Önceki ayet· 3:153Sonraki ayet· 3:155

Âl-i İmrân Suresi 154. Ayet· 3:154

↗ Âl-i İmrân suresi
Medeni
ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيۡكُم مِّنۢ بَعۡدِ ٱلۡغَمِّ أَمَنَةٗ نُّعَاسٗا يَغۡشَىٰ طَآئِفَةٗ مِّنكُمۡۖ وَطَآئِفَةٞ قَدۡ أَهَمَّتۡهُمۡ أَنفُسُهُمۡ يَظُنُّونَ بِٱللَّهِ غَيۡرَ ٱلۡحَقِّ ظَنَّ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِۖ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ ٱلۡأَمۡرِ مِن شَيۡءٖۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَمۡرَ كُلَّهُۥ لِلَّهِۗ يُخۡفُونَ فِيٓ أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبۡدُونَ لَكَۖ يَقُولُونَ لَوۡ كَانَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَمۡرِ شَيۡءٞ مَّا قُتِلۡنَا هَٰهُنَاۗ قُل لَّوۡ كُنتُمۡ فِي بُيُوتِكُمۡ لَبَرَزَ ٱلَّذِينَ كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَتۡلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمۡۖ وَلِيَبۡتَلِيَ ٱللَّهُ مَا فِي صُدُورِكُمۡ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah'a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır". Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: "Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik". Onlara şöyle söyle: "Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra bu kederin ardından üzerinize, içinizden bir grubu sarıp kuşatan, güven verici bir uyku indirdi. Bir grup da -gerçekten onlar kendi canlarının derdine düşmüştü- Allah hakkında gerçek dışı sanılara, cahiliye düşüncelerine kapılıyordu. "Şu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Emir/iş ve oluş tümüyle Allah'ındır." Öz benliklerinde, sana açıklamaz oldukları şeyler saklıyorlar. Diyorlar ki: "Bu işten bizim lehimize bir şey olsaydı, şuracıkta öldürülmezdik." Söyle onlara: "Evlerinizde kalsaydınız bile, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, uzanacakları yerleri muhakkak boylayacaklardı." Bu, Allah, göğüslerinizdekini denesin, kalplerinizdekini ortaya çıkarsın diyedir. Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Sonra o üzüntünün ardından (Allah) size bir güven, bir kısmınızı bürüyen bir uyku indirdi; bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı cahiliyye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlar: "Bu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah'a aittir." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: "Bu işten bize bir fayda olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, yine üzerine öldürülme(si) yazılmış olanlar, mutlaka (vurulup) yatacakları yeri boylardı. Allah göğüslerinizdekini denemek, kalblerinizdekini açığa çıkarmak için (bunları başınıza getirdi)". Allah göğüslerin özünü bilir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.3%
İngilizce
Then after distress, He sent down upon you security [in the form of] drowsiness, overcoming a faction of you, while another faction worried about themselves, thinking of Allah other than the truth - the thought of ignorance, saying, "Is there anything for us [to have done] in this matter?" Say, "Indeed, the matter belongs completely to Allah." They conceal within themselves what they will not reveal to you. They say, "If there was anything we could have done in the matter, some of us would not have been killed right here." Say, "Even if you had been inside your houses, those decreed to be killed would have come out to their death beds." [It was] so that Allah might test what is in your breasts and purify what is in your hearts. And Allah is Knowing of that within the breasts
