Önceki ayet· 36:66Sonraki ayet· 36:68

Yâsîn Suresi 67. Ayet· 36:67

↗ Yâsîn suresi
Mekki
وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مُضِيّٗا وَلَا يَرۡجِعُونَ
Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi
Elmalılı Hamdi Yazır
Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Dilesek, onları oldukları yerde hayvana çeviririz. O zaman ne ileri gitmeye güçleri yeter ne de geri dönebilirler.
Süleyman Ateş
Dilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.9%
İngilizce
And if We willed, We could have deformed them, [paralyzing them] in their places so they would not be able to proceed, nor could they return
Fransızca
Et si Nous voulions, Nous les métamorphoserions sur place; alors ils ne sauront ni avancer ni revenir
İspanyolca
Si quisiera los habría inmovilizado en sus lugares y no podrían avanzar ni retroceder
Rusça
Если Мы пожелаем, то обезобразим их на их местах, и тогда они не смогут ни двинуться вперед, ни вернуться
Endonezce
Dan jika Kami menghendaki, pastilah Kami ubah bentuk mereka di tempat mereka berada; sehingga mereka tidak sanggup berjalan lagi dan juga tidak sanggup kembali
Bengalce
আমি ইচ্ছা করলে তাদেরকে স্ব স্ব স্থানে আকার বিকৃত করতে পারতাম, ফলে তারা আগেও চলতে পারত না এবং পেছনেও ফিরে যেতে পারত না।
Çince
假若我意欲,我必使他们在自己的家中变形,然后他们既不能前进,又不能后退;
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer onların yaratılışını ve ayakları üzerine oturmalarını dileseydik, bunu yapardık. Oldukları yerden bir yere kımıldamaya güç yetiremezlerdi. Ne ileri, ne de geri gidebilirlerdi.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
59- “Ey günahkârlar! Bugün siz (bir kenara) ayrılın.” 60- “Ey Âdemoğulları! Ben size: Şeytana ibadet etmeyin; çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır” demedim mi?” 61- “(Yalnızca) Bana ibadet edin. İşte dosdoğru yol budur.” 62- “Halbuki o, sizden pek çok nesilleri saptırmıştı. Hiç mi aklınızı kullanmıyordunuz?” 63- “İşte kendisiyle tehdit edildiğiniz cehennem!” 64- “Küfre sapmanızdan ötürü bugün girin oraya!” 65- Bugün Biz ağızlarına mühür vururuz da (dünyada) ne işlediklerini bize elleri söyler ve ayakları şahitlik eder. 66- Eğer dileseydik gözlerini silme kör ederdik de (doğru) yolu bulmak için koşuşurlardı. Ama nasıl görecekler ki? 67- Eğer dileseydik oldukları yerde hilkatlerini değiştirirdik de ne ileri gitmeye ne de geri dönmeye güçleri yetmezdi. 59. Kıyamet gününde günahkârlara şöyle denilecek:“Ey günahkârlar! Bugün siz (bir kenara) ayrılın.” Müminlerden ayrılıp tek başınıza durun. Maksat, cehenneme koymadan önce herkesin gözü önünde onları azarlamaktır. Onlara şöyle diyecek: 60. “Ey Âdemoğulları! Ben size: Şeytana ibadet etmeyin” Ona itaat etmeyin, “çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır” demedim mi?” Ben size peygamberlerin vasıtası ile bu emrimi bildirmedim mi, bunları söylemedim mi? -Bu azarın kapsamına bütün küfür ve günah türleri girmektedir. Çünkü bunların hepsi de şeytana bir itaat ve ibadettir.- Üstelik ben sizi ondan alabildiğine sakındırdım, ona itaat etmeyin diye uyardım ve onun sizi neye davet ettiğini bildirdim. 