Önceki ayet· 31:8Sonraki ayet· 31:10

Lokmân Suresi 9. Ayet· 31:9

↗ Lokmân suresi
Mekki
خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٗاۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
Orada ebedi kalacaklardır. (Bu,) Allah'ın gerçek va'didir. O üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Orada ebedi kalacaklardır. (Bu,) Allah'ın gerçek va'didir. O üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek bir vaadidir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Sürekli kalacaklardır orada. Allah'ın hak vaadidir bu. Azîz'dir, Hakîm'dir O.
Süleyman Ateş
Orada ebedi kalacaklardır. (Bu,) Allah'ın gerçek va'didir. O üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
Wherein they abide eternally; [it is] the promise of Allah [which is] truth. And He is the Exalted in Might, the Wise
Fransızca
pour y demeurer éternellement, - c'est en vérité une promesse d'Allah-. C'est Lui le Puissant, le Sage
İspanyolca
Morarán en ellos por toda la eternidad. La promesa de Dios siempre se cumple. Él es el Poderoso, el Sabio
Rusça
Они пребудут в них вечно согласно истинному обещанию Аллаха. Он - Могущественный, Мудрый
Endonezce
mereka kekal di dalamnya, sebagai janji Allah yang benar. Dan Dia Mahaperkasa, Mahabijaksana
Bengalce
সেখানে তারা চিরকাল থাকবে। আল্লাহর ওয়াদা যথার্থ। তিনি পরাক্রমশালী ও প্রজ্ঞাময়।
Çince
而永居其中。这是安拉的真实的应许,他确是万能的,确是至睿的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Orada (ebedî) kalacaklardır. Bu, üzerinde şüphe olmayan hak bir vaattir. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- hiç kimsenin kendisiyle mücadele edemeyeceği mutlak galiptir. Yaratmasında, takdir etmesinde ve din olarak hüküm koymasında hikmet sahibidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
6- İnsanlardan kimisi bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve o âyetleri eğlence edinmek için boş sözleri satın alırlar. İşte onlar için alçaltıcı bir azap vardır. 7- Ona âyetlerimiz okunduğu zaman sanki onları işitmemiş gibi, dahası iki kulağı da sağırmış gibi (davranıp) kibirlenerek yüz çevirir. Sen ona can yakıcı bir azabı müjdele! 8- İman edip salih ameller işleyenler içinse Naîm cennetleri vardır. 9- Onlar orada ebedî kalacaklardır. Bu, Allah’ın hak bir vaadidir. O, Azîzdir, Hakîmdir. 6. Yani “insanlardan kimisi” mahrumdur, ilâhî yardıma mazhar olmaz. “Bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve o âyetleri eğlence edinmek için boş sözleri satın alırlar.” Bir şeye karşılık bedel ödeyen kimsenin yaptığı gibi bunlara arzuyla yönelir ve onları tercih ederler. “Boş sözler/lehvu’l-hadis”, kalpleri oyalayıp duran ve onları en üstün maksatlara yönelmekten alıkoyan sözlerdir. Bunun kapsamına haram olan bütün sözlerle boş, bâtıl ve hezeyan türünden olan bütün sözler girmektedir. Küfrü, fasıklığı ve isyanı teşvik eden sözler, hakkı reddeden, hakkı batılla çürütmek maksadı ile batılı ileri sürerek mücadele edenlerin sözleri, gıybet, nemime, yalan, sövme, küfür, şarkı, şeytanî çalgılar, din ve dünya açısından herhangi bir faydası bulunmayan boşa vakit geçirici ve oyalayıcı maceralar/hikayeler de bu kabildendir. İşte bu tipten olan insanlar, boş sözleri hidâyete ileten sözlere