Fransızca
Puis Il fit descendre sur vous, après l'angoisse, la tranquillité, un sommeil qui enveloppa une partie d'entre vous, tandis qu'une autre partie était soucieuse pour elle-même et avait des pensées sur Allah non conformes à la vérité, des pensées dignes de l'époque de l'Ignorance. - Ils disaient: «Est-ce que nous avons une part dans cette affaire?» Dis: «L'affaire toute entière est à Allah.» Ce qu'ils ne te révèlent pas, ils le cachent en eux-mêmes: «Si nous avions eu un choix quelconque dans cette affaire, disent-ils, Nous n'aurions pas été tués ici.» Dis: «Eussiez-vous été dans vos maisons, ceux pour qui la mort était décrétée seraient sortis pour l'endroit où la mort les attendait. Ceci afin qu'Allah éprouve ce que vous avez dans vos poitrines, et qu'Il purifie ce que vous avez dans vos cœurs. Et Allah connaît ce qu'il y a dans les cœurs
İspanyolca
Luego de pasada la tribulación, Dios hizo descender sobre ustedes una seguridad y los envolvió en un sueño. Mientras tanto, otro grupo estaba preocupado tan solo por su suerte y pensaban equivocadamente acerca de Dios, a la manera de los paganos, diciendo: "¿Acaso obtuvimos lo que se nos prometió?" Diles: "Todo asunto depende de Dios". Ellos ocultan en sus corazones [la incredulidad] que no te manifiestan. Dicen: "Si nos hubieran consultado, no habría muertos aquí". Respóndeles: "Aunque hubieran permanecido en sus hogares, la muerte habría sorprendido en sus lechos a aquellos para los que estaba decretada". Dios quiso probarlos para evidenciar sus verdaderos sentimientos y purificar sus corazones. Dios bien sabe lo que encierran los pechos
Rusça
После печали Он ниспослал вам успокоение - дремоту, охватившую некоторых из вас. Другие же были озабочены размышлениями о себе. Они несправедливо думали об Аллахе, как это делали во времена невежества, говоря: «Могли ли мы сами принять какое-нибудь решение (или получим ли мы что-нибудь от этого дела)?». Скажи: «Дела (или решения) целиком принадлежат Аллаху». Они скрывают в своих душах то, чего не открывают тебе, говоря: «Если бы мы сами могли принять какое-нибудь решение (или если бы мы чтонибудь получили от этого дела), то не были бы убиты здесь». Скажи: «Даже если бы вы остались в своих домах, то те, кому была предначертана гибель, непременно вышли бы к месту, где им суждено было полечь, и Аллах испытал бы то, что в вашей груди, и очистил бы то, что в ваших сердцах. Аллаху известно о том, что в груди»
Endonezce
Kemudian setelah kamu ditimpa kesedihan, Dia menurunkan rasa aman kepadamu (berupa) kantuk yang meliputi segolongan dari kamu,155) sedangkan segolongan lagi156) telah dicemaskan oleh diri mereka sendiri; mereka menyangka yang tidak benar terhadap Allah seperti sangkaan jahiliah.157) Mereka berkata, "Adakah sesuatu yang dapat kita perbuat dalam urusan ini?" Katakanlah (Muhammad), "Sesungguhnya segala urusan itu di tangan Allah." Mereka menyembunyikan dalam hatinya apa yang tidak mereka terangkan kepadamu. Mereka berkata, "Sekiranya ada sesuatu yang dapat kita perbuat dalam urusan ini, niscaya kita tidak akan dibunuh (dikalahkan) di sini." Katakanlah (Muhammad), "Meskipun kamu ada di rumahmu, niscaya orang-orang yang telah ditetapkan akan mati terbunuh itu keluar (juga) ke tempat mereka terbunuh." Allah (berbuat demikian) untuk menguji apa yang ada dalam dadamu dan untuk membersihkan apa yang ada dalam hatimu. Dan Allah Maha Mengetahui isi hati
