Diyanet İşlerien ayrışan
Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
İşte bunlardır kendilerine azabın korkuncu öngörülen. Âhirette hüsrana uğrayacaklar da onlardır.
Süleyman Ateşen ayrışan
Onlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azab kendilerinindir. Ve onlar ahirette de en çok ziyana uğrayanlardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Belirtilen özelliklere sahip olan o kimseler için dünyada katledilip, esir alınarak kötü bir azap vardır. Yine onlar ahirette de insanların en çok hüsrana uğrayanları olacaklardır. Öyle ki kıyamet gününde kendi nefislerini ve ailelerini cehennemde ebedî bırakarak hüsrana uğratacaklardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Tâ, Sîn. Bunlar, Kur’ân’ın ve apaçık/açıklayıcı Kitabın âyetleridir. 2- Müminler için doğru yolu gösteren bir rehber ve müjdedir. 3- O (müminler) namazlarını dosdoğru kılan, zekâtı veren ve âhirete kesin olarak inanan kimselerdir. 4- Âhirete iman etmeyenlere gelince amellerini onlara süslü göstermişizdir. Bu sebeple onlar şaşkın bir halde bocalamaktadırlar. 5- İşte azabın en kötüsü bunlaradır. Âhirette en çok ziyana uğrayacak olanlar da onlardır. 6- Şüphe yok ki sen, Kur’ân’ı Hakîm ve Alîm olanın katından (bir vahiyle) almaktasın.
(Mekke’de inmiştir. 93 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Yüce Allah, kullarının dikkatini Kur’ân-ı Kerîm’in azametine çekerek, tazime delâlet eden işaret edatı ile ona işaret edip:“Bunlar, Kur’ân’ın ve apaçık/açıklayıcı Kitabın âyetleridir.” buyurmaktadır. Yani bu âyetler, en yüce âyetlerdir. Bu belgeler en güçlü belgelerdir. Bu delâletler en yüce hedeflere, en üstün maksatlara, en hayırlı haberlere, en temiz ahlâka delâlet eden en açık delillerdir. Âyetleri en doğru haberleri, en güzel emirleri içerir, kötü olan her bir işi ve her bir huyu da yasaklar. Bu âyetler tıpkı güneşin, gözün görmesi için etrafı aydınlattığı gibi nurlu basiretler için gerekli açıklama ve beyanları yaparak onların yolunu aydınlatır. Bu âyetler imana delâlet eder, imana ulaşmaya çağırır, geçmiş ve gelecekteki gaybe ait olmuş ve olacak şeyleri aynen haber verir. Bu âyetler, o yüce Rabbi en güzel isimleriyle, en yüce sıfatlarıyla ve en kâmil fiilleriyle tanımaya davet eder. Bu âyetler bizlere O’nun rasûllerini ve gerçek dostlarını tanıtmış, gözlerimizle onları görürcesine vasıflarını bize bildirmiştir.
2. Bununla birlikte insanlar arasında pek çok kimse, bunlardan gereği gibi yararlanmaz. Bütün inatçılar bu âyetler ile hidâyet ve doğru yolu bulmaz. Bu yolla da bir bakıma bu âyetler hayırsız, salah bulması mümkün olmayan, kalbi saf ve temiz olmayanlara karşı da korunmuş olmaktadır. Bu âyetlerlede şanı Yüce Allah’ın kendilerine imanı nasip ettiği ve bu yolla kalpleri nurlanıp ruhları durulaşan kimseler hidâyet bulur. Bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Müminler için doğru yolu gösteren bir rehber ve müjdedir.” Yani bu âyetler, onları dosdoğru yola ilettiği gibi gitmeleri ya da terk etmeleri gerekeni de onlara gereği gibi açıklar. Bu dosdoğru yola iletilip onu izlemenin karşılığı olan Allah’ın mükâfatını da onlara müjdeler.
3. Mü’min olmak iddiasında bulunanlar pek çoktur. O halde böyle bir iddiada bulunan herkesin iddiası kabul edilir mi yoksa bunun mutlaka bir delili mi olması gerekir? Ki doğru olan da bu sonuncusudur. İşte bundan dolayı Yüce Allah, söz konusu müminlerin vasıflarını belirterek şöyle buyurmaktadır:“O (müminler)” farzıyla, nafilesiyle “namazlarını” namazlarının hem rükünlerini, şartlarını, vaciplerini ve müstehaplarını oluşturan zahirî fiilleriyle hem de namazın ruhu ve özü olan huşu ile Yüce Allah’a yakınlıklarını hatırlarında tutmak, namaz kılarken söylediklerini ve yaptıklarını düşünmek sûretiyle bâtıni fiillerini yerine getirmek suretiyle “dosdoğru kılan” hak sahiplerine farz olan “zekâtı veren ve âhirete kesin olarak inanan kimselerdir.” Yani bunların imanları yakîn derecesine ulaşmıştır. Yakîn (kesin inanç) ise kalbe ulaşan, amele götüren tam bir bilgi demektir. Onların âhirete dair bu kesin inançları, âhiret için tam anlamı ile çalışmalarını, azabı ve cezalandırmayı gerektiren sebeplerden de uzak kalmalarını gerektirir. İşte her türlü hayırın başı da budur.
4. “Âhirete iman etmeyenlere gelince” âhireti de âhiretin varlığını bildirenleri de yalanlayanların “amellerini onlara süslü göstermişizdir. Bu sebeple onlar şaşkın bir halde bocalamaktadırlar.” Şaşkınlık ve tereddüt içerisindedirler. Onlar Allah’ın gazabını rızasına tercih edecek kadar şaşkınlaşmışlardır. Hakikatler onlar için ters yüz olmuştur, o bakımdan batılı hak, hakkı da batıl olarak görürler.
5. “İşte azabın en kötüsü” en çetini, en büyüğü ve en fenası “bunlaradır. Âhirette en çok ziyana uğrayacak olanlar da onlardır.” Ziyanda olmak bunlara hastır. Çünkü onlar, Kıyamet gününde kendilerini de aile halklarını da yitireceklerdir. Peygamberlerinin davet etmiş olduğu imanı da elden kaçırmış olacaklardır.
6. “Şüphe yok ki sen, Kur’ân’ı Hakîm ve Alîm olanın katından (bir vahiyle) almaktasın.” Sana öğretilen bu Kur’ân-ı Kerîm, her şeyi yerli yerince koyan ve her şeyi olması gereken yere oturtan hikmeti sonsuz “Hakim” ve bütün hallerin sırlarını ve iç yüzlerini tıpkı dışları gibi bilen “Alîm” Allah’tan sana indirilmektedir. Bu yüce Kitab, hikmeti sonsuz Hakim, bilgisi sonsuz Alim tarafından sana indirildiğine göre bütünüyle hikmettir ve bütünüyle kulların faydasınadır. Kulların faydalarını onlardan daha iyi bilen O yüce zat tarafından indirilmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnanmayanların yapıp ettiklerinin kendilerine güzel gösterilmesi Allah’ın onlara inanç ve yaşayışları konusunda seçme hakkı tanımaması anlamına gelmez; bilâkis kendi irade ve tercihleriyle inkârcılıkta ısrar ettikleri için Allah onları yapıp ettikleriyle baş başa bırakır. Böylece kalpleri katılaşır, iman etmezler ve yaptıklarının güzel olduğunu sanırlar. Bunun sonucu olarak da hem dünyada hem de âhirette yaptıklarının sonucuna katlanırlar (bu konuda ayrıca bk. Bakara 2/7).