61. Ayrıca sizlere “(Yalnızca) Bana” emirlerimi yerine getirerek ve yasaklarımı terk ederek “ibadet edin.” diye emir verdim. “İşte dosdoğru yol budur.” Bana ibadet ve itaat etmek, şeytana ise isyan edip karşı çıkmak, doğru yolun ta kendisidir. Dosdoğru yola dair bütün bilgiler ve ameller bu ikisine bağlıdır. 62. Ancak sizler benim bu emrimi yerine getirmediniz, sözümü dinlemediniz. Aksine şeytanı dost edindiniz. Halbuki o şeytan “sizden pek çok nesilleri saptırmıştı. Hiç mi aklınızı kullanmıyordunuz?” Rabbinizi ve gerçek dostunuzu dost edinmeyi emredecek, sizi en büyük düşmanınızı dost edinmekten alıkoyacak aklınız yok muydu? Eğer sizin doğru işleyen bir aklınız olsa idi elbette böyle yapmazdınız. 63. Şeytana itaat edip Rahman olan Allah’a düşmanlık ettiniz, O’nun huzuruna çıkmayı yalanladınız, amellerin karşılığının verileceği kıyameti reddettiniz ve azap sözü aleyhinize hak oldu; “İşte kendisiyle tehdit edildiğiniz” ve dünyada iken kendisini yalanladığınız “cehennem!” Haydi onu kendi gözlerinizle görün. İşte o vakit kalpler dehşete kapılacak, gözler yerinden fırlayacak ve en büyük korku tahakkuk edecektir. 64. Sonra bu dehşet, cehennem ateşine atılmaları emredilince zirveye çıkacak ve onlara şöyle denilecek:“Küfre sapmanızdan ötürü bugün girin oraya!” Yani bu cehennem ateşine girin de ateşi sizi kavursun ve harareti dört bir yanınızı kuşatsın. Allah’ın âyetlerini inkâr etmiş, Allah’ın peygamberlerini yalanlamış olmanız sebebi ile bu azabınız en ileri dereceye ulaşacaktır. Yüce Allah, o bedbahtlık yurdundaki korkunç ve dehşetli hallerin açıklanması sadedinde devamla şöyle buyurmaktadır: 65. “Bugün Biz ağızlarına mühür vururuz.” Onları dilsiz kılarız da konuşamazlar. İşledikleri küfür ve yalanlama suçlarını inkâr edemezler. “(dünyada) ne işlediklerini bize elleri söyler ve ayakları şahitlik eder.” Onların kendi azaları işlediklerine tanıklık edecek, her şeyi konuşturan Allah onları da konuşturacaktır. 66. “Eğer dileseydik gözlerini” tıpkı onların konuşma kabiliyetlerini yok ettiğimiz gibi görme imkânlarını da yok ederek “silme kör ederdik de (doğru) yolu bulmak için koşuşurlardı.” Yol bulmak üzere koşuşup dururlardı. Çünkü bu izlemek istedikleri yol, cennete ulaştıracak olan yoldur. “Ama” gözleri silme kör edildiğine göre “nasıl görecekler ki?” 67. “Eğer dileseydik oldukları yerde hilkatlerini değiştirirdik.” Onları hareketsiz kılardık da “ne ileri gitmeye ne de” cehennemden uzaklaşmak için “geri dönmeye güçleri yetmezdi.” Yani bu kâfirler aleyhine azap sözü hak olmuştur. Artık ceza görmeleri kaçınılmazdır. Böyle bir durumda ise cehennem ateşinden başka bir seçenek olmayacaktır. Bu ateş, onlar tarafından görülecektir. Sırat üzerinden geçmedikçe de hiçbir kimse kurtulamayacaktır. Sırattan ise ancak nurları aydınlığında yürüyen iman ehli kimseler geçebilecektir. Bu kâfirlerin ise cehennem ateşinden kurtulacaklarına dair Allah’tan kendilerine verilmiş bir ahitleri yoktur. O, dilerse onların gözlerini silme kör yapar, bununla birlikte hareket kabiliyetlerini olduğu gibi bırakabilir. Ancak sırata (yola) doğru gitmek için birbirleri ile yarışacak olsalar bile ona giden doğru yolu bulamayacaklardır. Dilerse de hareket kabiliyetlerini yok eder ve ileri de gidemezler, geri de dönemezler. Maksat onların Sıratı geçemeyeceklerini ve böylelikle kurtulamayacaklarını anlatmaktır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Şeytana