Bengalce
অতঃপর তোমাদের উপর শোকের পর শান্তি অবতীর্ণ করলেন, যা ছিল তন্দ্রার মত। সে তন্দ্রায় তোমাদের মধ্যে কেউ কেউ ঝিমোচ্ছিল আর কেউ কেউ প্রাণের ভয়ে ভাবছিল। আল্লাহ সম্পর্কে তাদের মিথ্যা ধারণা হচ্ছিল মুর্খদের মত। তারা বলছিল আমাদের হাতে কি কিছুই করার নেই? তুমি বল, সবকিছুই আল্লাহর হাতে। তারা যা কিছু মনে লুকিয়ে রাখে-তোমার নিকট প্রকাশ করে না সে সবও। তারা বলে আমাদের হাতে যদি কিছু করার থাকতো, তাহলে আমরা এখানে নিহত হতাম না। তুমি বল, তোমরা যদি নিজেদের ঘরেও থাকতে তবুও তারা অবশ্যই বেরিয়ে আসত নিজেদের অবস্থান থেকে যাদের মৃত্যু লিখে দেয়া হয়েছে। তোমাদের বুকে যা রয়েছে তার পরীক্ষা করা ছিল আল্লাহর ইচ্ছা, আর তোমাদের অন্তরে যা কিছু রয়েছে তা পরিষ্কার করা ছিল তাঁর কাম্য। আল্লাহ মনের গোপন বিষয় জানেন।
Çince
在忧患之后,他又降安宁给你们,使你们中一部分人瞌睡;另一部分人则为自身而焦虑,他们像蒙昧时代的人一样,对安拉妄加猜测,他们说:“我们有一点胜利的希望吗?”你说:“一切事情,的确都是安拉所主持的。”他们的心里怀着不敢对你表示的恶意;他们说:“假若我们有一点胜利的希望,我们的同胞不致阵亡在这里。”你说:“假若你们坐在家里,那么,命中注定要阵亡的人,必定外出,走到他们阵亡的地方;(安拉这样做),以便试验你们的心事,锻炼你们心中的信仰。安拉是全知心事的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sonra (Allah) bu darlık ve kederin ardından güven ve sükûnet indirdi. Sizden bir grubu -onlar Allah'ın vaadine güvenenlerdir- kalplerindeki güven ve sükûnetten dolayı uyuklama bürüdü. Bir diğer topluluk güven ve uyuklamaya nail olamadı. Onlar yalnızca kendi selametlerini önemseyen münafıklardan başkası değildi. Onlar endişe ve korku içindeydi. Allah'ın kadrini hakkıyla bilemeyen cahiliye ehlinin zannı gibi Allah hakkında suizanda bulunarak Allah'ın resulüne yardım etmeyeceği ve kullarını desteklemeyeceği zannına kapıldılar. Allah hakkındaki cehaletlerinden dolayı o münafıklar şöyle dedi: "Savaşa çıkmak için bir görüş bildirmedik, eğer bize kalsaydı savaşmak için çıkmazdık." -Ey Peygamber!- Cevap olarak onlara de ki: “Bütün iş, Allah’ındır. O dilediğini takdir eder, dilediği gibi hükmeder ve O sizin çıkmanızı da takdir edendir." Münafıklar suizanlarını ve şüphelerini içlerinde gizliyor, sana belli etmiyor ve şöyle diyorlardı: "Eğer (savaşa) çıkma konusunda bizim bir görüşümüz olsaydı burada öldürülmezdik." -Ey Peygamber!- Onlara cevap olarak de ki: Eğer savaş meydanından ve ölümden uzak evlerinizde olsaydınız Allah'ın ölümünü yazdığı kişi öldürüleceği yere doğru çıkıp gidecekti. Allah, bunu göğüslerinizdeki niyet ve kastı denemek, kalplerinizdeki iman ve nifakı ayırt etmek için yaptı. Allah, kullarının göğüslerinde olanı hakkıyla bilendir. Kalplerdeki hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
153- Hani Peygamber arkanızdan size seslenip dururken siz, hiç kimseye dönüp bakmadan uzaklaşıyordunuz. Kaybettiklerinize ve başınıza gelenlere üzülmeyesiniz diye Allah, size keder üstüne keder vererek sizi cezalandırdı. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. 154- Sonra o kederin ardından üzerinize bir emniyet, içinizden bir grubu örtüp bürüyen bir uyuklama indirdi. Bir grup da canlarının sevdasına düşmüşlerdi. Allah’a karşı hakkın dışında cahiliyet zannı gibi bir zan besliyorlardı. “Bu işten bize bir şey var mı?” diyorlardı. De ki:“Her şey Allah’ın elindedir.” Onlar sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizliyorlar. “Bizim bu işten bir payımız olsaydı burada öldürülmezdik” diyorlar. De ki:“Evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine öldürülmeleri yazılmış olanlar (ölüp) yatacakları yerlere çıkıp giderlerdi. Allah göğüslerinizdekini sınamak ve kalplerinizdekini temizlemek için (böyle yaptı). Allah kalplerin özünü çok iyi bilendir.” 