Diyanet İşlerien ayrışan
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir ayetle yüzyüze geldiklerinde, dudak büküp eğleniyorlar.
Süleyman Ateş
Bir mu'cize görseler, alay ediyorlar.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğruluğunu gösteren bir mucize gördükleri zaman ona karşı şaşırıp alaya alma hususunda aşırıya kaçarlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
12- Ne var ki sen (onlara) şaşıyorsun, onlar ise (seninle) alay ediyorlar. 13- Onlara öğüt verildiğinde öğüt almazlar. 14- Bir mucize görseler alay ederler. 15- Ve derler ki:“Bu, ancak apaçık bir büyüdür.” 16- “Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuz vakit, evet biz (bu hale geldikten sonra) mı diriltileceğiz? 17- “Geçmiş atalarımız da mı (diriltilecek)?” 18- De ki:“Evet, hem de zelil bir halde (diriltileceksiniz).” 19- O (diriliş), sadece bir çığlıktan ibaretir. Bir de bakmışsın ki onlar (kabirlerinden kalkmış) bakınmaktalar! 20- Diyecekler ki:“Vay başımıza gelen! Bu, hesap günü!” 21- “Bu, sizin yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür.”
12. “Ne var ki sen” ey peygamber! Yahut ey insan! Bunca büyük belgeleri ve şaşmaz delilleri onlara gösterdikten sonra bile onların hala öldükten sonra dirilişi yalanlamalarından ötürü “şaşıyorsun.” Gerçekten onların bu tutumları hayret edilecek, şaşılacak bir haldir. Çünkü böyle bir şeyin inkâr edilmesi, kabil değildir. Hatta onların inkârlarından daha şaşırtıcı ve daha hayrete düşürücü olan bir husus vardır. Bu da şudur:“onlar ise” öldükten sonra diriliş haberini getirenle “alay ediyorlar.” Onlar sırf inkârla yetinmediler, üstelik bir de hak söz ile alay ettiler.
13. Yine hayret edilecek bir husus da şudur ki “onlara öğüt verildiğinde” fıtrat ve akılları ile bildikleri, kavradıkları bir husus hatırlatılıp ona dikkatleri çekilecek olsa dahi ondan “öğüt almazlar.” Eğer cahilliklerinden ötürü bunu yapıyor iseler şüphesiz bu, onların çok ileri derecede ahmak olduklarına dair en büyük delildir. Çünkü onlara fıtratta yer etmiş, akıl ile kesin olarak bilinebilecek ve herhangi bir karışıklığı olmayan bir husus hatırlatılmaktadır. Eğer bilmezlikten gelerek, inat ile bunu yapıyorlarsa bu, daha hayret edilecek ve daha garip bir şeydir.
14. Yine hayret edilecek bir husus da şu ki onlara karşı bunca delil ortaya konulmasına ve en ileri akıl sahibi olanların dahi boyun eğerek kabul etmek zorunda kaldıkları mucize ve belgeler kendilerine gösterildiğinde onlarla alay ederler ve bunlardan hayrete düşerler.
15. Hayret edilecek bir diğer husus da şu ki hak kendilerine geldiği vakit ona:“Bu, ancak apaçık bir büyüdür” sözleri ile karşılık vermeleridir. Böylelikle onlar, her şeyin en yücesi ve en üstünü olan hakkı, en değersiz ve en aşağılık bir şey olan büyüyle eşdeğer gördüler.
16-17. Yine hayret edilecek bir başka husus da onların, yerin ve göklerin Rabbi olan Allah’ın kudretini bütün yönleri ile eksik ve aciz bulunan Ademoğlunun kudretine kıyas etmeleri ve öldükten sonra dirilişi çok uzak bir ihtimal görerek ve hatta inkâr ederek şöyle demeleridir:“Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuz vakit, evet biz (bu hale geldikten sonra) mı diriltileceğiz? Geçmiş atalarımız da mı?” Onların ileri sürecekleri en büyük delil ve nihai bilgileri bu sözden ibaret olduğu için Yüce Allah, Rasûlüne onları uyarıp korkutma anlamı içerecek şekilde şöyle cevap vermesini emretmiştir:
18. “De ki: Evet” Sizler de gelip geçmiş atalarınız da öldükten sonra diriltileceksiniz. “Hem de zelil bir halde” Allah’ın kudretine karşı koyma ve itaatsizlik söz konusu olmaksızın, zillet içinde, hor ve hakir olarak diriltileceksiniz.
19. “O, sadece” İsrafil’in Sûr’a üfleyeceği “bir çığlıktan ibaretir. Bir de bakmışsın ki onlar” kabirlerinden diriltilmiş “bakınmaktalar!” İlkin yaratıldıkları gibi, bütün azaları tam olarak, yalın ayak, elbisesiz ve sünnetsiz olarak diriltilecekler. Bu halde pişmanlıklarını, rüsvaylıklarını, hüsrana uğradıklarını açıkça ifade edecek ve ölmeyi şiddetle temenni edip “Vay halimize!” diyerek yakınacaklardır:
20. Yani bu, hesabın görüleceği, amellerin karşılığının verileceği gündür. Böylelikle dünyada iken kendisi ile alay ettikleri şeyi, ikrar ve itiraf etmiş olacaklardır.
21. Onlara şöyle denecek:“Bu, sizin yalanlamakta olduğunuz” kulların gerek kendi aralarındaki hususlarda, gerek kendileri ile Rableri arasındaki haklar konusunda, gerekse de kendileri ile diğer mahlukat arasındaki haklar konusunda verilcek olan “hüküm günüdür.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Verilen öğütlerden maksat, Kur’an’ın doğru inanç ve düzgün yaşayışla ilgili olarak muhataplarına yaptığı açıklamalar, inkâra sapmaları halinde dünya ve âhirette başlarına geleceklere dair uyarılar, geçmişteki inkârcı toplulukların uğradıkları felâketler hakkındaki ibret verici bilgiler; kısaca onların ıslah olup yollarını düzeltmeleri için Allah’ın âyetlerinde ve Hz. Peygamber’in hadislerinde yer alan öğütler, uyarılardır. Alaya aldıkları “ilâhî işaret” (âyet) ise Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğunu kanıtlayan mûcizeler veya öğüt ve uyarı amacı taşıyan Kur’an âyetleri ya da Allah’ın birliği, âhiret hayatının gerçekliği gibi konulara dair vahyin ortaya koyduğu kanıtlar olarak açıklanmıştır (Taberî, XXIII, 44; Râzî, XXVI, 127-128). 15. âyette inkârcılar, bütün bu öğütlere, uyarılara rağmen Resûlullah’a gelen vahyin, onun sergilediği mûcizelerin “apaçık bir sihir” olduğunu söylüyorlardı.
“Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa varlık alanına çıkardığımız başkalarını mı?” anlamında inkârcılara yöneltilen 11. âyetteki sorunun bir amacının da evreni ve ondaki varlıkları yaratan ulu kudretin, insanları yeniden diriltip hesaba çekmekten âciz olmadığını anlatmak olduğunu belirtmiştik. İbn Âşûr’a göre putperestlerin sihir olduğunu söyledikleri şey, Allah’ın çürümüş bedenlere hayat verileceğini bildiren açıklamalarıdır. Onlara göre bu, anlamsız bir iddia olup bununla dinleyenin büyü yoluyla etkilenmesi amaçlanmıştır (XXIII, 98).