Kitap ehlinden bir takımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Kitap ehlinden bir takımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Kitap ehlinden bir grup sizi saptırmak istediler, halbuki sırf kendilerini saptırıyorlar da farkına varmıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Kitap ehlinden bir zümre, sizi bir saptırabilseler diye arzu ettiler. Oysaki onlar, kendilerinden başkasını saptırmazlar. Ama bunu fark etmiyorlar.
Süleyman Ateş
Kitap ehlinden bir grup istedi ki sizi saptırsınlar. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar; fakat farkında değiller.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.7%
İngilizce
A faction of the people of the Scripture wish they could mislead you. But they do not mislead except themselves, and they perceive [it] not
Fransızca
Une partie des gens du Livre aurait bien voulu vous égarer. Or ils n'égarent qu'eux-mêmes; et ils n'en sont pas conscients
İspanyolca
Un grupo de la Gente del Libro desea extraviarlos, pero sin darse cuenta, solo se extravían a sí mismos
Rusça
Часть людей Писания желает ввести вас в заблуждение. Однако они вводят в заблуждение только самих себя и не ощущают этого
Endonezce
Segolongan Ahli Kitab ingin menyesatkan kamu. Padahal (sesungguhnya), mereka tidak menyesatkan melainkan diri mereka sendiri, tetapi mereka tidak menyadari
Bengalce
কোন কোন আহলে-কিতাবের আকাঙ্খা, যাতে তোমাদের গোমরাহ করতে পারে, কিন্তু তারা নিজেদের ছাড়া অন্য কাউকেই গোমরাহ করে না। অথচ তারা বুঝতে পারে না।
Ey Müminler! Kitap ehlinden olan Yahudi ve Hristiyan din adamları Allah'ın sizleri ulaştırdığı hak yoldan saptırmayı temenni etmektedirler. Oysa onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Çünkü onların müminleri saptırmak için çabalamaları kendilerinin sapkınlığını arttırmaktadır ve onlar yaptıklarının sonucunu da bilmemektedirler.
69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Önceki âyetlerde Ehl-i kitap’la diyalog için gerekli fikrî temeller oluşturulduktan sonra bu âyet ve devamında bu kesimin diyalogu engelleyen davranışlarına değinilmektedir. Önce 69. âyette bazı Ehl-i kitap mensuplarının müslümanları hak yoldan saptırma arzularına ve bunu gerçekleştirme gayreti içinde olduklarına, 72. âyette de onlardan bir grubun bu amaca ulaşmak için hazırlayıp uygulamaya koyduğu bir komploya işaret edilmiştir.
Bu âyetlerin her ikisinde dikkat çeken bir husus, yerilen bu niyet ve uygulamaların Ehl-i kitap’tan bir gruba nisbet edilmesi, bütün Ehl-i kitabın müslümanları saptırma arzusu içinde oldukları ve bu uğurda komplolar düzenledikleri şeklinde bir ithamın yer almamasıdır. Ancak 69. âyetteki tesbiti takiben 70 ve 71. âyetlerde “Ey Ehl-i kitap!” tarzında genel bir hitap yer almış olup, bunu iki şekilde açıklamak mümkündür:
a) Onların bütün bu olumsuz düşüncelerine rağmen, diyalogun sürdürülmesi için 64. âyetteki hitap tarzı korunmuş ve “kitap ehli” denerek karşı tarafa değer verilmiştir. Nitekim muhataplar çok ağır bir kusur işledikleri halde, onları dışlayan bir ifade kullanılmamakta, gerçekler üzerinde düşünmeye davet eden soru cümleleriyle yanlış yolda oldukları hatırlatılmaktadır. b) Anılan arzu ve yöneliş onlardan bir gruba ait olmakla beraber, diğer Ehl-i kitap mensupları bu tavrın yanında yer almış olduklarından soyut biçimdeki kınama ve eleştiri ifadesi bütün Ehl-i kitaba yöneltilmiştir.
Âyetin “Ehl-i kitap’tan bir kısmı” diye çevrilen bölümünde yer alan “min” edatının, “onlardan bir kesim”i yani “ileri gelenleri” ve “din adamları kesimi”ni ifade ettiğini veya cins belirtmek üzere “bütün Ehl-i kitap” anlamına açık olduğunu düşünmek –dil bilgisi açısından– mümkünse de (bk. İbn Atıyye, I, 452), âyetlerin önü ve sonu, üçüncü mânaya göre yorum yapmaya elverişli görünmemektedir.
69. âyette “keşke” anlamına gelen “lev” kelimesi kullanılarak onların bu arzularının sonuç vermeyen bir yöneliş düzeyinde kaldığı belirtilmiştir. Bu sebeple âyete “… istediler ki sizi saptırsınlar şeklinde” mâna verilmiştir. Onların gerçekte kendilerini saptırmış olmaları değişik şekillerde açıklanmış olup bu yorumlardan bazıları şöyledir: a) Başkalarını saptırma niyet ve çabalarından dolayı ağır bir azabı hak etmiş olmakta ve kendilerine yazık etmektedirler. Nitekim bir âyette (Nahl 16/25) başkalarını saptırmaya çalışanların kendi kötü fiillerinin günahının yanı sıra başkalarına verdikleri zarar sebebiyle katlanmış cezaya çarptırılacakları bildirilmiştir. b) Kendilerini hidayet ve hakikat yolundan uzaklaştırarak dalâlet içinde kalmaktadırlar. c) Müminleri saptırma çabaları sonuç vermeyince hüsrana ve hayal kırıklığına uğramaktadırlar (Râzî, VIII, 90-91). M. Reşîd Rızâ bunlardan sonuncu yorumun âyetteki “farkına varmıyorlar” açıklaması ile bağdaşmadığına dikkat çeker (III, 332).
Ey Müminler! Kitap ehlinden olan Yahudi ve Hristiyan din adamları Allah'ın sizleri ulaştırdığı hak yoldan saptırmayı temenni etmektedirler. Oysa onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Çünkü onların müminleri saptırmak için çabalamaları kendilerinin sapkınlığını arttırmaktadır ve onlar yaptıklarının sonucunu da bilmemektedirler.