperestlere, hak ve adalet yolundan sapmışlara karşı galip geleceklerdir. Hayatın ârızî şartları veya inananların kendi kusurları yüzünden yahut Allah’ın bir imtihanı olarak zaman zaman aksi görülse de Allah’ın vaadi, dolayısıyla genel yasası budur. Allah, geçmişteki peygamberlere bunu müjdelemiştir ve bu müjde her dönem için geçerlidir; çünkü Râzî’nin deyimiyle, “Hayır dâimî, şer ârizîdir ve dâimî olan ârizî olandan daha güçlüdür” (XXVI, 172). Böylece bu âyetlerde Kur’an’ın birçok defa tekrarladığı ifadeyle, “inanıp iyi ve erdemli işler yapanlar”a inanç, güven, kararlılık ve iyimserlik telkin edilmektedir.
Sâffât Suresi 171. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ant olsun ki resullerimiz hakkında daha önceden Allah'ın onlara hüccet ve kuvvet lütfu ile düşmanlarına karşı muzaffer kılacakları sözü yerine gelmiştir. Şüphesiz zafer, Allah'ın kelimesi en üstün olması için Allah yolunda savaşan ordularımız içindir.