153. Yüce Allah onların savaşta bozguna uğradıkları durumu hatırlatmakta ve bu sebeple onları azarlayarak şöyle buyurmaktadır:“Hani Peygamber arkanızdan size seslenip dururken” yani kaçanların arkasından “Ey Allah’ın kulları, bana dönün” diye seslenirken; siz ona dönüp bakmıyordunuz, ona doğru gitmiyordunuz. Esasında bizatihi kaçmak bile kınanmayı gerektiren bir husustur. Peygamberin çağrısının kabul edilmesi, kişinin kendisini kurtarmasından önce gelmelidir. O bakımdan sizin bu çağrıyı kabul etmekten geri kalmak sureti ile kınanmayı hak edişiniz, daha da ileri bir dereceyi bulmuştur. “Siz hiç kimseye dönüp bakmadan uzaklaşıyordunuz” gayretle kaçışıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. Yani sizden kimse kimseye yönelmiyor, onun ne yaptığına bakmıyordu. Bütün yaptığınız kaçmaktan ve savaştan kurtulmaktan ibaretti. Hâlbuki sizin için büyük bir tehlike de yoktu. Çünkü siz düşmanın önünde bulunup onlarla savaşa girişen en son kimseler değildiniz. Bu şekilde Rasûlün çağrısına uymadığınız için “kaybettiklerinize” ilâhi yardım ve zafere “ve başınıza gelenlere” bozgun, öldürülme ve yaralanmalara “üzülmeyesiniz diye Allah size keder üstüne keder vererek cezalandırdı.” Ardı arkasına kederlerle sizi cezalandırdı. Zaferi ve ganimeti kaybetmek sebebi ile bir keder, yenilgiye uğramanız dolayısı ile bir keder ve bütün bu kederleri size unutturan bir keder ki o da Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in öldürüldüğünü işitmenizdi. Fakat Yüce Allah lütfu ile ve kullarına merhameti dolayısı ile bütün bu işlerin bir araya gelmesini mü’min kulları için hayırlı bir iş olarak takdir etmişti. Çünkü daha sonra kesin olarak Allah Rasûlü’nün öldürülmediğini anlayınca artık karşılaştığınız bütün musibetler size hafif geldi. Her türlü musibet ve mihnete karşı büyük bir teselli olan onun varlığı ile sevindiniz. Hiç şüphesiz Yüce Allah, bela ve mihnetler içerisinde pek çok sır ve hikmetleri de saklı tutar. Bütün bunlar Yüce Allah’ın sizin amellerinizden, zahir ve batınlarınızdan tam anlamı ile haberdar olmasının bir tecellisidir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır” buyurmaktadır. Yüce Allah’ın:“Kaybettiklerinize ve başınıza gelenlere üzülmeyesiniz diye” buyruğunun şu anlama gelme ihtimali de vardır: O’nun, bu gam ve kederi hakkınızda takdir etmesi, musibetlere karşı sabretmeye alışmanız, nefislerinizin bu işlere yatkın hale gelmesi ve zorluklara kolaylıkla katlanabilmeniz içindir. 154. “Sonra” size isabet eden “o kederin ardından üzerinize bir emniyet, içinizden bir grubu örtüp bürüyen bir uyuklama indirdi.” Şüphesiz ki bu, Allah’ın onlara bir rahmeti, bir ihsanı, kalplerine verdiği bir sebat ve ileri derecede bir huzur idi. Çünkü korkan bir kimse, içindeki korkudan dolayı uyuklayamaz. Korku kalpten gitti mi ancak o vakit uyuklama mümkün olur. Yüce Allah’ın kendilerine uyuklama nimetini verdiği bu kesim, Allah’ın dinini egemen kılmaktan, Allah ve Rasûlü’nün rızasını ve müslüman kardeşlerin maslahatını elde etmek düşüncesinden başka bir istekleri olmayan mü’minlerdir. “Canlarının sevdasına düşmüşlerdi” bu kesim, münafıklıkları yahut imanlarındaki zaaf sebebi ile canlarından başka bir şey düşünemiyorlardı. Bundan dolayı bunlara diğerlerine gelen uyuklama gelmemişti. Bunlar:“Bu işten bize bir şey var mı?” diyorlardı. Buradaki soruları inkâr amaçlıdır. Yani bizim bu işte; yardım, zafer ve üstünlükte hiçbir payımız olamaz, diyorlardı. Böylelikle Rableri, dini ve Rablerinin peygamberi hakkında kötü zan besliyorlar, Yüce