Diyanet İşlerien ayrışan
İnanan erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler de bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Mümin erkeklerle mümin kadınları, yapmadıkları bir şeyden dolayı rahatsız edenler, bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
Süleyman Ateş
Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları yapmadıkları bir şeyle (suçlayıp) incitenler bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bir ezaya uğratılmalarını gerektirecek bir cürüm ve günah işlemedikleri halde bir söz yahut fiil ile Mümin erkeklere ve Mümin kadınlara eziyet edenler, şüphesiz bir yalan ve iftirayı yüklenmişler ve apaçık bir günah işlemişlerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
57- Allah’a ve Rasûlüne eziyet edenler var ya şüphesiz Allah, onlara dünya ve âhirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. 58- Mümin erkeklere ve mü’min kadınlara işlemedikleri şeylerden dolayı eziyet edenler, kesinlikle bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar.
57. Yüce Allah, Rasûlünün tazim edilmesini, ona salât ve selâm getirilmesini emrettikten sonra ona eziyet etmeyi yasaklamış ve böyle bir davranışa karşılık da tehditte bulunarak şöyle buyurmaktadır:“Allah’a ve Rasûlüne eziyet edenler” bu buyruk, ister sözlü, ister fiilî olsun her türlü eziyeti, sövme, hakaret, ona veya dinine dil uzatma vb. gibi ona eziyet teşkil edecek her türlü hususu kapsamına alır. “şüphesiz Allah onlara dünya ve âhirette lanet etmiş” onları rahmetinden kovup uzaklaştırmıştır. Dünyada lanete uğramalarının bir parçası da Rasûlullah’a söven ve ona eziyet eden kimsenin öldürülmesi hakkındaki hükmüdür. “Ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” Ona eziyet etmenin cezası, bu eziyette bulunanın hor ve hakir kılıcı azapta eziyete uğratılmasıdır. Allah Rasûlüne eziyet etmek, başkasına eziyet etmek gibi değildir. Çünkü kul, Allah’ın Rasûlüne iman etmedikçe Allah’a da iman etmiş olmaz. Ayrıca Allah Rasûlüne tazim edilmesi imanın gereklerindendir. Mü’minlere eziyet etmek büyük bir günah ve vebali çok büyük olduğuna göre böyle bir şeyin Peygamber’e yapılması çok çok daha büyük bir günahtır. Nitekim Yüce Allah müminlere eziyet hakkında da şöyle buyurmaktadır: 58. “Mümin erkeklere ve mü’min kadınlara işlemedikleri şeylerden dolayı” eziyet edilmelerini gerektiren herhangi bir suçları bulunmaksızın “eziyet edenler,” sebepsiz yere mü’minlere eziyet ettiklerinden dolayı “kesinlikle bir iftira ve apaçık bir günah” yükünü sırtlarına alıp “yüklenmiş olurlar.” Çünkü bu yolla mü’minlere haksızlık yapmış ve zulmetmiş, Allah’ın saygı gösterilmesini emrettiği bir yasağı da çiğnemiş olurlar. Bundan dolayı mü’minlerden bir ferde sövmek, kişinin haline ve mertebesinin yüksekliğine göre taziri (hakimin uygun göreceği bir cezaya çarptırılmayı) gerektirir. Bu nedenle sahabeye sövenlerin taziri daha ileri derecede olur. İlim adamlarına ve dine bağlı sövmenin taziri de diğerlerine göre daha büyük çapta olur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Türkçe’de genellikle çoğul şekliyle salavat olarak kullanılan salât kelimesinin kök mânası “ateşe tutmak, kızartmak”tır. İnsan kendini ya Allah’a yöneltir, O’na arzeder, O’nun şuurunda olarak yaşar veya O’ndan yüz çevirir, bu takdirde kendini ateşe tutmuş, ateşin üstüne koymuş olur. Bu kök mânadan hareketle bir dinî terim olarak kulların “salât”ı iki mâna ifade etmektedir: 1. Genel olarak dua. Çünkü dua, kulun özünü ve gönlünü Allah’a yöneltmesidir. 2. Özel olarak namaz ibadeti. Çünkü bu ibadet, kendini Allah’a vermenin, O’nun huzuruna sunmanın en güzel aracıdır, en uygun şeklidir. Müminlerin Hz. Peygamber’e salâtı, ona dua etmeleri, onu övgü ve hayırla anmalarıdır. Kendisine, “Selâmın nasıl verileceğini bildik, sana salât nasıl olacak?” diye sorulduğunda, Resûlullah namazların oturuşlarında okuduğumuz “salavât-ı şerife”yi öğretmiş, “Bana böyle salât edersiniz” demiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 33/10). Sahih kaynaklarda meleklerin salâtı da dua, övgü ve tebrik olarak açıklanmıştır (Buhârî, “Tefsîr”, 33/10). Allah’ın bir kuluna salâtı şüphe yok ki büyük bir iltifat, şeref, lutuf ve rahmettir. Ancak bunun mahiyet ve keyfiyetini bilmek mümkün değildir. Kaynaklarda bu açıdan salât, “rahmet ve övgü” şeklinde tanımlanmıştır.
43. âyette Allah’ın müminlere rahmetiyle lutuflarda bulunması, meleklerin de onlara dua etmeleri salât kelimesiyle ifade edilmiş, hemen arkasından da bu salâtın doğurduğu sonuç açıklanmıştır: İnsanı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak. Şu halde Allah’ın salâtı yalnızca övgü ve rahmetle sınırlı değildir, ona mazhar olanların gözlerini ve gönüllerini hakikate açan bir tecellidir.
“Siz de ona salât ve selâm okuyunuz” emri bağlayıcıdır, emrin yerine getirilmesi gereklidir. Ancak bunun zamanı, mekânı ve sayısı konusunda açıklama yapılmadığı için fıkıhçılar farklı yorumlar yapmışlardır. Ömürde bir defa Hz. Peygamber’e salavat okumanın ve selâm vermenin farz olduğunda ittifak vardır. Onun adı anıldıkça uygun aralıklarda aynı şeyi yapmanın müstehap (dince tavsiye edilmiş bir davranış) olduğu da ifade edilmiştir (Cessâs, III, 370; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III,1584; İbn Âşûr, XXII, 98 vd.). İbn Âşûr yaptığı araştırma sonunda sahâbenin, Hz. Peygamber’in ismi her anıldığında veya yazıldığında salavatı da okuyup yazdıklarına dair bir bilgi bulamadığını kaydetmektedir. Onun tesbitine göre sahâbe, her ismi geçtiğinde değil onun bazı fiil ve niteliklerini konuştuklarında bunu yapmışlardır. Kitapların başlangıcında salavata yer verme (salvele) âdeti Hârûnürreşîd zamanında hicrî 181 yılında başlamıştır. İsminin her geçtiği yerde salavatı okumak ve yazmak ise daha sonra, muhtemelen hicrî IV. asırda hadisçiler tarafından âdet haline getirilmiştir (s. 100-101). Ehl-i sünnet’in ilk temsilcileri salavatın Hz. Peygamber’e, kişinin gıyabında selâm vermenin ona ve diğer peygamberlere mahsus olmasını, yüz yüze selâmın bütün müminlere verileceğini bir edep olarak kabul etmişlerdir (selâmın hükmü için ayrıca bk. En‘âm 6/54; Yûnus 10/10; Nûr 24/27).