Diyanet İşlerien ayrışan
Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir
Elmalılı Hamdi Yazır
Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Muhammed bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölse yahut öldürülse ökçeleriniz üzerine gerisin geri mi döneceksiniz! İki ökçesi üzerine geri dönen, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah, şükredenleri ödüllendirecektir.
Süleyman Ateş
Muhammed, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Muhammed, ancak daha önce yaşayıp, ölmüş ya da öldürülmüş olan Allah'ın resullerinden bir resuldür. Eğer o ölür ya da öldürülürse dininizden dönecek ve cihadı terk mi edeceksiniz? Sizden kim dininden dönerse Allah'a hiçbir zarar veremez. Zira O, izzet ve güç sahibidir. Dinden dönen kimse dünya ve ahiretteki hüsrana kendini maruz bıraktığı için ancak kendi nefsine zarar verir. Dininde sebat göstermeleri ve kendi yolunda cihat etmelerinden dolayı Allah, şükredenleri en güzel şekilde mükâfatlandıracaktır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
144- Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse ökçeleriniz üstünde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçeleri üzerinde geriye dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır. 145- Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse ölmez. Ölüm, vadesi ile yazılmış bir yazıdır. Kim dünya mükafatını dilerse ona ondan veririz. Kim de âhiret mükafatını dilerse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfaatlandıracağız.
144. “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir.” Yani o ilk peygamber değildir. Aksine o da kendisinden önce gönderilmiş peygamberlerden birisidir. Peygamberlerin de görevi Rablerinin risaletini tebliğ etmek ve emirlerini uygulamaktır. Dünyada ebedi kalmak için gönderilmemişlerdir. Allah’ın emirlerine uymak için onların hayatta kalmaları şart değildir. Aksine ümmetlerin görevi her zaman ve her durumda Rablerine ibadet etmektir. Bundan dolayı devamla şöyle buyurmuştur:“Eğer o ölür veya öldürülürse” size getirmiş olduğu iman yahut cihad ya da bundan başka hükümleri terk etmek sureti ile “ökçeleriniz üstünde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçeleri üzerinde geriye dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez.” Aksine yalnızca kendi kendisine zarar verir. Çünkü Yüce Allah’ın ona ihtiyacı yoktur. O, dinini dimdik ayakta tutacak ve mü’min kullarını da aziz kılacaktır. Şanı Yüce Allah ökçeleri üzerinde geri dönenleri azarladıktan sonra Rasûlü ile birlikte sebat gösterip Rabbinin emrine uyan kimseleri de:“Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır” diyerek övmektedir. Şükür ise ancak her durumda Yüce Allah’a ubudiyetin gereğini yerine getirmekle gerçekleşir. Bu âyet-i kerimede şanı Yüce Allah, kullarını imanlarından yahut da imanın bazı gereklerini yerine getirmekten hiçbir şekilde alıkoyamayacak bir halde olmaları gerektiğine irşad etmektedir. İsterse bu yolda -ne kadar büyük olursa olsun- başkanlarını yitirmiş olsunlar. Bu da ancak dinin bütün hususlarında gerekli hazırlıkları yapmak ve başkanlık konusunda da yeterli birkaç kişiyi hazırlamakla olur ki onlardan birisi kaybedilecek olursa bir diğeri onun yerine geçer. Ayrıca bütün mü’minlerin asıl maksatları da Allah’ın dinini uygulamak ve imkân çerçevesinde o din uğrunda cihad etmek olmalıdır. Bu konuda maksatları, şu başkan olsun, bu olmasın şeklinde (şahıs eksenli) olmamalıdır. Ancak bu takdirde onların işleri tahakkuk eder ve istikamet üzere yürür. Yine bu âyet-i kerimede Sıddık-ı Ekber Ebu Bekir’in ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra mürtedlerle savaşan arkadaşlarının faziletinin en büyük delillerinden birisi vardır. Zira bunlar şükredenlerin önderleridir.