Allah’ın peygamberinin dinini tamamlamayacağını ve bu bozgunun Allah’ın dini aleyhine nihai bir hüküm ve kesin bir sonuç olacağını zannediyorlardı. Yüce Allah böylelerine cevap olarak şöyle buyurmaktadır:“De ki: Her şey Allah’ın elindedir.” Buradaki “emir (şey)” kelimesi hem kaderî hem de şer’î emirleri kapsamaktadır. Yani her bir şey, Allah’ın kaza ve kaderi iledir, demektir. Güzel sonuç olan yardım ve zafer, Allah’ın dostlarına ve ona itaat edenleredir. İsterse o olaylar başlarından geçmiş olsa dahi. “Onlar” münafıklar “sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizliyorlar.” Daha sonra Yüce Allah onların gizledikleri hususu açıklayarak şöyle buyurmaktadır: “Bizim bu işten bir payımız olsaydı burada öldürülmezdik diyorlar.” Yani eğer bu olay ile ilgili bizim görüşümüz ve bize danışılırken açıkladıklarımız kabul edilmiş olsa idi burada öldürülmezdik. Bu sözleri ile onlar inkâra sapmış oluyorlar, Allah’ın kaderini yalanlıyorlar, Allah Rasûlü’nün ve ashabının görüşlerinin mantıksız olduğunu söylemiş oluyorlar; diğer taraftan kendi kendilerini de tezkiye ediyorlardı. Yüce Allah ise onların bu kanaatlerini şöylece reddetmektedir:“De ki: evlerinizde” yani öldürülme ihtimalinin en uzak olduğu yer olan o yerlerde “olsaydınız bile üzerlerine öldürülmeleri yazılmış olanlar (ölüp) yatacakları yerlere çıkıp giderlerdi.” O halde sebepler -ne kadar büyük olursa olsun- ancak ve ancak kader ve kazaya aykırı olmadıkları takdirde fayda sağlayabilirler. Eğer sebepler ilâhi kadere ters ise hiçbir fayda sağlayamazlar; aksine Allah’ın Levh-i Mahfuz’da yazmış olduğu -ölüm ya da hayatta kalma- hükmü mutlaka yerini bulur. “Allah göğüslerinizdekini sınamak” kalplerinizde bulunan münafıklık, iman ve iman zaafiyetini imtihan etmek “kalplerinizdekini temizlemek” kalplerinizi şeytanın vesveselerinden ve bu vesveselerden etkilenen kötü niteliklerden temizlemek “için (böyle yaptı).”“Allah kalplerin özünü” kalplerinde bulunanları ve onların sakladıklarını “çok iyi bilendir.” O bakımdan O, ilim ve hikmetinin gereği olarak kalplerde gizli bulunanları ve işlerin sırlarını açığa çıkartacak sebepleri takdir etmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Uhud Savaşı’ndaki bozgunun ardından yüce Allah müslümanları büyük kederlere uğrattıktan sonra, cesaret ve metanetini yitirmeden, eninde sonunda Hz. Peygamber’in zafere kavuşacağına inanan ve onunla birlikte düşmana karşı var gücüyle vuruşan bir gruba hafif bir uyuklama hali vererek dinlenmelerini ve heyecanlarının yatışmasını sağlamıştı. Almış oldukları yaralardan dolayı acılar içerisinde olmalarına rağmen kendilerini güvende hissetmişler, kılıçları ellerinden düşecek derecede uyuklamışlardı. Nitekim olayı bizzat yaşamış olan Ebû Talha, kendileri savaş alanında iken bu uyku sebebiyle kılıcının birkaç defa elinden düştüğünü ve tekrar aldığını ifade etmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 3/11; “Megāzî”, 20). Oysa şiddetli korku içindeki insanı uyku tutmaz, uykusuzluk devam ettikçe de perişanlık artar ve insanın mânevî gücü çöker. Uhud Savaşı’ndaki ortam böyle bir neticenin doğması için son derece müsait idi. Çünkü müşrikler savaş alanından ayrılırken yine geleceklerini söyleyerek müslümanları tehdit etmişlerdi; bu sebeple müslümanlar düşmanın dönüp tekrar saldırmasından ve kendilerini imha etmesinden veya Medine’ye saldırarak yağmalamasından endişe ediyorlardı. İşte böyle bir ortamda yüce Allah’ın bir lutfu olarak müslümanları