tercih eder, satın alırlar. Bundan maksatları ise “bilgisizce” insanları “Allah’ın yolundan saptırmak” tır. Yani bu kimseler yaptıkları işlerle kendileri saptıktan sonra başkalarını da saptırırlar. Çünkü başkalarını saptırmak, fiilen sapmanın bir sonucudur. Bu sözlerle başkalarını saptırmak ise onları faydalı sözlerden, faydalı işlerden, apaçık haktan ve dosdoğru yoldan alıkoymaktır. Böyle bir şeyi gerçekleştirmek ise ancak Allah’ın âyetlerinin getirmiş olduğu hakkı ve hidâyeti tenkit etmek, ona dil uzatmak, “ve o âyetleri eğlence edinmek”le mümkün olur. Böylece o âyetlerle ve o âyetleri getirenlerle alay ederler. Böyle bir kimse batılı övüp ona teşvik edince ve hakka dil uzatıp hem onla hem de hak ehliyle alay edince bilgi sahibi olmayan kimseleri saptırmış olurlar. Bu sapan kimselerin ayırt edemedikleri ve hakikatini de bilmedikleri o sözleri onlara telkin etmek suretiyle onları aldatırlar. “İşte onlar için” saptıkları, saptırdıkları, Allah’ın âyetleri ile alay ettikleri ve apaçık hakkı inkâr ettikleri için “alçaltıcı bir azap vardır.” Bundan dolayı Yüce Allah, bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: 7. “Ona âyetlerimiz” kendilerine iman edip itaat etsin diye “okunduğu zaman sanki onları işitmemiş gibi, dahası iki kulağı da sağırmış” da sesler kulağına varmıyormuş “gibi (davranıp) kibirlenerek yüz çevirir.” Yani böyle bir kimse, bu âyetleri reddeden bir edâ ile ve büyüklenerek onlardan yüz çevirir. Bu âyetler kalbine girmez, ona hiçbir şekilde etki etmez, aksine o bu âyetlerden yüz çevirir ve sağır kesilir. İşte böyle birisini hidâyete iletmenin imkanı yoktur. “Sen ona can yakıcı bir azabı müjdele!” Kalbini yasa ve üzüntüye boğacak, yüzünü kedere ve karanlığa gömecek, toz duman içinde kalmasına neden olacak bir müjdeyi ver ona! Bu, kalbine ve bedenine acı ve ızdırap verecek, miktarı bilinemeyen, büyüklüğü idrâk edilemeyen bir azaptır. İşte kötülük işleyenlerin müjdesi budur. Bu ne kötü bir müjdedir! Hayır ehli kimselerin müjdesine gelince o da şöyledir: 8. “İman edip salih ameller işleyenler” iman ederek batınî ibadeti, İslâm’ın gereklerini yerine getirerek ve salih amel işleyerek de zahiri ibadeti bir araya getiren kimseler için “Naîm cennetleri vardır.” Dünyada iken işlediklerine karşılık, onların müjdesi ve onlara sunulacak olan ikram bu olacaktır. 9. “Onlar orada” yani ruh ve bedenin, nimetlere gark olacağı Naim cennetlerinde “ebedî kalacaklardır.”“Bu, Allah’ın hak bir vaadidir.” Bunun yerine getirilmemesi, değiştirilmesi veya değişikliğe uğratılması imkânsızdır. “O, Azîzdir, Hakîmdir.” İzzeti de hikmeti de kâmildir. İzzet ve hikmetinin bir tecellisi de insanlar hakkındaki bilgisi, ilmi ve hikmeti gereğince; kimisini imana muvaffak kılması, kimisini de böyle bir muvaffakiyetten mahrum bırakması ve bu hususta ona yardım etmemesidir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Dünyada maddî haz ve mutluluktan başka gayeleri olmayan insanlar, başkalarını da bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak, alıkoymak, boş şeylerle uğraşmak maksadıyla akıl ve bilgi temeline dayanmayan anlamsız, içi boş sözlere (veya bir yoruma göre) çalgılı eğlencelere kendilerini kaptırır, hayatın