kulluktan maksat, onun kışkırtmalarına kapılmak ve telkinlerine uymak, Allah’a isyan teşkil eden buyruklarını yerine getirmektir (Taberî, XXIII, 23; İbn Atıyye, IV, 459). Başta şirk ve inkârcılık olmak üzere günahları bağışlanmayanların işitecekleri azara değinilen bu âyetlerde, kendilerine verilen cezanın yadırganacak bir şey olmadığı, şeytana kulluk edilmeyip yalnız Allah’a kulluk edilmesi gerektiği konusunda vakti zamanında gerekli uyarıların yapılmış olduğu belirtil­mektedir. İnsanlar arası ilişkilerde sorguya çekmenin normal yolu sorgulanan kişiye sorular yöneltilmesi ve onun bunlara cevap vermesidir. Bazan sorgulanan kişi muhatabını yanıltabilir veya –ağır baskı ve işkence altında dahi– doğruyu söylememekte direnebilir. Hele yalancı şahit bulabildiğinde gerçekleri saptırması daha da kolaylaşır. 65. âyette, hesap gününün bu dünyadaki tasavvurlarımıza göre düşünülmemesi ve o gün bütün hakikatlerin ayan beyan ortaya çıkacağının iyice kavranması için, mûtat konuşma organının bağlanacağı (ağızların mühürleneceği), başka bazı organların (ellerin) dile geleceği ve yalan söylemesi asla muhtemel olmayan tanıkların bulunacağı (ayakların şahitlik edeceği) belirtilmektedir (Nûr sûresinin 24. âyetinde “diller”in sahipleri aleyhine tanıklık edeceğinin belirtilmesinin bu âyetle çelişmediği, çünkü orada münafıkların durumundan söz edildiği hakkında bk. İbn Âşûr, XXIII, 50). Genellikle 66 ve 67. âyetlerin de âhiret hayatına ilişkin bir anlatım olduğu düşünülmüştür. Fakat bu ifadeleri, inkârcılardan söz eden 45-48. âyetlere ve özellikle, “Dileseydi Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz?” diye nankörlük edenleri eleştiren 47. âyete bağlamak ve şöyle açıklamak mümkündür: Evet âhirette bütün gerçekler açığa çıkacak; fakat biz dileseydik şimdi de onların gözlerini büsbütün siler, kör ediverirdik de yolu bulmak için koşuşurlardı. Bu ise imana zorlamak olurdu. O kadar açık kanıtları göremeyen veya görmemekte direnen o basiretsizler bunu böyle yapabileceğimizi nasıl idrak edecekler ki? Aynı şekilde, dileseydik onları (varlık türü olarak) değiştiriverirdik de oldukları yerde donup kalırlar, artık böyle münkirlik edemezlerdi. Bu yapılmıyorsa yapılamayacağından değil cezalarının âhirette verilmesinin irade buyrulmasından dolayıdır (Elmalılı, VI, 4037-4038). 66. âyet bütün insanları kapsayacak tarzda, “Dileseydik gözlerinin önüne inkâr perdesi çeker, basiretlerini bağlardık da artık hiç kimse doğru yolu bulamazdı. Bir düşün, o zaman yolu nasıl arar dururlardı; ama bu durumda nasıl göreceklerdi ki?” şeklinde de açıklanmıştır (İbn Atıyye, IV, 461). Burada asıl amacın müminlerin dikkatini şu noktaya çekmek olduğu söylenebilir: İman ve inkâr konusunda sağlanan seçim imkânı bir hikmete dayalıdır. Dünya hayatı iyiyi kötüden ayırmayı sağlayacak sınav alanı olarak düzenlenmiştir; şu halde imanlı insanlar birçok eziyetle karşılaşsalar da Allah’ın yardımından ümit kesmeden azimle tevhit mücadelesine devam etmelidirler (İbn Âşûr, XXIII, 51).
Yâsîn Suresi 67. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer onların yaratılışını ve ayakları üzerine oturmalarını dileseydik, bunu yapardık. Oldukları yerden bir yere kımıldamaya güç yetiremezlerdi. Ne ileri, ne de geri gidebilirlerdi.