tatlı bir uyku basıp, korkuyu unutturmuş, gergin olan sinirlerini dinlendirmiş, böylece huzur ve güvene kavuşarak yepyeni bir güç kazanmışlar, düşman çekildikten sonra da onları Hamrâülesed’e kadar takip etmişlerdir. Daha önce Bedir olayında da savaştan önce böyle bir güven uykusu gelmişti (bk. Enfâl 8/11). Uhud’da ise savaş esnasında veya savaştan hemen sonra daha savaş alanında iken müslümanlar böyle bir ilâhî lutfa mazhar oldular. Savaşa katılanlardan bir grup ise canlarının derdine düşüp kendilerinden başka bir şey düşünmüyorlardı. Bunlar, her ne kadar mümin görünüyorlarsa da gerçekte inanmamış oldukları için dini ve Hz. Peygamber’i savunmak gibi bir kaygıları bulunmayan münafıklardı. Savaşa sırf ganimet almak veya fitne çıkarmak maksadıyla katılmışlar, ancak büyük bir kısmı daha savaş başlamadan Abdullah b. Übey ile birlikte geri dönüp gitmiş; gidemeyenler ise müminlerin içinde kalmışlardı. Ancak müminleri huzura kavuşturan uyku bunları sarmamış, dolayısıyla korkuları arttıkça artmıştı. Savaşın seyri müminlerin aleyhine döndüğü için onlardan intikam alırcasına duygularını ortaya koyuyor ve Câhiliye kafasıyla haksız yere Allah hakkında kötü şeyler düşünüyor ve Hz. Muhammed’in peygamberliği hakkında tereddüt uyandıracak sözler söylüyorlardı (Cahiliye kavramının anlamı için bk. Mâide 50 ve Furkan 25/63-66’nın tefsiri). Münafıkların “Bu işten bize ne” sorusundan anlaşıldığına göre onlar, düşmanla meydan savaşı yapma hususunda alınan kararın hatalı olduğuna, bu kararda kendilerinin sorumluluğu bulunmadığına, savaşın planlanmasında görüşlerine uyulmadığına, dolayısıyla elde edilen bu sonuçtan sorumlu olmadıklarına, sorumluluğun meydan savaşını isteyen müminlere ve onların sözünü dinleyen Hz. Peygamber’e ait olduğuna işaret etmek istemişlerdir. Nitekim münafık Muattib b. Kuşeyr’in, Hz. Peygamber’in yanında açığa vurmayıp münafıkların arasında söylediği “Bu işte bizim görüşümüz alınsaydı burada öldürülmezdik” ifadesinden de bu anlaşılmaktadır (Taberî, IV, 142-143; Kurtubî, IV, 242). Oysa Hz. Peygamber, münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy’i istişareye çağırmış, kendisi de onun görüşü doğrultusunda görüş beyan etmişti. Ancak gençler, düşmanı Medine dışında karşılamayı uygun gördükleri için karar onların görüşü doğrultusunda alınmıştı. Bu sebeple münafıkların böyle bir bahane ile Hz. Peygamber’e karşı itiraz hakları olmadığı gibi onu istibdat ile de suçlayamazlardı. Başka bir görüşe göre âyetin ilgili kısmı şöyle yorumlanmıştır: Münafıklar Hz. Peygamber’e, “Bu işten bize bir yarar var mı?” diyerek bu savaşta kendileri için herhangi bir çıkar bulunmadığını vurgulamak istemişler; kendi aralarında da “Bu işten bizim bir çıkarımız olsaydı burada öldürülmezdik” demişlerdir (Şevkânî, I, 436). Süleyman Ateş’e göre “Bu işte bizim görüşümüz alınsaydı burada öldürülmezdik” diyenler münafıklar değil samimi müminlerden bir gruptur. Ona göre münafıklar savaşa katılmamışlardır, oysa bunlar savaş anında söylenmiş sözlerdir. Savaşın dehşetinden sarsılan bazı müminlerin içlerinde böyle düşünceler belirmiştir. Zira bu sözleri söyleyen kimselerin affedildiği bildirilmektedir. Halbuki münafık nifak içinde kaldığı sürece affedilmez (II, 122). Kanaatimizce Ateş’in bu görüşü isabetli değildir. Çünkü bir grup münafık müminlerin içinde kalarak savaşa katılmıştı. Bu sözü onların söylemiş olma ihtimali daha kuvvetlidir. Bir sonraki âyette affedildikleri bildirilenler ise münafıklar değil şeytanın