gayesini bunlardan ibaret görür, bunlara para harcar; bunları konuşup bunları dinlerler; Allah’ın hikmetli, anlam yüklü ve dolayısıyla kurtarıcı âyetleri kendilerine okunduğunda ise büyüklenerek bunlara kulak tıkayıp sırt çevirirler. Böylece inançlı ve inkârcı kesimler arasındaki temel bir mantık ve zihniyet farkı ortaya konmaktadır. “Eğlendirici söz” diye çevirdiğimiz 6. âyetteki lehve’l-hadîs deyimi klasik tefsirlerin çoğunda mûsiki olarak açıklanmış ve bazı tefsirlerde bu âyete dayanılarak şarkı söylemenin, çalgı çalmanın, dinlemenin, bu işin ticaretini yapmanın haram olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu deyimin şirk inancı içeren sözler veya daha genel olarak insanlar için herhangi bir fayda getirmeyen boş ve lüzumsuz konuşmalar olduğu yolunda görüşler de zikredilmektedir (bu görüşler için bk. Taberî, XXI, 60-63). İmam Mâlik bir soru üzerine âyetteki “Allah yolundan saptırmak için” ifadesine dayanarak, “Eğer (müzik) insanı Allah’a karşı görevlerinden alıkoyuyorsa haramdır” demiştir (Kurtubî, XIV, 54). Kurtubî mûsikinin haram olduğu yolunda aktarılan bazı rivayetleri sıraladıktan sonra ünlü fıkıh bilgini Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’ye (bk. Ahkâmü’l-Kur’ân, III, 1494) dayanarak kendi görüşünü özetle şöyle belirtir: İnsanların kötü duygularını tahrik eden, haramları öven şarkıların haram olduğu açıktır; ancak bu tür sakıncalar taşımayan mûsiki bayram, düğün gibi sevinçli ve mutlu zamanlarda veya dinlenmeye ve rahatlamaya ihtiyaç duyulduğu durumlarda câizdir (XIV, 55-56). Bize göre –Taberî’nin de belirttiği gibi (XXI, 63)– lehve’l-hadîs deyiminin özel olarak şarkı ve mûsiki anlamına geldiğine dair âyette herhangi bir işaret bulunmadığına göre bu deyimin anlamını mûsiki olarak sınırlamak doğru değildir. Bu iki âyette özetlenen inkârcı psikoloji ve tavır dikkate alındığında bunun, genel olarak müşriklerin, ilâhî mesajın insanlar üzerindeki etkisini kırmak veya onları alay ve eğlence konusu yapmak için ileri sürdükleri içi boş iddialar, laf cambazlıkları şeklinde yorumlanması uygun olur. Nitekim 6. âyetteki “bi-gayri ilm” (bilgisiz olarak) tabiri de bunu desteklemektedir. Eğer mûsiki, şiir vb. etkinlikler böyle bir kötü amaca alet ediliyorsa bunu yapanlar da âyetteki eleştiri kapsamına girer. Ayrıca burada, sadece o dönemdeki inkârcıların söz konusu tutumları değil, hangi dönemde olursa olsun “Allah’ın yolu”nu tıkama amacına yönelik zihniyet ile bunun ürünü olan tavır, tenkit ve faaliyetler de eleştirilmektedir. “Tür” diye çevirdiğimiz zevc kelimesi, sözlükte “eş, bir şeyin zıt yönden dengi, eşiti, birleşik varlığın her bir ögesi” anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî kelimeyi, “varlıklar topluluğunu oluşturan her bir tür” anla­mın­da da açıklamış olup (el-Müfredât, “zvc” md.) meâlde bu açıklama dikkate alınmıştır.
Lokmân Suresi 9. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Orada (ebedî) kalacaklardır. Bu, üzerinde şüphe olmayan hak bir vaattir. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- hiç kimsenin kendisiyle mücadele edemeyeceği mutlak galiptir. Yaratmasında, takdir etmesinde ve din olarak hüküm koymasında hikmet sahibidir.