145. Daha sonra Yüce Allah bütün canların Allah’ın izni, kaderi ve kazası uyarınca ecellerine bağlı olduklarını haber vermektedir. Kesin olarak öleceği takdir edilen bir kimse sebepsiz dahi olsa ölür. Allah’ın hayatta kalmasını murad ettiği kimse ise ölümün bütün sebepleri ile karşı karşıya kalacak olsa dahi eceli gelmeden önce bu sebeplerin ona bir zararı olmaz. Çünkü Allah’ın kaza ve kaderi bunu gerektirir ve Allah ölümü belli bir vadeyle yazarak tespit etmiştir ki “Ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”(Yunus, 10/49) Daha sonra Yüce Allah insanlara iradelerine uygun olarak dünya ve âhiret mükafatından verdiğini haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Kim dünya mükafatını dilerse ona ondan veririz. Kim de âhiret mükafatını dilerse ona da ondan veririz.” Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Her birine, onlara da bunlara da Rabbinin nimetinden veririz. Rabbinin bağışı kısıtlı değildir. Onların kimini kiminden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Elbette âhiret, derece bakımından daha büyüktür, üstün kılma bakımından da daha büyüktür.”(el-İsra, 17/20-21)“Biz şükredenleri mükâfaatlandıracağız.” Yüce Allah burada şükredenlerin mükâfaatlarını söz konusu etmemektedir. Bu da mükâfaatlarının çokluğuna ve azametine delil olsun ve verilecek mükâfaatın şükrün azlığına, çokluğuna ve güzelliğine göre değişklik gösterdiği bilinsin diyedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Muhammed’in sadece bir beşer ve bir peygamber olduğu belirtilip önceki peygamberler gibi onun da ölümlü olduğu hatırlatılmaktadır. Ayrıca âyet münafıkların menfi propagandalarına bir cevap ve onlara kapılanlara yapılmış bir uyarı niteliğindedir. Şöyle ki Uhud Savaşı’nda Abdullah b. Kamia adında bir müşrik, Resûlullah’ı öldürmek için ona birkaç defa saldırmış, hatta yüzünü yaralamış ve attığı bir taşla dişinin kırılmasına yol açmıştı. Hz. Peygamber’i korumakta olan Mus‘ab b. Umeyr de bu müşrikin saldırılarına karşı koyarken şehit olmuştu. Mus‘ab, Hz. Peygamber’e benzediği için Abdullah b. Kamia Peygamber’i öldürdüğünü sanarak, “Muhammed’i öldürdüm” diye bağırmış, bu haber müslümanlar üzerinde şok etkisi yapmıştı. Bu haberin meydana getirdiği panik üzerine müslümanlar cesaretlerini yitirmişler, içlerinden bir grup dağa doğru çekilirken, bir grup Medine yolunu tutmuş, bazıları da oldukları yerde yığılıp kalmıştı. Hatta bir kısmı “Abdullah b. Übeyy’e gidelim de bizim için Ebû Süfyân’dan eman dilemesini rica edelim” deme gafletinde bulunmuş ve bu durumdan yararlanan bir grup münafık “Muhammed gerçek peygamber olsaydı öldürülmezdi. Atalarımızın dinine dönsek daha iyi olur” diyecek kadar ileri gitmişlerdi (Reşîd Rızâ, IV, 160).
Bu sırada Hz. Peygamber’in “Ey Allah’ın kulları bana gelin!” diye seslenmesi üzerine etrafında halkalanan yaklaşık otuz kişilik bir grup onu yiğitçe savunmuşlardı. Öte yandan bu habere aldanan Kureyş, aldığı netice ile yetinerek savaş alanını terketmiştir. Hz. Peygamber bu durumun farkına varmış ve bunu kendisi ve arkadaşları için Allah’ın lutfettiği bir fırsat olarak değerlendirmiştir. Nitekim onun sağ olduğunu müslümanlara duyurmak isteyen Kâ‘b b. Mâlik’e susması için işaret buyurmuşlardır (Hasan İbrâhim Hasan, İslâm Tarihi, I, 152).
Âyette Hz. Muhammed’in fâni, İslâm’ın ise bâki olduğunu, bu sebeple, o ölse dahi müslümanların bunu sükûnetle karşılayıp dinlerine bağlı kalmaları, düşmanlarıyla sürdürdükleri savaşta sebat etmeleri gerektiği hatırlatılmaktadır. Müteakip âyetin sonundaki “Allah şükredenleri ödüllendirecektir” cümlesi buna işaret eder. Müfessirler buradaki “şükredenler” ifadesini, “İslâm’da sebat edip görevlerini yerine getirenler” şeklinde tefsir etmişlerdir (Elmalılı, II, 1194). Nitekim yıllar sonra Hz. Peygamber vefat ettiğinde insanlar şaşırıp ne yapacaklarını bilemez olmuşlar, fakat soğukkanlılığını koruyan Hz. Ebû Bekir, “Kim Muhammed’e tapıyor idiyse bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim de Allah’a tapıyor idiyse bilsin ki Allah diridir, ölmez!” demiş ve bu âyeti okumuştur. İbn Abbas “Ebû Bekir bu âyeti okuyuncaya kadar insanlar sanki böyle bir âyetin daha önce inmiş olduğunu bilmiyorlardı, herkes âyeti (ilk defa) ondan öğrenmiş gibiydi. Ondan âyeti dinleyen herkes onu okumaya başladı” demiştir (İbn Kesîr, II, 109).