vesvesesine aldanıp savaş yerinden ayrılan müminlerdir. Ayrıca Allah ve Peygamber uğrunda canı dahil her şeyini feda edecek derecede samimi müminlerin böyle bir söz söylemeleri mümkün değildir. Münafıkların bu tutumlarına karşılık yüce Allah, “De ki: İşin tamamı Allah’a aittir” buyurarak emir ve iradenin kendisine mahsus olduğunu, galibiyet veya mağlûbiyetin ezelde takdir ettiği ilâhî kanunlarına uygun olarak meydana geldiğini ve geleceğini vurgulamakta; ölenlerin de yine Allah tarafından takdir edilmiş ecelleriyle öldüklerini, eceli gelenlerin evlerinden çıkmasalar bile ölümden kurtulamayacaklarını, her insanın ölümü nerede takdir edilmişse gidip orada öleceğini bildirmektedir. Ayrıca âyette bu olayların bir hikmete binaen cereyan ettiği, bunlarla müminlerin denendiği ve kalplerinde olan kötü düşüncelerin temizlendiği ifade buyurulmuştur. Şüphe yok ki insanların gerçek şahsiyetleri güç olaylar karşısında ortaya çıkar. Nitekim Uhud Savaşı’nda da böyle olmuş, bu imtihan neticesinde insanların gerçek yüzleri ortaya çıkarılmıştır. Kalplerdeki sırları dahi bilen yüce Allah’ın insanları imtihan etmesi, onların iç yüzlerini bilmediğinden değildir. Savaşlarda alınan yenilgiler, yaşanan acılar insanların kendilerini sorgulamalarına, hatalarını görmelerine ve durumlarını düzeltmelerine yardımcı olur. Bu sebeple âyette Allah’ın Uhud’da olup bitenlerle müminleri deneyip kalplerindeki yanlış düşünce ve duyguları temizlemeyi murat ettiğine işaret edilmektedir. Her şeyin yüce Allah’ın takdiriyle cereyan etmiş olması, bizim sebeplere sarılmayı ihmal etmemizi gerektirmez. Çünkü kazâ ve kaderin nasıl olduğunu, nerede, ne zaman ve ne şekilde tecelli edeceğini bilemeyiz; biz olayı ancak meydana geldikten sonra bilebiliriz. Biz çalışmakla ve sebeplere sarılmakla görevliyiz. Bütün gayretlerimize rağmen istediğimizi elde edemediysek o zaman Allah’ın takdirinin bizim isteğimize aykırı olduğuna inanır ve ona teslim oluruz. Bu durumda da sorumlu olmayız.
Âl-i İmrân Suresi 154. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sonra (Allah) bu darlık ve kederin ardından güven ve sükûnet indirdi. Sizden bir grubu -onlar Allah'ın vaadine güvenenlerdir- kalplerindeki güven ve sükûnetten dolayı uyuklama bürüdü. Bir diğer topluluk güven ve uyuklamaya nail olamadı. Onlar yalnızca kendi selametlerini önemseyen münafıklardan başkası değildi. Onlar endişe ve korku içindeydi. Allah'ın kadrini hakkıyla bilemeyen cahiliye ehlinin zannı gibi Allah hakkında suizanda bulunarak Allah'ın resulüne yardım etmeyeceği ve kullarını desteklemeyeceği zannına kapıldılar. Allah hakkındaki cehaletlerinden dolayı o münafıklar şöyle dedi: "Savaşa çıkmak için bir görüş bildirmedik, eğer bize kalsaydı savaşmak için çıkmazdık." -Ey Peygamber!- Cevap olarak onlara de ki: “Bütün iş, Allah’ındır. O dilediğini takdir eder, dilediği gibi hükmeder ve O sizin çıkmanızı da takdir edendir." Münafıklar suizanlarını ve şüphelerini içlerinde gizliyor, sana belli etmiyor ve şöyle diyorlardı: "Eğer (savaşa) çıkma konusunda bizim bir görüşümüz olsaydı burada öldürülmezdik." -Ey Peygamber!- Onlara cevap olarak de ki: Eğer savaş meydanından ve ölümden uzak evlerinizde olsaydınız Allah'ın ölümünü yazdığı kişi öldürüleceği yere doğru çıkıp gidecekti. Allah, bunu göğüslerinizdeki niyet ve kastı denemek, kalplerinizdeki iman ve nifakı ayırt etmek için yaptı. Allah, kullarının göğüslerinde olanı hakkıyla bilendir. Kalplerdeki hiçbir şey O'na gizli kalmaz.